• Efsane Hikayeler 12.09.2008

    bundan milyonlarca yıl önce, evrenin derinliklerinde, daha önce hiç kimsenin gitmediği pembe bir gezegen varmış. bu gezegende insana benzeyen canlılar yaşarmış. aynı dünya gibi bir atmosfere sahipmiş. adı ziyonya olan bu gezegenin tam beş tane güneşi varmış. bu güneşlerin biri batar, diğeri doğarmış. bu yüzden ziyonya’da hiç karanlık olmazmış.

    burada yaşayan canlılar güneşlerinin sıcaklığı gibi çok sıcak, cana yakın, sevecen canlılarmış. Ö yle kibirbirlerine sürekli yardım eder, birbirlerinin sıkıntılarına çare olurlarmış.

    bu ortamda milyonlarca aile gibi olan bir aile pembe gezegen ziyonya’da, pembe kürede yaşıyorlarmış. bu aile anne, baba ve iki çocuktan oluşmaktaymış. bunlar çok mutluymuşlar, öyle ki etraflarına sürekli gülücük saçarlar ve herkesi memnun ederlermiş.

    kim bilir burada anlatılan aile belki sizin aileniz, belki onlar sizin çocuklarınız. sizin çocuklarınız var mı? varsa onların başlarını hiç sevgiyle okşadınız mı? bu çocukların adları zet ve met. eğer bu zamana kadar hiç çocukların başlarını sevgiyle okşamadıysanız onların başlarını okşayınız ve onlara sevginizi gösteriniz.

    günlerden bir gün, ziyonya’ya dış uzaydan, çok korkunç olan, vücutları simsiyah, dokunulduğunda sert metal hissi veren ve tın tın diye ses çıkaracakmış gibi olan, gözleri ise kıpkırmızı sanki kan gibi, çok iri yapılı, tüylü, uzun ve sivri kulaklı yaratıklar saldırmaya başlamışlar. bu yaratıklar sürekli uzayda gezer ve çocukların beyinlerini yiyerek hayatlarını sürdürürlermiş. küçük çocukların beyni bu yaratıkları hayatta tutan tek besin kaynağıymış. bunların her şeye zararları olur fakat herkes bunları göremezmiş. bunları sadece tertemiz olan küçük çocuklar görürlermiş. bunların tek besin kaynağı küçük çocuklar olduğu için, sürekli uzayda gezer ve böyle küçük çocukların olduğu gezegenlere saldırırlarmış. kimbilir sırada daha kaç gezegen ve küçük çocuk varmış.

    yaratıklar ziyonya’da pek çok aileye, eve, işyerine, okullara saldırmışlar. buralar da ne kadar çocuk varsa onları kaçırmışlar. sıra zet ve met’in yaşadığı o güzel pembe küreye gelmiş. güneşlerinin sıcaklığı kadar sıcak ve güzel olan aileye gelmiş sıra. zet ve met’in anne-babası bu duruma çok üzülüyormuş. Çocuklarının ellerinden alınmak istenmesi onları perişan etmiş. ah yaratıkları görebilselermiş. belki onlara saldırır ve çocuklaırnı kurtarırlarmış. ancak o yaratıklar sadece çocuklar tarafından görülüyormuş.

    tam bu sırada zet ve met’in aklına müthiş bir fikir gelmiş ve bu fikri deneyerek, yaratıklardan kurtulmak istemişler. canavarlardan kurtulmanın yolu sadece küçük çocukların elinde imiş. “nasıl bu canavarları sadece biz görüyorsak onları da gezegenimizden biz gönderebiliriz?” müthiş bir fikir fakat bu fikri nasıl uygulayacaklarını o an için bilememişler. canavarlardan kurtulmak ve tüm sevdiklerini kurtarma görevi zet ile met’e kalmış ve onlarda madem bu canavarları sadece biz görebiliyoruz, onları da biz gönderebiliriz demişler.

    zet ve met anne-babalarına “siz korkmayın! biz kendimizi ve sizleri nasıl koruyacağımızı birazdan çözeceğiz. bunun bilgisinin bize verildiğine inanıyoruz” demişler .

    sonra iki kardeş el ele tutuşmuş ve çözüm bulmak için tek vücut haline gelmişler. anne-babalarını, gezegenlerini ve etraftaki insanları çok seviyorlarmış. bu nedenle onları kurtarmaları gerektiğine inanıyorlarmış. bunun için sevginin gücünü kullanmaya karar vermişler. yaratıkların düşünceler, sevgisizlik, kin ve nefretten dolayı çoğaldıklarını ve aslında kötü bir kabus olduklarını fark etmişler.

    zet ve met el ele tutuşmuş vaziyette ve boşta kalan ellerini canavarlar kaldırarak şu cümleyi haykırmışlar. “hayır! siz buraya giremezsiniz. siz buraya ait değilsiniz. sizi sevgisizlik, kin ve nefret oluşturdu, sizi ancak sevgimizin gücü yener. gidin buradan, rahat bırakın pembe gezegenimizi, gidin, çok uzaklara, haydi şimdi, kaybolun” diyerek canavarlara karşı kaldırdıkları elleri canavarlara doğru avuç içleri canavarlara bakarken ellerinden kırmızı renkli, çok sıcak ve yakıcı ışınlar çıkmaya başlamış. bu ışınlar kendilerine hiç zarar vermiyormuş. ancak canavarlar paramparça olmuşlar. zet ve met bunun üzerine biz gezegenimizi çok seviyoruz, anne-babamızı, akrabalarımızı ve tüm insanları çok seviyoruz. bu nedenle bizim sevgimizin olduğu yere sizin gibi canavarlar giremez. gidin! gidin! gidin buradan diyerek yaratıklara karşı bir güç oluşturmuşlar. bu güç öyle yoğunlaşmış ki kesici lazer gibi olmuş. bu ışın onları kalplerinden vurmuştur.

    zet ve met şöyle demiler.”ey nefretin yaratıkları! gidin buradan! sevginin olduğu yerde, size yer yok! bizi rahat bırakın” böylece bu ve bunun gibi nefret yaratıkları ziyonyayı terk etmek zorunda kalmışlar.

    sevginin gücü bir kez daha zafer kazanmış

    Posted by admin @ 13:39

  • Bir cevap yazın

    E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Rss Feed Tweeter button Facebook button Technorati button Reddit button Myspace button Linkedin button Webonews button Delicious button Digg button Flickr button Stumbleupon button Newsvine button Youtube button
Edebiyat Edebiyat