• Dünyanın bütün tarihleri ve kültürleri buyuruyor, gösteriyor: Aldatma! On Emir”den Kinsley Raporu”na kadar herkesin burnunu soktuğu bir eylem alanı burası.
    Aldatma”yı aşkın sınırları içinde karşı cinsle bir ilişkiden öteki ilişkiye geçişte yaşanan bir eylem sapması olarak özetleyebilir miyiz? Onu bir biçime sokmak, tek bir ifade, roman ya da aidiyetle açıklamak mümkün mü?

    Bütün aşıklar ve aşkın bütün durumları, aldatma için tek bir hedef gösterirler: Başka biri. Bu hareket yerine göre bencillik ve çoğu zaman da suçu başkasına atmanın esaslı bir yolu, yöntemi değil midir? Aldatmaya kimi zaman cinsel politikalar ve kimi zaman da histeriler neden olabilir. Hayatın devam ettiğine dair bütün söylem ve söylentiler. Aldatmanın en önemli bahanesi bunlar değil midir? Bu araştırma; aşk acılarını biraz olsun hafifletebilmek, aşkı daha iyi anlayabilmek için yapıldı…

    İşte e-kolay Kadın kullanıcılarından gelen aldatma-aldatılma hikayeleri:

    Aldatma konusu bana göre göreceli. Yaşadığımız ülkede herkesin birbirini acımasızca aldattığını, hayatlarını bir yalan üzerine kurduğunu, isteyerek ve bilerek de bu duruma katlandıklarını düşünüyorum. Aldatıldığınız ya da aldatmayı seçtiğiniz zaman en çok aldanan kendimiz olmaz mıyız? Ben bunu yıllardır sorgularım. O kadar ucuz kadın, o kadar kalitesiz erkek var ki ve hayat onlara göre o kadar kısa ki; bir an önce mutlulukları yaratmak, yatağa atmak, sonra boşalmak, ondan sonra da üzerine bir sigara yakmak mıdır aldatmak? Yoksa sadece ticari bir ilişkiden ibaret olan evliliklerde ya da birlikteliklerde başka bir tene dokunmadan, o insanın tüm kaynaklarını kendiniz için kullanmak mıdır? Sadakat nedir? Aldatmanın karşılığı mıdır gerçekten? Ben eşimi aldattım. Çünkü bir erkeğe artık seninle olan birlikteliğimin hiçbir heyecanı kalmadı diyemedim çok istememe rağmen. Eve gelip her günü bir önceki günün kopyası gibi bana yaşatan biriyle nasıl bir ömrü paylaşabilirdim ki. Beni aldattığını bildiğim halde nasıl ona masum eşi oynayabilirdim. Ona bunları çok söylemek isterdim ama o beni aptal sanmaya devam etsin istedim. Erkekler için kadınlar üçe ayrılıyor: çıtırlar, kıtırlar bir de katırlar.

    Pınar”dan…

    Eşlerini katır statüsüne koyan zavallı evli erkekler! Unutmayın evdeki eşiniz de sizi birçok erkekle aldatıyor olabilir. Kadınların zekaları, duyguları sizinkine nazaran çok daha hızlı ve pratiktir. Evet ben aldattım çünkü katırgillerden değilim ve aldattığımın ertesi günü mahkemeye gidip dava açtım. Sadece aldatılmayı sürekli yaşayan ve susan ben, özgüvenimi tazelemek, kendime olan saygıyı kaybetmemek ve bu evliliği noktalamak için aldattım kocamı. O gün için bana göre en doğru şeyi yaptım. Ona verdiğim bir söz vardı, hayatımın sonuna kadar hastalıkta, sağlıkta, yoklukta ve varlıkta ölüm bizi ayırıncaya kadar senden ayrılmam demiştim, ama ayrıldım. İşte böyle aldattım kocamı. Ondan gizli para biriktirip, kendi üzerime ev alıp, kendime güvence hazırlayıp, aldatılmaktan kurtulmak için bu yolla aldattım. Bana tam 5 yıla mal oldu. Şimdi bir şirkette yönetici olarak çalışıyorum, 35 yaşındayım. Kendime saygım ve özgüvenim var. Ayaklarımın üzerinde durup, evli erkeklere çelme takıyorum, külahlarını alıp ters giydiriyorum. Şanslarını fazla zorlamıyorlar Allahtan. Bir şey daha, ben kuş değilim diyorum. Her kuşun eti yenmezden daha iyi en azından. İlk cümlede bunu anlayanlar daha zeki diye anlayabiliyorsunuz şimdiye kadar çıkmadı! Gördüğünüz gibi aldatılmak ve aldatmak bazen çok işe yarayabiliyor, yeter ki negatifleri pozitife çevirebilelim ve yeter ki hem cinslerimizi aldatılan pozisyonuna koymayalım, yani kendimize olan saygıyı elden bırakmayalım. Bu arada kocam tüm paralarını sevgili çıtırlarla yediği ve bir kısmını da bana kaptırdığı için parasız pulsuz kaldı, eee biraz da yaşlandı. Cebi boş olduğu için ona bakan da kalmadı. Annesinin yanında oturuyor. İşsiz ve cazibesiz. Sevgiler…

    Merve”den…

    Deli gibi severken ve sevildiğini hissederken aldatılmak. Hala bunun bir rüya olduğunu ve bir gün yine onun tatlı sesiyle uyanacağımı düşünüyorum. Onu hala sevmek istiyorum ve bunun için hatayı kendime yüklüyorum. Zavallı kadınlar. Aldatan da, aldatılan da sizsiniz aslında.

