• Anı Hikayeler 24.03.2009

    İkindi vakti yaklasiyordu. ev arkadasi olan yalnizlikla sohbet etmeye baslamisti. yalnizlikla olan sohbetine ara verip çay demlemek için mutfağa gitti. severdi çayi ve sigarayi. porselen çaydanliği seçti çay demlemek için. daha bir baska oluyordu porselen demlikte çay ve nazlihan bunu çok iyi biliyordu. disarida inanilmaz derecede soğuk vardi ve zayif insanlari uçuracak kadar kuvvetli bir ruzgâr esiyordu. bir an pencerenin önunde öylece kalakaldi. bacalarin etrafini çeviren siğircik kuslarini izledi. isinmak için çektikleri sikintiyi dusundu. ardindan da mendil satan çocuklari ve camsiz evlerde uyuyanlari dusundu. Ânî bir hizla kaloriferin yanindan ayrildi. dusunceler âleminde seyahat ederken kapi çaldi. yavas adimlarla kapiya doğru ilerledi. kapiyi açti. “kim o?’ demeyi unutmustu. annesi olsaydi ne kadar kizardi, kim bilir… kapida çok sevdiği bir arkadasi vardi. evet, İbrahim’ di gelen. — ben, dedi İbrahim. sohbet etmek için geldim, birer çay içer miyiz? “buyur’ dedi nazlihan buyuk bir sevinçle. yalnizliğini bozan insanlari severdi. salona geçtiler. nazlihan, evin en guzel kösesini arkadasina nazik bir isaretle gösterdi. oturdular. bir sure sessizlik hukum surdu odada. nazlihan “bu sessizliği bozmaliyim’ dedi içinden. nazik bir hareketle sehpanin uzerindeki teybe uzandi. surekli dinlediği sarkiyi tekrar basa sarip, sesini açti. İkisinin de sevdiği bir sarkiydi çalan. “hatirla sevgili o eski gunleri çocuklar gibi’ sarkiyla birlikte sökun eden duygu seline karsi koyamayip maziye doğru suruklendiler. birbirlerine anilarini anlatmaya basladilar. eski gunleri animsayip mutlu olmakti istekleri. guzel cumlelerle konusmalarini susleyip sohbet ediyorlardi. birden; —Çay, dedi nazlihan. Çayi ocakta unuttum. hemen mutfağa kostu. atesi biraz kistiktan sonra bardaklari hazirlayip salona geldi. ardindan çayi getirdi. İbrahim’ in sevdiği ince belli bardaklara demli çayla dolduruldu. —madem anilardan konusuyoruz, dedi nazlihan tebessum ederek. o zaman bir surpriz yapayim. nazlihan odadan çikti. aradan birkaç dakika geçti ve elinde yesil bir kutuyla geri geldi. nazlihan odaya dönduğunde İbrahim bir sigara daha yakmis sarkiyi dinliyordu. “efkâr mektubudur askin, sözsuz okunur yalan dunya dört mevsimde bir bahar olur.“ —İbrahim, bu benim ani kutum dedi nazlihan. İçinde yillardan beri sakladiğim hediyeler, mektuplar ve unuttuklarimi hatirlatacak birçok esya var. elindeki yesil, sert ve derince olan kutunun kapağini yavasça açti. anilarinin canini acitmak istemiyormus gibi dikkatli ve tedirgindi. elini kutunun içine soktu ve kuçucuk bir kutu çikardi. —İbrahim, dedi nazlihan. bu kutucukta kuzenimin oğlunun ilk çikan disi var. onun kuçuk disini yillar sonra gösterebilmek için sakliyorum. yuzune çok yakisan tebessum, nazlihan’in yuzunde yeniden belirdi. kuzeninin oğlunun disini kuçuk kutuya, kuçuk kutuyu da “yesil ani kutusu’nun içine yavasça birakti. derin bir nefes aldiktan sonra baska bir anisini çikardi hasretle. —bu da en sevdiğim arkadasimla gittiğimiz sinemalarin biletleridir, dedi nazlihan. bak, biletler yarimdir. diğer yarilari da o arkadasimda… onlari da özenle “yesil ani kutusu’na yerlestirdi. bu arada İbrahim, nazlihan’in gözlerinde egemenliğini ilân eden huznu izliyordu. nazlihan bosalan bardaklari tekrar doldurdu. İnce belli bardaklarin içinde çirpiniyor ardindan da boğuluyordu sevinç taneleri… nazlihan “yesil ani kutusu’nun içinden bir anisini daha çikardi; fakat bu sefer yuzunde tebessum değil huzun vardi. elindeki saati göstererek; —bu saat teyzemin on bir yil önce hediye ettiği saat, diyebildi ancak. gözleri dolmustu. kisik ve titrek bir sesle teyzesinin vefat ettiğini söyledi. odayi bir ölum korkusu kaplamisti. nazlihan odanin korkunçluğunu basariyla sildi. yesil ani kutusunun içinden uç tane top çikararak yapmisti bunu… —bu kuçuk toplar ilkokul arkadaslarimindi, dedi nazlihan. teneffuslerde sinifin içinde oynarlardi bunlarla. toplar da siralarin altina kaçar ya da köselere saklanirlardi. ben de bulabildiklerimi aldim, ani kutumda bir yer verdim onlara. arkadaslarim hâlâ bu toplarin kaybolduklarini sansinlar. benim çaldiğimdan haberleri yok. İleride çocuklarina veririm, ödesiriz. en çok bu anisini anlatirken gulmustu nazlihan. söyledim ya; gerçekten yakisiyordu gulmek yuzune ve gözlerine… tekrar tekrar dinledikleri sarki hâlâ devam ediyordu. “varsin eller gönul yarasi kapanir sansin kabuğun altinda sevgili, sen kanayansin’ İbrahim sarkinin sözlerini dinlerken gözlerini pencereye çevirdi. bu sarkinin en sevdiği kismi burasiydi. eslik etmeyi de ihmal etmemisti. disarida kizaran gökyuzunu izliyordu. siğircik kuslari baca kenarlarindan sikilmis olmalilar. dans ediyorlardi gunese en yakin yerde. İki dost mazi koridorunu adimlamaya devam ediyorlardi. nazlihan’in elinde bu sefer birkaç kuçuk kâğit parçasi vardi. İkiye katli olan kâğitlari özenle açisi onlara ne kadar değer verdiğini belli ediyordu. —bunlar, dedi nazlihan. sevdiğimin en son satirlari… kâğitta yazilanlari okuyordu. Çok hizli çeviriyordu kâğitlari. İbrahim, nazlihan’in yazilanlari ezberlediğini dusundu. —yillardir sakliyorum bunlari, dedi nazlihan. o her seyin silindiğini, yirtildiğini, kaybolduğunu, unutulduğunu biliyor. ve hep öyle bilecek!

    Posted by admin @ 13:32

  • Bir cevap yazın

    E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Rss Feed Tweeter button Facebook button Technorati button Reddit button Myspace button Linkedin button Webonews button Delicious button Digg button Flickr button Stumbleupon button Newsvine button Youtube button
Edebiyat Edebiyat