Hikayeler, Hikayesi

Senin Hikayen

bu gün içimde yine bir hüzün var..sanki hazan dolmuş
benliÄŸime ..
rüzgârla savrularak uçuşuyor , taptaze fidanlarım,
hep yerlerde.

bu gün ,kalbimde bir sızı var yine,
İşte öylesine acıtıyor yakıyor ,yüreğimi.
her şehidim için bir ok daha saplanıyor düşlerime.
ağlamak istiyorum ,ama ağlayamıyorum.
sanki ,göz yaşlarım da terk etmiş gibi ..

gözlerimin önünde musalla taşları,
bayraklara sarılmış yan yana,
daha dün,vatan için düşman kovalayan,
canlı,kanlı ,delikanlı yiğitlerim, cansız yatıyorlar..

dayan ey yüreğim dayan ,bu dayanılmaz acıya.
uyandırmak istiyorum,uyanmıyorlar,
sanki bana ,hazin bir elemle bakıyorlar.
neden yiÄŸidim,yiÄŸitlerim neden?
neden, böyle üzgünsünüz?
soruyorum.İsyan ediyorum…

savaşamadan öldük ,kahpece vurulduk,
sana mahcubuz ana, ondandır ..diyorlar..
oğullarım,canlarım,
biliyorum, içten dıştan düşmanla sarılmış yurdumuz,
bu düşmanlar sinsi,..bu düşmanlar kalleş.
bu düşmanlar,
düşman bile sayılmazlar.
bunlar zoru görünce ,tabana kuvvet kaçarlar.
savaşmayı da bilmezler,
Çünkü onlar asker bile değiller.

bir kaç çapulcu, peşmerge,
bir kaç vatan haini el birliği olmuşlar,
kimi saltanatını sürüyor,
kimisi de dağlarda sürünüyor.
sanıyorlar ki abd yanlarında
saddam -ı görmüyorlar sonlarında.

yavrularım,canlarım benim,
Şimdi sizsiz ne yapacağım ben?
söyleyin ,nasıl dayanayım bu acıya?
yüreğime bir kor düşmüş böylesine,yanıyor, yanıyorken..

anam ,sen bakma bizim, yattığımıza ,
ruhumuz arkadaşlarımızla.
biz yine dağlardayız,
her yerdeyiz ,mevzideyiz onlarla..
son düşman ölene kadar, rahat etmeyiz,
yatsak da toprağımızda.

sen bizim için üzülme, sevin ana..
biz vurulduk,ÅŸehit olduk.
vatan için asker olduk.
vatanı korumazsak ,o zaman neden doğduk?.
anam ,sen demez miydin ki bize her zaman,
vatan kutsaldır,uğruna ölünür diye.
Şimdi bu üzüntün niye..

Çalsın davullar,zurnalar yine,
halaylar çekilsin.
bayrağım dalga dalga,dalgalansın göklerde.
bak,daha nice oğullar var atatürk,ün izinde..
biz hür doğduk,özgürlükçüyüz,atatürk çüyüz.
taşına toprağına kurban olduğumuz,
uÄŸruna baÅŸ koyduÄŸumuz,vatan elden giderse ,
İşte o zaman biz,
biz gerçekten de ölürüz..

anam,sen sütünü helal et,başka bir şey demiyoruz.,
biz, burada böylece yatıyoruz sanma,
dağılmışız vatanımın tüm topraklarına…
offf,oğullarım off.

oy..! canlarım oy!
benim sütüm size helâl olmayacak ta ,kime olacak?.
her şafaktan sonra mutlak, yine güneş doğacak..
helâl olsun sütüm size helâl..canlarım,kuzularım.
İsteğiniz bu olsun yavrularım.

o zaman siz meraklanmayın,
hiç ,tasalanmayın.
davullar,zurnalar çalacak,
ay yıldızlı bayrağımız,
dünya var oldukça hep dalgalanacak.
andım olsun size.andım olsun..

bu gün içimde yine bir hüzün var..
sanki hazan dolmuÅŸ
benliÄŸime ..
rüzgârla savrularak uçuşuyor , taptaze fidanlarım,
hep yerlerde.
bu gün ,kalbimde bir sızı var yine,işte öylesine acıtıyor yakıyor ,yüreğimi.
her şehidim için bir ok daha saplanıyor düşlerime.
ağlamak istiyorum ,ama ağlayamıyorum.
sanki ,göz yaşlarım da tükenmiş gibi

Anzaklı ömerin hikayesi

türk olmanın nasıl bir şey olduğunu unutanlara hatırlatmak için, türk olmanın tadına varmak için, lütfen okuyun.
bu hakiki hikayeyi aktaran, sayın dr. Ömer musoÄŸlu 85 yaşındadır ve halen moda/ İstanbul\’da oturmaktadır.

