KALBİM GEÇMİŞİMDE UÇUYOR
Adada yalnız başıma dolanan yaşlı bir kadınım. Kimisinin klişe bir biçimde maraton olarak nitelendirdiği bu hayatta tek başınayım. Ada hayatı eğlencelidir ama benim için ada bir hapishaneden ibaret. Aile servetinden elimde bir tek bu gösterişli konak kaldı. Ancak konak tam Bilener konağının yanında. Sabah evimde çalışan kadın bana Bilener ailesinin bir parti vereceğini ve herkesin davet edildiğini söyledi. Şaşırmadım, bana davetiye gelmedi. Aaa belki işlettiğim restorana bir tane bırakmışlardır, uzun zamandır oraya uğramıyorum ya da sabah yürüyüşe çıktığım zamana denk gelmiştir, kimseyi bulamayınca zarfı oraya bırakmışlar ve rüzgâr zarfı havaya uçurmuştur. Ahhh kimi kandırıyorum beni asla evlerine çağırmazlar. Selma Hanım benim yan konakta yaşamama bile tahammül edemezken bide evine mi çağıracaktı. Olur, şey değildi doğrusu. Ama keşke bi şansım olsaydı da onun ayaklarına kapanıp özür dileseydim. İnsanı zayıf yapan hisler vardır ya işte bu hisler yüzünden ondan özür dileyemem. İşte bu hisler yüzünden Selma Hanım benden nefret ediyor. Ne kadar ironik değil mi? Zamanı 24 saate sığdıran insanoğlunun bu hisler karşısında o kadar zayıf olması. İsterseniz sizi biraz geçmişe götüreyim. Ben yüksek öğrenimimi tamamlamış adaya dönmüştüm. Ailemin yanına gideceğim için heyecanlıydım. Doğrusunu söylemek gerekirse biraz korkuyordum. Babam çok sert bir adamdı onun yanında çok sıkılırdım. Küçüklüğümden beri onu gülerken çok az gördüm. Annem ise tam bir Osmanlı hanfendisiydi, çok asil biriydi ve oturuşuna kalkışına çok dikkat ederdi. Bu yüzden beni sık sık uyarırdı. Sürekli dik otur bacak bacak üstüne atma Dadım onların evlenirken birbirlerine aşık olduğunu söylerdi.(Şimdi yoklar ama inanın halâ onların hangi ara birbirlerini sevip de aşık olduğunu anlamadım.)Şimdi beni soru bombardımanına tutacaklar ama şimdi onların yanında heykel gibi durup sorularına cevap vermektense, Selma ile birlikte adada bisiklet turuna çıkmayı tercih ederdim. Aa Selma onu çok özledim en yakın arkadaşımdır. Attığı son mektupta bana Ahmet adında çok hoş biriyle tanıştığını anlatıyordu. Doğrusu baya merak etmiştim onu. Büyük bi ihtimalle bugün onunla tanışırım. Ahh bugün çok güzel geçecek; yazın kokusunu duyabiliyorum, çocuklar cıvıl cıvıl koşuşturuyor, eminim ki âşıklar tepede piknik yapıyordur. Ben bunları düşünürken çoktan eve gelmiştik. Hemen faytondan indim, şöyle bi evlere baktım bu manzara karşısında hayran olmamak elden bile değildi. Adadaki en büyük ve en güzel konak bizim konağımızdı, gerçi bizim konağın yanındaki konakta fena değildi. Kocaman bi avlusu vardı, birden avluda hoş bir erkekle konuşan pembeler içindeki Selmayı gördüm beni fark etmesi uzun sürmedi koşar adımlarla yanıma geldi. Acele bir şekilde hasret gidermeden sonra beni Ahmet le tanıştırdı. Sonra ben onlardan ayrılıp eve gittim annem ve babamla konuştuktan sonra Selma ve Ahmet’le buluştum. Sonrası böyle gitti. Adada hep birlikte dolaşmaya başladık, bazen onları baş başa bırakırdım. Günlerimiz böyle geçerdi. Ancak bu durumdan baya hoşnutsuzdum. Hani demiştim ya insanı zayıf yapan hisler vardır diye. İşte bu hislerden en güçlü olanlarından biri beni zehirledi. Sonrası heyecanlı bir romanın sayfaları gibi geçip gitti. Romanın son sayfasında Selma’nın ve Ahmet’in bana olan nefreti anlatıldı ve romanın kapağı kapandı. Şimdi ben o romanı tekrar açıyorum. Sayfalarını karıştırıyorum, gözüme bir şey çarptı bir sözcük “vazo” şu lanetli obje. Size onu göstermemi ister misiniz? Kütüphanede bir sandığın içinde, Anahtarını boynumda taşıyorum. Kilidi açmak için boynumdan çıkarınca içim bi kötü oldu. Büyük bir ihtimalle o şeyi bir daha göreceğim içindir İşte! Vazo çok süslü bir şey değil, kırık olduğunu da kabul ediyorum ancak bu vazo bana geçmişimi hatırlatıyor. O yüzden bu şeyden nefret ediyorum ama ona bağlıyım. İçtiğim zehrin panzehirini bulamadım, bundan sonra da bulacakmışım gibi gözükmüyor. Ama olurda bi yolunu bulup o panzehire ulaşırsam işte o zaman bu vazoyu yok edeceğim. Kim bilir belki Selma ile birlikte yok ederiz onu. İşte bunları düşünürken fark ettim ki akşam olmuş. Pencereden baktım parti çoktan başlamıştı. Mükemmel bir portre; Selma ve Ahmet yanlarında çocukları ve minicik torunları Maria Callas’ın harika sesinden operalar kulağıma geliyor ne mükemmel bir kombinasyon. İçtiğim zehir etkisini yeniden göstermeye başladı. Trajik bir aşk hikâyesine kurban gitmiş gibi gözüken bu hayatımda ne Ahmet’le ne de bir başkasıyla hiçbir zaman böyle bir portremiz olmayacak. Zehrin etkileri ne kadar da üzücü değil mi? Keşke bu yaşadıklarım trajik bir aşk hikâyesi olsaydı. Belki o zaman panzehire daha çabuk ulaşırdım. İnsanlar garip yaratıklar. Başımıza kötü şeylerin gelmesini istemeyiz ama bunun için hiçbir şey yapmayız. Bizler için o zehir şişelerinden birini seçip içmek çok kolaydır. Ancak unutulmamalı ki benim gibi bu zehirlerin panzehirlerini bulamayan insanların kalpleri, akılları ve sahip olduğu her şey geçmişlerinde uçuyordur.* * * Telefon çalıyor doğrusu baya şaşırdım. Uzun zamandır beni kimse aramıyordu, o yüzden sesi duyduğum da algılamakta zorlandım. Kalkıp cevap versem iyi olacak. Ancak telefonu açtığım zaman panzehirime bir adım daha yaklaşacağımı bilmeden cevaplamaya gidiyorum.