    Seda”dan…

    Partnerimle bir akşam evlerinde oturuyor ve sohbet ediyorduk. Daha sonra beklenen sonun olması için yatak odasına geçtik. Yatakta sadece ve sadece kendini düşünen biri olduğundan hiç zevk almamıştım, ama bir o kadar da istekliyim. Ve ertesi günü benden de yaşça küçük olan ablamın kaynını çağırdım yanıma ve harika bir gün geçirdim. Ben partnerimi bu kişiyle hep aldatıyorum, çünkü yatakta inanılmaz.

    Derya”dan…

    Ekim ayında tam 1 sene olacak eşimi aldatmaya başlayalı. Bu zaman süresince ayda en az bir iki kez onu aldattım. Ama bu konuda istikrarlıyım çünkü hep aynı kişi. Tek problem o kişinin arkadaşımız olması. Ama cinsel anlamda o kadar mükemmel anlaşıyoruz ki, gözümüz başka bir şey görmüyor. Onun eşi de benim eşim de acayip kıskanç, şunu çok iyi öğrendim ki isteyince her şey oluyor, eşinizle günde en az 15 kere telefonla konuşsanız bile isteyince ayarlayabiliyorsunuz.

    Nisa”dan…

    Aldatmak her iki taraf için de zor bir durum ama, insan her zaman altın tepside daha iyi bir şeyle karşılaşınca da, bu durum kaçınılmaz oluyor. Ben dokuz yıldır çok sevdiğim ve evlenmeyi düşündüğüm birini şu an tabiri caizse aldatıyorum. Fakat nedeni araştırılmalı. Aldatmak neden çözüm gibi görülsün, bunu her iki taraf da konuşarak çözebilir bence. Ben daha denemedim ama ama şunu biliyorum hak etti, kesinlikle hak etti. Bir insanın üstüne bu kadar gelmemeliydi, sevdiğim de olsa yaptım ve pişman değilim.

    Sema”dan….

    Bir zamanlar çok sevdiğim kocamla 10 yıl evvel ayrıldık. Birbirimizi çok sevmemize rağmen. Onunla 17 yaşındayken evlenmiştim. Henüz çocuk yaşta yani. 3 yıl mükemmel bir evlilikti. Daha sonra bebek istedik ama olmadı. Doktorlar eşimden kaynaklandığını söylediler. Dünyada en çok istediğim şeye, bir bebeğe belki de hiç sahip olamayacaktım. Bu duygu beni arayışlara sürükledi. Yeniden beğenilmek, aşık olmak duygularımı tetikledi. Ve kendimden iki yaş küçük biriyle aldattım kocamı. Daha sonra buna ben bile inanamadım çok suçlu hissettim kendimi. Evimize gelip giden bir iş arkadaşımdı. Tabii çok kısa sürdü ilişkimiz. Daha sonra bir doktorla beraber oldum. Ama bu arada boşanma davasını açmıştım bile. Daha sonra o doktorla nişanlandım, ancak belki de kendime olan saygımı yitirdiğim için o ilişki de sonlandı. Hayallerim yıkılmıştı ve kocam benimle ilgili değildi, ancak beni çok seviyordu ve güveniyordu. Ama ben bu durumu sadece bebeği olmuyor düşüncesiyle kullandım belki de. Bugüne kadar bu yaptıklarımı kendime bile söyleyemedim, bu gerçekten kaçtım. Böyle bir köşede bunu sizinle paylaştığım için çok iyi hissediyorum kendimi teşekkürler. İnsanlar aldatmayı bir boşluk hissi içinde yaşıyorlar yoksa bu bir ahlaksızlık değil ve biliyorum ki birçok kişi bu durumda acı çekiyor. Kendinizle paylaşamadığınız bu durumu kiminle paylaşabilirsiniz ki; sizinle birlikkte sır olup toprağa girene kadar bu günahla yaşamak zorunda kalıyorsunuz. Çünkü Türkiye”de kadın olmak gerçekten zor. Eğer bastırılmışlık ve öğretiler olmasa kadınlar aldatma konusunda erkekleri sollayabilirler. Buna eminim çünkü kadınların beğenilmek gibi bir zaafları var. Ve erkekler de bu durumu kullanabilecek kadar cesurlar. Yani korkaklar. Bana göre hayatta en kötü olan bir insanın kendini aldatması.

