Zengin Kardeş İle Yoksul Kardeş
Bir varmış, bir yokmuş… çok eskiden iki kardeş yaşarmış. Bunlardan biri çok zengin, öbürü de çok yoksulmuş. Bu yoksul kardeş evli, zengin olanı da bekarmış. Yoksul kardeş bir gün zengin kardeşine, ‘’ Aman kardeş, bugün yiyeceğimiz yok, bize birkaç kuruş ver de bugünkü işimizi görelim,’’ demiş. Öbürü de ona, ‘’haydi cehennem ol başımdan. Kazık kadar herifsin, bir ekmek parasını bulamıyorsun… çalış da kazan. Senin cebin ayrı , benim cebim ayrı, çekil karşımdan, ben böyle adama para pul vermem,’’ diyerek kızmış. Bu zavallı da, ‘’bari varayım başımın çaresine bakayım,’’ diyerek yola çıkmış. Gide gide bir ağacın dibine varmış. Hem açlıktan hem de yorgunluktan bitkin bir halde olduğu için biraz dinlenmek üzere ağacın dibine oturup düşünmeye başlamış. Tam o sırada, bir de bakmış ki, uzaktan kırk tane dev, tozu tozuna katarak geliyor. Adam bunları görür görmez ağacın kovuğuna saklanıp, ‘’ Şunlar nereye gidiyorlar, bakayım,’’ diye bir aralıktan gözetlemiş.
Devler ağaca yakın bir taşın başına gelerek, ‘’ Çanga,’’ demişler, taş açılmış. İçeri girince de, ‘’ Çunga ‘’ dediklerinde taş yine kapanmış.
Fakircik, o ağacın kovuğunda bunu görünce , o gece orada yatıp, sabahleyin devlerin çıkmalarını beklemişler.
Sabah olmuş. Devler yine, ‘’Çanga’’, deyince taş açılmış, devler dışarı çıkmışlar. Sonra da, ‘’Çunga’’ dediklerinde taş kapanmış, devler uzaklaşıp gitmişler.
Adamcağız devlerin gittiğini görünce kovuktan çıkıp, taşın başına gitmiş.
‘’ Acaba ben de söylesem açılır mı?’’ diye düşünmeye başlamış. Sonra da, ‘’ Adam sen de, ne olursa olsun, söylerim. Ben zaten ölmüşüm,’’ deyip, ‘’ Çanga’’ yı basmış.
Taşın açıldığını görüp, hemen içeriye dalmış.
‘’Çunga’’ demiş taş kapanmış.
Bunun üzerine, mağaranın bir odasına girmiş bakmış ki, bir sofra; sofranın üstünde de kırk tane anahtar. Bu anahtarları alıp, odaları açmaya başlamış. Birinci odayı açınca bir de ne görsün? Oda altın dolu değil mi? Derken ikinciyi açar; gümüş üçüncüyü açar; kırmızı yakut dördüncüyü açar; yeşil zümrüt, beşinciyi açmış; mücevher. Sözün kısası, her birinde bin türlü kıymetli şeyler görmüş. En sonunda bir de kırkıncı odayı açmış ki ne görsün! Bir sürü kız ölüsü birbirinin üstüne istiflenmiş durmuyor mu?
Hemen bu odayı kapayıp, öbür odaların her birinden birer parça şey almış, ceplerini, koynunu doldurmuş. Öbür odaları da kapadıktan sonra anahtarları sofranın üstüne bırakmış, taşın dibine gitmiş.
‘’Çanga’’ demiş dışarı çıkmış. ‘’Çunga’’ demiş taş kapanmış. Sevine sevine evine dönmüş.
Artık yiyeceğini, içeceğini almış, iyice zengin olmuş.
Kardeşi, ‘’Nasıl böyle zengin oldun?’’ diye sormuş, o da her şeyi olduğu gibi anlatmış.
Bunun üzerine o da,’’ Acaba ben de gitsem alabilir miyim?’’ diye sormuş. Öteki de, ‘’Elbette,’’ diye cevap vermiş. ‘’ Aman ‘’Çanga, Çunga’’yı sakın unutma demiş.’’ Adam hemen evine gidip büyükçe bir çuval almış, yolda ‘’Çanga, Çunga’’ diye ezberleyerek kardeşinin söylediğini unutmamış. Taşın başına gelmiş.
‘’Çanga,’’ demiş, taş açılmış. İçeriye girince, ‘’Çunga’’ demiş, taş kapanmış.
Sonra anahtarları bulup, her odadan birer parça kıymetli eşyalardan çuvala doldurmuş, taşın yanına gelmiş. Ama ‘’Çanga’’yı unutmuş, ‘’Çunga’’ demiş, taş güldür güldür yeniden kapanmış.
Düşünmüş, taşınmış, ‘’Çanga’’ . hiç aklına gelmemiş. Artık ne yapacağını şaşırmış. Devlerin de gelmesi yaklaştığından, korkusundan tir tir titremiş. Sonra biraz kendini toplayıp, ‘’ Bari çuvalı boşaltayım da şurada kendime saklanacak bir yer bulayım. Hiç olmazsa devlerin ne söyleyeceğini duyar, yarın da bunları alır buradan giderim,’’ demiş. Çuvaldakileri tekrar odalara boşaltıp, öteyi beriyi ararken, gözüne ocak ilişmiş.
‘’oh işte saklanacak güzel bir yer buldum,’’ demiş, ocağın tepesine çıkmış. Masalı daha fazla uzatmadan, devler gelmiş, ‘’Çanga’’ demişler , içeri girmişler. ‘’Çunga’’ deyip, taşı kapamışlar.
Adam bacadan doğru ‘’Çanga’’yı işitince, ‘’Hele öğrendim. Yarın hallederimdiye kendi kendine söylenmiş, devlerin en genci, ‘’Burada insan . eti kokuyor;’’ demiş. Devler de çayır çimende gezdiklerinden, ‘’Üstümüz çayır çimen kokuyor, başka ne olabilir?’’ demişler.
Ama genç dev, ‘’Yok mutlak burada bir insanoğlu var. Ben bir arayıp bakacağım, ‘’ diyerek öbürlerini de yanına alır, öteyi beriyi aramaya koyulmuşlar.
Demeye kalmamış, bir de bakmışlar ki, ocağın tepesinde bir koca adam duruyor.
Genç dev, ‘’Gördünüz mü? Ben size demedim mi ki, burada insanoğlu var?’’ diyerek adamı aşağıya almış.
Devler,’’Sen buraya nasıl oldu da geldin?’’ diye sordukları zaman, adam kaskatı kalıp, dudakları titreye titreye işi baştan sonuna kadar bir bir anlatmış.
Devler de, ‘’Kardeşin yoksulmuş, ama sen onu kovmuşsun. O da kısmetini burada bulmuş. Sen ise kısmetini başka türlü buldun,’’ diyerek adamı kırk lokma edip bir güzel yemişler.
“Zengin Kardeş İle Yoksul Kardeş”