• Efsane Hikayeler 12.09.2008

    caminin kapıları büyük bir gürültüyle kapandığında dizleri üstüne çökmüştü bile. buzlu camlardan içeri süzülen ay ışığı tanrıya açtığı kollarını aydınlatıyordu bir tek. gözyaşlarının tuzu göğsündeki yarayı acıtıyordu ama tek hissettiği; mutluluktu. mutluydu ama umutsuzdu da. sabah daha güneş doğmadan atmıştı kendini allahın evine. yalın ayak ve susuzluktan kuruyan dudakları mırıldanarak…

    «affet allahım… affet»

    hala gözleri kubbenin oyuğunda ka ranlığa bakıyordu. gözyaşları birikti göz çukurlarında. başını usulca öne eğdi. Ölüme yürüyen bir kulun bakışlarını gösterdi dört bir yana. yumruklarını sıktı. kollarını iki yana açmış bekliyordu ölümü. Ölüm meleğini.

    «gel… yalvarırım… sana geldim. İşte uzandım kollarına… ruhumu götürmene geldim…»

    ay ışığı karanlıkla örtülmeye başladı. ağır ağır soluyan bir nefes hissetmeye başladı ensesinde. tedirgin yüreğine içinden haykırıyordu

    «korkmuyorum…»

    «korkuyorsun!!!»

    «korkmuyorum… günahlarım revan etti yüreğimi allahım. bir gün yüzü daha görmek hak değil bana.»

    arkasına dönme cesareti yoktu bedeninde. bir demet ışık süzmesi vardı sanki kubbenin içinde. mıhladığı gözlerini kırpamıyordu.

    «korkuyorsun. ey ademoğlu sen eğmezdin başını unuttun mu? İnanmazdın beni ve seni yaratana. Şimdi, ne edersin bu halde?»

    «bir sözüm yok hiçbirine. ama, dermansız her bir günüme merhamet ey melek.»

    dışarıda hava yazdı . ama soğumaya başladı dört duvarın içi. sonra ıslıkla esmeye başladı rüzgar.

    «ademoğlu bilir misin ölüm diye bildiğiniz, doğmaktır gerçek hayata? senin canını almak iyiliktir sana.»

    «hayır, merhamet. yıllar yılı cellatlık ettim tüm kullarına.»

    «ben de bir kulum, unutma!»

    «sen kulluğumun sahibisin yaratandan ötürü. bir hançer getirdim yeleğimde. eğer sen almazsan, ben alırım bu canı. tek dermanım bu kaldı kendime»

    «sen aldığını sanırsın, verirsin bana. hep istersiniz ekmeden buğdayı, başağı vermesini. Şimdi de günahla kavrulan yüreğinle âhireti mi istersin? Ömründe aldığın canları düşünmedin mi? kendini ölüm meleği sandın. cehennem bile soğuk gelir affına»

    gittikçe artan rüzgar sarsıyordu bedenini. tel tel saçları, kucağına düşmeye başladı.

    «hep bir yolda yürüdüm, nereye varacağımı bilmeden. firavun oldum düşünmeden ölümü… kafir… (ağlamaya başlar) kafir oldum affına sığındım, geldim kapına… al bu canı at ateşine ama bana bırakma. kor demirden ceketler giydir, erisin derim çekeyim cezamı.»

    sözünü keser.

    «suss!»

    sessiz bir bekleyiş vardır. kucağına yığılan saçları yavaşça yükselir önünde. Üç beş metre karşısında bir pencere oluştururlar. kalbinin sesini kulaklarında duymaya başlarken çığlıklar gelir dört bir yandan. yüzünü aydınlatan alevlere bakakalır.

    «ne o? Şaşırdın mı . ademoğluuu? al hançeri ver canını. götüreceğim yerle tanıştın artık»

    tek bir kelime bile çıkmadı kursağından. düşündü. dünya neresiydi? ve ölümden ötesi? ağlamaktan titreyen yüzünü yakıyordu sıcağı. her bir ruh iskeletiyle köz oluyordu uçsuz bucaksız kazanda. gözleri yoktu. birbirlerine sarılıp allahın adını haykırıyorlardı. birden tutuştu saçlar ve yok oldular.

    karanlıkta bir ay ışığı kalmıştı, bir de azrail.

    yaşlı adamsa çoktan hançerlemişti göğsünü.

    sabah namazında camiye gelenler bir tek hançerini buldular yerde, bir de ağarmış saçlarını

    Posted by admin @ 13:40

  • Bir cevap yazın

    E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Rss Feed Tweeter button Facebook button Technorati button Reddit button Myspace button Linkedin button Webonews button Delicious button Digg button Flickr button Stumbleupon button Newsvine button Youtube button
Edebiyat Edebiyat