    Leyla”dan…

    İlk yıldönümümüzde bana tek taş bir yüzük almıştı. Bana bu yüzüğü verirken hiçbir manevi değeri olmadığını, söz veya nişan simgesi olarak görmememi söyledi. Yine de ben o yüzüğü her zaman ters çevirerek alyans gibi kullandım. Bir cuma gecesi bana saat 22:30”da “İyi geceler canım” diye mesaj gönderdi. Cumartesileri çalışmıyor, cuma gecesi bu kadar erken yatması bana tuhaf geldi. Genelde geç saatlere kadar oturur. Mesajı okuyunca boğazımdan mideme doğru sıcak bir sıvının aktığını hissettim. İçim yanıyordu. İlerleyen saatlerde ne zaman baktıysam yüzük ben çevirmediğim halde hep düz duruyordu. Neyse deyip yattım. Cumartesi günü saat 13:00”de onu aradım, annesi hala uyuduğunu söyledi. O zaman gerçekten de ters birşeyler olduğunu anladım ve “Akşam o kadar geç kalmamasını söylemiştim, çok mu geç geldi” dedim. Annesi de dışarı çıktığını bildiğimi zannederek “Ben komşudaydım, saat 23:00”de döndüm. Geldiğimde yoktu, sonra da yattım, kaçta geldiğini bilmiyorum” dedi. Anında titremeye başladım. Dünya başıma yıkıldı. Tek düşündüğüm şey “yine mi” oldu. Evet bunu daha önce de yaşadım. O gün onunla görüştüm ve bana her şeyi itiraf etti. ICQ”da tanışmış… “Bir daha asla” dedi, yine affettim. Çünkü ben bir aptalım.

    Nevin”den…

    İnsan bir kere sevdi mi artık hiçbir şeyi gözü görmez hale geliyor. Karşısındakine o kadar çok güveniyor ki, sanki o adam dünyanın en kötü erkeği olsa bile onu asla üzmeyecek, onu öyle koruyacak ki dış dünyadan hiçbir kötü düşünce dahi ona zarar veremeyecekmiş gibi geliyor. Doğruların bile değişiyor, onun doğruları artık seni hayatta yönlendiriyor. “Z” dese bile “A”ya, sen onu “A” olarak kabul ediyorsun. Seni birileriyle tanıştırdığında onu tarif ettiği yere koyuyorsun. Evlenmemize sayılı günler kalmışken, evleneceğim adam beni deliler gibi seviyorken hep bahsettiği fakat bir türlü tanışmaya fırsat bulamadığım en sevdiği kankası meğer 3 yıllık sevgilisiymiş. Bunu hala inkar etse de, aramızdaki ilişki ayrıldıktan sonra başladı gibi saçma laflarda bulunsa da en başında kaybetmişti beni. Niye böyle bir oyun oynama gereği duydu anlamıyorum bir türlü. Ben onun hayatına girdiğimde diğeri zaten vardı onun hayatında. Beni çılgınlar gibi sevdiğini söylerken, gözlerinin içi parlardı. Yalan söylemediğini, beni gerçekten sevdiğini biliyorum. Yoksa evlenmek istemezdi. Sürekli beni mutlu etmek için çabalamazdı. İlişkimizde sorun olduğu bir dönemde biraz ayrı kalma taraftarıydık. Aynı evde yaşıyorduk. Bir süre bulunduğum şehri terketme ihtiyacı duydum. Döndüğümde ise ne göreyim: Yatağımda bir kızın uzun siyah saçları. Benim olması imkansız bir renk ve uzunluk. İki saat sonra ne görsem beğenirsiniz? Kapıyı kendi anahtarıyla açan bir kız. Ve ta-ta-taaaam sevgili eşim olacak zırvanın en yakın kankası. Yataktaki saçların sahibi. İşin en komiği de ne biliyormusunuz? İlişkiye ara vermemizin sebebi benim en sevdiğim kız arkadaşımı, erkek arkadaşımın sevmemesi ve eve gelmesini yasaklaması ve arkadaşımın da yanlış anlaşılmaları düzeltmek ve özür dilemek için bize gelmesi. O bizdeyken tesadüf erkek arkadaşım eve geldi ve olan oldu. Biraz ayrı kalalım dedik olmadı. İçeriye giren kız kendini tanıtmayı ihmal etmedi, gayet gevşek bir biçimde ve 3 yıldır birlikte olduklarını onu bana bırakmayacağını söyledi. O an benim dünyam tamamen değişti. Eşyalarımı topladım, tek bir iğne bırakmadan çektim gittim. Bir buçuk yıl oluyor hala peşimde. Eskiyi özlüyormuş. Bir şeyleri yoluna koyup beni istesem de istemesem de kaçıracakmış. Onunla hala berabermiş ama sevmiyormuş. Ya ben bu adamı çok mu aramışım acaba? Ama işte aşk böyle yapıyor adamı… Onu gördüğümde içim kalkıyor artık. Ama o aralarda biriyle tanıştım, bu zamana kadar hala beni havalarda uçuruyor ve her an yanımda. Tabii o günleri de unutmuş değilim. Haftalarca yataktan çıkmadan, alkol komasına girip, gözlerimin yerlerinden çıkacakmış gibi olduğu zamanları hiç unutmayacağım.

    Deniz”den…

    Sevgilimle tanışmamız tam bir Türk filmiydi. Üniversite öğrencisiydik, birbirimizi 3. sınıfta fark ettik. Ders arası notlar yazıyorduk, sonra her köşeyi döndüğümüzde çarpışıyorduk, gülümsüyorduk. Arkadaşlığımız ilerledi sonra. Ders çalışmaya onlara gitmiştik, kütüphanede kimse yoktu. Önce uzun uzun konuştuk sonra ilerledi. Derken güzel bir ilişki başladı. Her yere beraber gidiyorduk. 24 saatimiz beraber geçiyordu. Araya yaz tatili girdi, telefonlaşmalarımızı saymazsak hiç görüşmemiştik. Tatilden döndüm, aradım, neredesin dedim. Evdeyim, karımla oturuyorum dedim. Ne karısı dalga mı geçiyorsun dedim. Yoo dedi, seni seviyorum hala ama, karımı daha çok seviyorum. Meğer evliymiş.