anzaklı Ömer\’in hikayesi 1957 yılında İstanbul tıp fakültesi\’nden mezun olup ihtisas yapmak üzere abd\’ye giden doktor Ömer muÅŸluoÄŸlu, görev yaptığı hanede başından geçen çok enteresan bir hadiseyi şöyle anlatıyor:

amerika \’ya gittiÄŸim ilk yıllar.. new york\’da medical center hospital\’da görev almıştım. fakat vazifem kan almak, kan vermek, serum takmak, elektrokardiyografi çekmek gibi iÅŸler.. hastaya o kadar önem veriyorlar ki yeni doktorlar hemen direkt olarak hasta muayenesine, tedavisine verilmiyor .diÄŸer zamanlarda da laboratuarda çalışıyorum. bir hastaya gittim. yaÅŸlıca bir adam, tahminen yetmiÅŸ beÅŸ yaÅŸlarında..
-kan vereceÄŸim kolunuzu açar mısınız?\” dedim.
adamcağız kanserdi ve aynı zamanda kansızdı.. kolunu açtım, baktım pazusunda bir türk bayrağı dövmesi var. Çok ilgimi çekti, kendisine sormadan edemedim:
-siz türk müsünüz?
-kaÅŸlarını yukarıya kaldırarak \”hayır\” manasına bir iÅŸaret yaptı.
-ama ben hala merak ediyorum. \”peki bu kolunuzdaki türk bayrağı nedir?\”
-aldırma öylesine bir şey işte, dedi.
ben yine ısrarla:
-fakat benim için bu çok önemli, çünkü bu benim milletimin bayrağı, benim bayrağım…
bu söz üzerine gözlerini açtı. derin derin yüzüme baktı ve mırıltı halinde sordu:
-siz türk müsünüz?
-evet türk\’üm….\”

İhtiyar gözlerime tanıdık bir göz arıyor gibi baktı.. anlatmaya başladı:

\”yıl 1915. Çanakkale diye bir yer var türkiye\’de..orada savaÅŸmak üzere bütün hıristiyan devletlerden asker topluyorlardı. ben, avustralya anzaklarındanım. İngilizler bizi toplayıp dediler ki:
-barbar türkler hıristiyan dünyasını yakıp yıkacaklar. bütün dünya o barbarlara karşı cephe açmış durumda.. birlik olup üzerine gideceÄŸiz. bu savaÅŸ çok önemlidir. \’
biz de inandık sözlerine ve savaÅŸmak isteyenler arasına katıldık.. beynimizi yıkayan İngilizler türklere karşı topladığı askerlerin tamamını Çanakkale\’ye sevk ediyormuÅŸ. bizi gemilere doldurup mısır\’a getirdiler, orada birkaç ay talim gördük, sonra da bizi alıp Çanakkale\’ye getirdiler.

savaşın şiddetini ben ilk orada gördüm. Öyle ki denize düşen gülleler suları metrelerce yukarı fışkırtıyor, gökyüzünde havai fişekler gibi geceyi gündüze çeviriyordu. her taarruzda bizden de türklerden de yüzlerce insan hayatının baharında can veriyordu. fakat biz hepimiz türklerdeki gayret ve cesareti gördükçe şaşırıyorduk. teknolojik yönden çok çok üstün olduğumuz gibi sayı bakımından da fazlaydık. peki onlara bu cesaret ve kuvveti veren şey neydi? İlk başlarda zannediyordum ki İngilizlerin bize anlattığı gibi türkler barbarlıktan böyle saldırıyorlar. meğer bu barbarlıktan değil, kalplerindeki vatan sevgisinden kaynaklanıyormuş.

biz karaya çıktık. taarruz edeceğiz, bizi püskürtüyorlar.. tekrar taarruz ediyoruz, bizi gene püskürtüyorlar. tekrar taarruz ediyoruz..

derken böyle bir taarruzda başımdan yediÄŸim bir dipçik darbesiyle kendimden geçmiÅŸim. gözlerimi açtığımda kendimi yabancı insanların arasında buldum. nasıl korktuÄŸumu anlatamam. İngilizler bize türkleri barbar, vahÅŸi kimseler olarak tanıttı ya… ama dikkat ettim, bana hiç de öfkeli bakmıyorlar, yaralarımı sarmışlar. İyice kendime gelince bu defa çantalarında bulunan yiyeceklerden ikram ettiler bana. İyi biliyorum ki onların yiyecekleri çok çok azdı. bu haldeyken bile kendileri yemeyip bana ikram ediyorlardı. Åžok olmuÅŸtum doÄŸrusu..
dedim ki kendi kendime:
-\’bu adamlar isteseler ÅŸu anda beni öldürürler, ama öldürmüyorlar… veyahut isteseler önceden öldürebilirlerdi.. halbuki beni cephenin gerisine götürdüler..\’ biz esirlere misafir gibi davranıyorlardı. bu duygularla \’yazıklar olsun bana\’ dedim. \’böyle asil insanlarla ben niye savaşıyorum, niye savaÅŸmaya gelmiÅŸim? bu İngiliz milleti ne yalancıymış, ne kadar türk düşmanıymış\’ diyerek piÅŸman oldum.. ama bu piÅŸmanlığım fayda etmiyor ki… bu iyiliÄŸe karşı ne yapsam diye düşündüm durdum günlerce.. nihayet bizi serbest bıraktılar. memleketime döndüm. İşte memlekette türk milletini ömür boyu unutmamak için koluma bu türk bayrağı dövmesini yaptırdım. bu bayrağın esrarı bu iÅŸte..\”