    Elif”ten…

    Merhaba ben 2 ay önce boşanmış bir bayanım ve 2 çocuğum var. Biri ağır zihinsel engelli. Eşim beni defalarca aldattı. İlk defa ikinci çocuğum 7 aylık bebekken öğrendim. Kadınla bizim yatağımızda sevişmişler ve bunu kameraya çekmiş. Kaseti tesadüfen buldum ve izledim. Tabii çok büyük kavgalar ettik. Sonraki 13 yıl boyunca eski sevgilisinin her doğum gününde onu aradığını öğrendim. O kadın 4 yıl önce boşanmış, son 3 yıldır görüşüyorlar. Bir de “eğitmenim, doğuluyum, dürüstüm” diye hava atıyor. Yemediği halt yok. Bir de annesi yaşında Şükran diye bir kadını idare ediyor. Emin olduğum bir şey var boynuzlarımın ren geyiğini geçtiği. Bu arada beni de, ailemi de dolandırdı. Bu arada ben mi ne yapıyordum, çocuğuma hayatta kalmayı öğretiyordum. Çocuğumun eğitimiyle ilgili bana hiç yardım etmedi, sadece kendini mutlu etmeye çalıştı, üzülüyorum, her gün ağlıyorum. 13 yılımın bir saniyesini bile helal etmiyorum. Boşandıktan sonra kayınvalidemi aradım, okul açılana kızıma bakar mısınız diye sordum. Terapiler için oğlumla doktora gidecektim. Bu sırada kayınpederimin, madem boşanırken bakarım diye aldı, baksın, bakamayacaksa yetimhaneye versin diye bağırdığını duydum. 13 yıl boyunca insanların bu kadar adi olabileceklerini tahmin etmemiştim, ki boşanırken nafaka bile istemedim. Ben de telefonda, “Söyle ona, her namazın ardından can çekişe çekişe ölsün diye dua edeceğim” dedim. İki çocuğumun üzerine yemin ederim, evliliğim boyunca hiçbir erkeğe başımı kaldırıp bakmadım. Bunları hak etmedim ben.

    Aslında aldanan kim?

    Tags: ,

  • BaŞaRıSıZ AşK

    Gitmeni de istemedim kalmanı da. Gitmende tüketti yüreğimi kalmanda. Hiç ortası olmadı bu aşkın. Varlığında yokluğuna yokluğunda varlığına ağlattın.

    Sevdin mi? Sevmedin mi? Birleştik mi? Ayrıldık mı? Ben hiç bilemedim. Hep iki ayrı noktadaydık biz. Baharda varsan güzde yoktun. Dilde varsan sözde yoktun. Ne başı oldu bu aşkın ne sonu. Ne gitmeyi bildin nede kalmayı.

    Ne gecesi oldu bu aşkın nede sabahı. Ne güneşi bildik nede ayı. Bu aşkın hep bir yarısı eksikti. Çok tökezledik biz bu aşkta. Ne düşmeyi bildik ne kalkmayı.

    Ben geldikçe sen, sen geldikçe ben kaçtım. Oysa biz ne kalmayı bildik nede kaçmayı…

    Tags: ,

  • yıllarca kendimi hep çok yalnız hissederdim dünyada varlığımla yokluğum birdi tek bir dostum yoktu hayattan kopmuştum taaa ki onu tanıyana kadar onu ilk bi cafede görmüştüm ve takip ettim saray gibi bi eve gitmişti o anda ben fakirim o ise zengin bana bakmaz ne işi olur ki benimle benim gibileri ancak zenginlerin getir götür işlerine bakar demiştim içimden ama bu düşüncelerim kalbimi ondan vazgeçiremiyodu seviyordum ben onu bir kaç hafta onu o cafede o eve giderken gördüm bi tek sonra bi gün yine o kafadeydi yanında kıyafetleri güzel ama sarhoş bi adam vardı ve o kendime bak erkek arkdaşıda varmış en iyisi onu unutmak dedim aradan bi kaç gün geçti hayır sever bi arkadaşım bana bi adres verdi bu adrese gidip onları bize çağırmanı istiyorum dedi gittiğim adres onun adresiydi ve ordaki ev müstakil bi evdi o zengin değilmiş dedim o anda dünyanın en mutl insanıydım kapıyı çaldığımda çan kişi oydu ona sordum sen zengin değil misin diye hayır değilim dedi peki nişanlı mısın dedim hayır dedi o gün o kafadeki adam benim abimdi dedi belli ki oda beni fark etmiş sonra ona unutmadan bu kağıttaki adrese bugün gitmen gerekiyo dedim o akşam onu çok bekledim davetli bi çok insan gelmişti ama o hala yoktu ben umudumu kesmiştim tam o sırada kapı çaldı ve gelen oydu yüreğimde mutluluk veren bi sızı hissettim ona duygularımı anlatmayı çok istiyordum ve aradn 1 hafta geçti ona sana bi kere soracağım benim olur musun beni sevebilir misin seni sevdiğimin binde biri kadar dedim o hiç bişe söylemedi sadece gülerek gözlerime baktı ve sarıldı bana o an bambaşka biri olduğumu anlamıştım artık oda beni seviyor bunu biliyordum çünkü her konuşmamızda beni çok sevdiğini söylüyordu bana ilişkimiz 1 yıl boyu öyle devam etti 1 yıldan sonra ben onu babamın anneme evlenme teklifi ettiği yere götürüp evlenme teklifi ettim oda bana hayatımda duyacağım en güzel cevabı vermişti ewet demişti artık evlenmemize bi engel kalmamıştı 1 ay sonra evlenecektik herşey çok güzel gidiyordu düğün günü geldi çattı tam onunla dans edeceğim sırada abisi yine içmişti v elinde bi silah vardı herke şoktaydı ve korku içindeydi o adam elindeki silahla havaya 2 el ateş etti ve kurşunlardan biri benim herşeyimin aşkımın kafasına gelmişti o orda haytını kaybetmişti ama bende yaşamıyordum artık o günden sonra kimseyi sevmedim sevmemde

    Tags: ,

  • Nasılmı herşey bir rüyayla başladı. onu görmüştüm rüyamda çook güzeldi. Onu daha önce görmüştüm ama rüyamda onunla tanışmış ve bir internet cafede arkadaşının bana yöneltmiş olduğu soruyu yanıtlıyordum! Soru şuydu: “İnşallah onu hiç bırakmazsın” diye bi soru sormuştu arkadaşı benim cevabım da şöyle olmuştu “Ben canımı bulmuşum onu nasıl bırakırım o benim herşeyim” demiştim. Sonra uyandım düşün etkisinde kalmıştım ve hayretler içinde kalmıştım. Kız arkadaşım yoktu bir kızla çıkacağıma işaret diye düşünmüştüm. Ertesi gece yine rüyanın devamını gördüm önceki gece gördüğüm rüyanın devamını görüyordum. Onunla oturuyordum bir yerde konuşuyorduk. Sabah kalktığımda hayretler içinde kalmıştım. Bu normal bişi değildi. Farklı bişiler vardı. O sıralar kendimi adeta aşka duvar örmüştüm. Sonra aynı gün içinde bir kızla tanıştım rüyamda gördğüm kıza benziyordu ama o değildi. Tanıştığım kıza rüyamı anlatmıştım. Neyse daha sonra sanki kısmetim açıldı sanki bir kız bana arkadaşlık teklif etmişti. Şaşırdım ama o kız yine rüyamda gördüğüm kız değildi. Ve en sonunda Rüyamda gördüğüm o kızla tanışmıştım. Rüyamda gördüğüm gibi bir sevdiğim abi vasıtasıyla internet cafede tanıştık. Daha sonra önceden tanıştığım kızlar yüzünden pek bana yanaşmadı ama ona karşı içimde temiz şeyler olduğunu ona hissettirince aşkımız başladı. Temmuz 7 de tam 6 ay bitcek. Umarım seninle evlenirim ve hayatımın tamamını senle geçiririm Herşeyim.Sen benim için çook değerlisin Allah bizi ayırmasın herşeyim. Bu arada unutmadan internet cafede arkadaşının bana sorduğu soru vardıya o soruyu bana gerçek hayatta da tanıştıktan sonra aynı yerde sordu. Gerisini siz düşünün Aylinim seni çoooooook seviyorum.

    Tags: ,

  • Bir gün bir kız chat´ten bir oğlan ile tanışır. Bu kız oğlan ile haftalarca chatleşir, sabaha kadar! Konular açıldıkça açılır.
    Kız bu oğlandan öyle hoşlanırkı, o oğlana aşık olur.
    Her gün okuldan geldikten sonra bilgisayarın başına geçer ve oğlanın gelmesini bekler. Bazı günler olur, sabaha kadar chatleşirler, sabah olunca sevimli cümleler yazdıktan sonra okula gider.
    Bütün gün onu düşünür, eve gitmeyi sabırsızlıkla bekler. Ama Aşkını bir türlü itiraf edemez, çok utanır.
    Bir gün var gücünü toplayarak bilgisayarın başına geçer ve e-mail ile bir aşk mektubu yazmaya karar verir.

    “Ercan, senden kaç zamandır hoşlanıyorum, ama bunu sana bir türlü yazamıyorum. Senin buna karşı bir tepki vermenden çok korkuyorum ki bilemezsin. Ama burada bir gerçek var. Seninle yazışırken, bambaşka bir dünyada oluyorum. Her satırını sabırsızlıkla bekliyorum.
    Ercan Seni seviyorum.”

    Ardından 5 dakika geçmez e-maile cevap gelir. Ve kız e-maili titreyerek açar. Açması ile kapatması bir olur.
    Kız adeta şoka girer ve kendine 10 dakika gelemez.
    Kendine geldikten sonra bir kere daha açıp maili bir kere daha okur.
    Aynen şu cevap gelmiştir:

    “Aylin, ben seni sevmiyorum, benden uzak dur. Artık bir daha bana yazma ve unut beni”

    Kızın gözlerinden yaşlar akmaya başlar, gözü yaştan bir şey göremez olur. Banyoya gider, dolaptan uyku hapı alır ve odasına döner.
    Bir ufak not bırakarak tüm hapları yutup bilgisayarın başında ölür!
    Notta şunlar yazar:
    “Ben sevdim ama sevilmedim. Bu hayata ELVEDA deyip ayrılıyorum. Ercan seni çok Seviyorum. ELVEDA!”