benim gözlerim dolu dolu ihtiyara bakarken o devam etti: talihin cilvesine bakın ki, o zaman ölmek üzere iken yaralarımı iyileÅŸtirerek, sıhhate kavuÅŸmama çaba sarf eden türkler idi. Åžimdi de amerika gibi bir yerde yıllar sonra yine iyileÅŸtirmeye çaba sarf eden bir türk… ne garip deÄŸil mi? avustralya\’dan amerika\’ya gelirken bir türkle karşılaÅŸacağımı hiç tahmin etmezdim. siz türkler gerçekten çok merhametli insanlarsınız. bizi hep kandırmışlar, buna bütün kalbimle inanıyorum. peÅŸinden nemli gözlerle
-bana adınızı söyler misiniz? dedi.
\”Ömer\” cevabını verdim.
merakla tekrar sordu:
-peki niçin Ömer ismini vermiÅŸler sana?\”
-babam müslümanların ikinci halifesinin isminden ilham alarak bana Ömer adını vermiş.
-senin adın müslüman adı mı?
ben
-evet, müslüman adı\” deyince yüzüme baktı,doÄŸrulmak istedi. onun yatakta oturmasına yardım ettim. gözleri dolu doluydu. yüzüme bakarak dedi ki:
-senin adın güzelmiÅŸ. benim adım ÅŸimdiye kadar josef miller idi, ÅŸimdiden sonra \”anzaklı Ömer\” olsun.
-\”olsun\” dedim.
-\”peki doktor beni müslüman eder misin? müslüman olmak zor mu ?\”
Şaşırdım, nasıl da birdenbire müslüman olmaya karar vermişti. meğer o bunu hep düşünüyormuş da kimseyle konuşup soramadığı için gerçekleştirememiş..
-\”tabii\” dedim.. \”müslüman olmak çok kolay.\” sonra kendisine imanın ve İslam\’ın ÅŸartlarını anlattım, kabul etti. hem kelime-i ÅŸahadet getiriyor, hem de aÄŸlıyordu.. mırıldandı:
-siz müslümanlar tespih çekersiniz, bana da bir tespih bulsan da ben de yattığım yerden tespih çekerek allah\’ımı ansam olur mu?
bu sözden de anladım ki dedelerimiz savaÅŸ esnasında hakk\’ı zikretmeyi ihmal etmiyormuÅŸ. hemen bir tespih bulup kendisine getirdim. hasta yatağında tespih çekiyor, biz de tedavisiyle ilgileniyorduk. bir gün yanına gittiÄŸimde samimi bir ÅŸekilde rica etti.
-beni yalnız bırakma olur mu?\”
-ne gibi Ömer amca?
-ara sıra gel de bana İslamiyet\’i anlat!.. sen çok güzel ÅŸeylerden bahsediyorsun. o sözleri duydukça kalbim ferahlıyor.\” o günden sonra her gün yanına gittim, bildiÄŸim kadarıyla dinimizi anlattım. fakat günden güne eriyip tükeniyordu. kaç gün geçti tam hatırlamıyorum, hastanenin genel hoparlöründen bir anons duydum;
\”doktor Ömer, lütfen 217 numaralı odaya gidin!
hemen yukarı çıktım. Ömer amcanın odasına vardığımda gördüğüm manzara aynen şöyleydi: saÄŸ elinde tespih, açık duran sol kolunun pazusunda dövme türk bayrağı, göğsünde imanı ile koskoca anzaklı Ömer son anlarını yaşıyordu. hemen baÅŸucuna oturdum, kendisine kelime-i ÅŸahadet söylettirdim, o ÅŸekilde kucağımda ruhunu teslim etti…
bir Çanakkale gazisi görmüştüm. yıllar sonra da olsa müslüman türk milletine olan sevgisi sayesinde kendisine iman nasip olmuştu. ne yalan söyleyeyim, ağladim..\

Reklamlar

    Sohbet Odaları

  • Chat
  • Sohbet
  • Muhabbet

Son Yorumlar

Dostlar


Etiketler


Meta