    Akşam kızı ölü halinde bulurlar, annesinin birden gözü bilgisayara takılır.

    Bir e-mail!!!!

    Ercandan!!!!

    Ercan şu maili göndermiş:

    “Aylin senden çok özür diliyorum, benim ufak kardeşim sana bu saçma maili göndermiş. Ben sana bu sözleri asla yazamam. Çünkü ben seni SEVİYORUM!! Ercan!”

    Tags: ,

  • 60 yıl süren bir aşk hikayesi

    Buz gibi bir günde hızlı hızlı yürürken, birden ayağımın ucunda bir cüzdan gördüm…

    Hemen aldım. Sahibini gösteren bir kimlik vardır diye acele acele açtım.. Üç dolar çıktı.. Bir de buruşmuş, sararmış, eskimiş mektup…

    Belli ki yıllardır, o cüzdanın içinde duruyordu. Zarf öylesine harap olmuştu ki. Sadece tepedeki “İade” adresi okunabiliyordu. Mektuba bir göz attım. Bir ipucu bulma ümidi ile.. Birden tarihi gördüm.. 1924… Mektup nerdeyse 60 yıl önce yazılmış. El yazısı belli, bir kadına ait.. Sol köşeye bir çiçek resmi çizilmiş.

    “Sevgili Michael” diye başlıyor mektup… ve “Annesi yasakladığı için onu bir daha göremeyeceğini” anlatarak devam ediyor..

    - “Ama sakın unutma, seni daima seveceğim” diye bitiyor.. İmza.. Hannah!..

    İçimden bir ses “Bul” dedi bana.. “Mektubun sahibini bul..” Milyonla Michael var. Hangi birini bulacaksın ki.. Ama tepedeki “İade” adresi ipucu olabilir. Telefon İstihbarati aradım. Anlattım…

    - “Bu adrese bağlı bir telefon varsa, bana verebilir misiniz” diye.. Sustu.. Gidip müdürüne sordu…

    - “Var ama, size vermem yasak.. Ama sizin adınıza bu numarayı arar, sorarım. İsterlerse size bağlarım.. Lütfen bekleyin..”

    Bekledim.. İki üç dakika sonra kızın sesi geldi.. “Bağlıyorum efendim..”

    Karşıdaki hanıma “Hannah diye birini tanıyor musunuz ? ” diye sordum.

    - “Bu evi, 30 yıl evvel, Hannah diye kızları olan bir aileden aldık.” dedi.

    - “Peki yeni adreslerini biliyor musunuz?..”

    - “Hannah annesini bir huzurevine yatıracakti. Oradan takip ederseniz,belki adresi bulursunuz..”

    Ve huzurevinin adını verdiler.. Hemen aradım.. Yaşlı anne yıllar önce ölmüş… Ama kızına ait eski bir telefon numarası var. Belki oradan bilirlermiş…

    - “Bunların hepsi aptalca aslında” dedim kendi kendime.. İçinde sadece 3 dolar ve 60 yıl önce yazılmış bir mektup bulunan cüzdanın sahibini aramak için bunca zahmete ne gerek var ki.. Aradım numarayı..

    Bir kadın “Şimdi Hannah”ın kendisi bir huzurevinde” dedi ve numarayı verdi. Hemen orayı çevirdim… Bingo..

    Ses “Evet, Hannah burda yaşıyor” dedi..

    Gecenin saat onu, ama hemen yola çıktım, Hannah”ı görmek için..

    Devasa bir binanın üçüncü katında şirin bir oda.. Gümüş saçlı, sıcak tebessümlü bir yaşlı kadın.. Gözlerinin içi ışıl ışıl ama..

    Anlattım olanları.. Cüzdanı ve mektubu gösterip.. Derin bir iç çekti mektuba bakarken ve :

    “Genç adam” dedi, “Bu mektup, Michael ile son kontağımdı.. Onu öyle seviyorum ki.. Sean Connery gibi yakışıklıydı.. Hani şu meşhur aktör.. Ama ben 16 yaşındaydım.. Çok küçüğüm diye annem kesinlikle izin vermedi..”

    Derin bir nefes daha..

    - “Michael Goldstein harika bir insandı. Eger bulabilirseniz ona söyleyin lütfen.. Onu hep düşündüm.. Hep..”

    Bir ufak sessizlik.. Bir derin nefes daha.. “Ve onu hep sevdim..”

    İki damla yaş damladı elindeki mektuba, ıslanan gözlerden.. “..Ve hiç evlenmedim… Michael gibi birisini bulamadım ki..”

    Hannah”a teşekkür edip odadan çıktım. Binadan çıkarken danışmada beni karşılayan kız :

    - “Hannah Hanım yardımcı olabildi mi size?” dedi..

    - “Hiç değilse bunun sahibinin soyadını öğrendim” dedim..Cüzdanı elimde sallayarak..

    O sırada yanımda dikilip duran hademe bağırdı..

    - “Hey baksana.. Bu Bay Michael”in cüzdanı.. Üzerindeki bu kırmızı şeritten onu nerde görsem tanırım.. Cüzdanını hep kaybederdi zaten.. Üç kere ben buldum, koridorlarda..”

    Michael sekizinci katta yaşıyordu.. Ok gibi fırladım tekrar asansöre.. Michael yatmamıştı.. Okuma odasında kitap okuyordu.. Hemşire beni ve elimdeki cüzdanı gösterdi.. Michael elini arka cebine attı, hızla.. Sonra sevinçle :

    - “Evet bu benim cüzdanım” dedi…

    - “Öğleden sonraki yürüyüş sırasında kaybetmiş olmalıyım.. Size teşekkür borçluyum..”

    - “Hiçbirsey borçlu değilsiniz” dedim..

    - “Ama özür dilerim.. İpucu bulmak için açtım ve içindeki mektubu okudum…”

    - “Mektubu mu okudun?..”

    - “Sadece okumakla kalmadım.. Hannah”ı da buldum..”

    - “Buldun mu?.. Nerde?.. İyi mi?.. Hala eskisi gibi güzel mi.. Söyle, lütfen söyle..”

    - “Çok iyi.. Hem de harika” dedim, yavaşça..

    - “Bana onun telefon numarasını ver. Yarın onu hemen arayacağım..” Elime sımsıkı sarıldı..

    - “O benim tek aşkımdı.. Onu öyle sevdim ki, asla evlenmedim.. Çünkü bu mektup geldiğinde hayatım, anlamsal olarak bitmişti.”

    - “Bay Goldstein” dedim.. “Gelin benimle..”

    Asansörle üçüncü kata indik… Odanın kapısı açıktı. Hannah sırtı kapıya dönük televizyon izliyordu… Hemşire ona yaklaştı, omzuna dokundu…

    - “Hannah” dedi.. “Bu bayı tanıyor musun?..”

    Gözlüklerini ayarladı bir an baktı, tek kelime etmeden..

    - “Michael” dedi, Michael, kapıda, kısık sesle..

    - “Hannah.. Ben Michael.. Beni tanıdın mı?..”

    - “Michael” diye yutkundu : Hannah.. “İnanmıyorum.. Bu sensin.. Benim Michael”im..”

    Michael Hannah”a doğru yürüdü yavaşça.. Sarıldılar. Hemşire hıçkırıklar içinde koridora attı kendini…

    - “İşte Tanrının sevgisi de bu” dedim.. “Olacaksa.. Olur..”

    Üç hafta sonra beni huzurevinden aradılar. Pazar günü bir nikah vardı.. Gelebilir miydim?..

    Harika bir nikah töreni idi. Hannah ve Michael beni nikah şahidi yaptılar üstelik. Hannah açık bej elbisesi içinde çok güzeldi.. Michael de lacivert takımı içinde hala çok yakışıklı… Huzurevi onlara, bir minik daire tahsis etti…

    Eğer 76 yaşında bir gelinle 79 yaşındaki bir damadı, 16 yaşında bir kız, 19 yaşında bir delikanlı havasında görmek isterseniz, orayı ziyaret etmeniz gerek..

    Nerdeyse 60 yıl süren bir aşk hikayesi için, ne güzel bir son değil mi?…

    Tags: ,

  • Her şey güzel olacaktı. Sen, ben ve hayatımız… Hayallerimiz ve hedeflerimiz… Seni tanıyıp sevdikten sonra hayatıma dair verdiğim sözler… Hepsi çok güzel olacaktı, sen de olsaydın…
    Seni tanımak, bana hayatı tanımak gibi geldi. Seni tanımak ve senin ideallerini hayata taşıma yolunda beraber olmak için söz vermiş ve bu beraberliği, ömür boyu sürdürme kararımızı nikâhla noktalamıştık. ”Daima mutlu olacağız ve bir gün gelip ölüm muvakkaten ayırsa bile, birbirimizi unutmayacağız.” diye nikâh memuruna söz verdik. Önce kilometre taşımdın, şimdi ise hayat arkadaşım…
    Henüz üç aydır seninle aynı evi paylaşıyordum. Henüz üç aydır seninle kitap okuyor, çay içiyor ve hayata aynı pencereden bakıyordum. Evet, henüz üç aydır inanç ve ideallerimizi birlikte paylaşıyor ve henüz üç aydır ”yaşıyordum.”
    Mutluydun… Bunu biliyor ve görüyordum. Senin mutluluğun beni de mutlu ediyordu. Seninle sevginin tılsımını çözmüştük. Evet ebedî bir sevginin kaynağının ”birbirine bakmak” değil, ”birlikte aynı yöne bakmak” olduğunu anlıyorduk… Senin baştan beri kalıcı güzelliklere olan bağlılığındı seni bana sevdiren. Allah”ın kalblerimize koyduğu muhabbetullah hissi ve oradan yayılan varlık sevgisi etrafa dalga dalga yayılıyordu. Gece ve gündüzümüz hep o sevgiyle aydınlanıyordu sanki. Huzurluyduk… Ve yuvamızın huzur kaynağı belki de senin geceleri sessizce yaptığın o dualardı. Tâ ki o geceye kadar…
    17 Ağustos günü seninle alışverişe çıkmış, epey yürüdükten sonra dönüşte annenlere uğramıştık. Onların dualarını almıştık ”iki dünya mutluluğu” adına. Bulaşıcı bir yanı vardı mutluluğun, bizi görenler de neredeyse bizim kadar mutlu oluyorlardı. Eve geç dönmüştük. Yorgun olmamıza rağmen uyumaya pek niyetimiz yoktu. Sen birer kahve yaptın ve uzun uzun sohbet ettik. Önümüzdeki günler hakkında, hedeflerimiz adına, niyetlerimiz adına konuştuk. Etrafımızdaki insanlara daha çok nasıl faydamız olur, bildiklerimizi nasıl daha çok anlatabilir, bilmediklerimizi nasıl daha iyi anlayabiliriz diye, eserleri nasıl okumalıyız diye, düşündük… O gece bir kez daha inandım senin gönül dünyandaki güzelliklere ve bilmenin sevginin başlangıcı olduğuna…
    Saate bakmıştım bir an, üçe geliyordu. “Artık uyumalıyız.” diye düşündüm. Sen her gün biraz okuduğun baş ucu kitabından birkaç sayfa okumak istedin. Ben ise tam sana iyi geceler dilemiştim. İşte o an… Ömrümde ilk defa duyduğum o uğultu koptu. Hiç bilmediğim bu uğultu, korkunç bir sallantıya dönüştü. Bu neydi Allah”ım… Sehpanın üzerindeki bardağı bile anında yere fırlatan bu sarsıntı neydi? Evet, Allah”ın Celâl isminin bir tecellisi olan bu sarsıntıyı kabullenmek gerekiyordu, bu bir zelzeleydi… Gözlerindeki mânânın adı ise acziyetten gelen şaşkınlıktı… Hemen elinden tuttum, ayağa kalkıp kapının eşiğine gittik; ama boşunaydı gayretlerimiz… Sallantı toz bulutu haline gelmişti. Biz dışarı çıkamadan tavan üzerimize çökmüştü. Ben senin üzerine düştüm, portmanto ise benim üzerime… Ve sen acı çekiyordun. Çünkü kırılan camlar bacağına batıyor, üstüne üstlük ben de hareket edemiyor ve sana acı veriyordum. Sen o kadar ince ruhluydun ki, beni üzmemek için, kendi acını unutup bana hissettirmemeye çalışıyordun.
    On sekiz saat bizi fark etmelerini, feryadımızı duymalarını bekledik. On sekiz saat birbirimizin ellerini tutup birbirimize teselli verdik. O durumda iken bir aralık bana ”Eğer ölürsem, seni orada bekleyeceğim.” dedin. Ve on sekiz saat, kim bilir belki de on sekiz ölümü bekledin.
    Aradan dört gün geçmişti. Şehir o şehir değildi. İzmit bambaşka bir mekân olmuştu. Ben felâketi biraz olsun atlatmıştım. Senin durumun ise kötüydü. Doktor, bacağının kesileceğini söyledi. Bunu duyar duymaz ikinci bir zelzele ile dünya başıma yıkıldı sandım. Ama sen hâlâ gülümsüyordun. Sen nasıl bir insandın? Ne dünyaya ne de dünyalığa önem veriyordun. Senin için maddenin ve kaybedecek olduğun bir bacağın hiç önemi yok muydu? Hattâ hayatta kalmanın bile…
    Sekizinci gündü… Bir kibrit kutusu gibi yıkılan evler, evlerin altında kalan canlar, ümitler… Çığlıklar, ”Sesimi duyan var mı?”lar… İsyanlar, sabırlar… Nice hikâyeler, mucizeler ve gönüllerde derin bir fay hattı… Şehirde keskin bir ceset kokusu ve insanlarda büyük bir hüzün hâkim… Boş arsalar kireçlenmiş toplu mezarlarla dolu… Evini, annesini, kendisini kaybetmiş insanlar… İnsanların dilinde tek kelime: Deprem.
    Fakat sadece bacağın gidecek derken, sen birlikte olacağımız ebedî âleme gittin, geride dolu dolu yaşanmış üç ay ve ideallerini yaşatma azmi kaldı… Elimde, senin en çok sevdiğin çiçek, naif bir kırmızı gülle mezarının başındayım. Artık sen yoksun yanımda, ne de gönül pınarının heyecanları… Sen gittin, geride hüzün, geride ben, gâye-i hayâllerimiz… Şimdi omzumu sıvazlayan yakınlarım, ”Bırakma kendini. Unutur, yeni bir yuvayla yine mutlu olursun.” diyorlar. Aslâ!.. Sen bana o zor dakikalarda ne demiştin? Biz seninle ” ötelere” sevdalandık.
    Şimdi mezarının başında seninleyim. Bu bize yeter…
    Ey benim ötelerdeki eşim ve eş ruhum, bana ”unutursun” diyenlere sadece acı bir tebessümle bakıyorum. Biz seninle sürekli “öteleri” aradık. Sen buldun aradığını. Ben ise yoldayım hâlâ.
    İmtihanın bu en zor anında sabır diliyorum Rabb”imden. Ne olur, seni sevdiğimi, her an dua ettiğimi ve sana kavuşacağım günü şafak sayar gibi beklediğimi bil.
    Vekillerin En Güzeli”ne emanet ol…

    Tags: ,

  • Yavrum! Şimdi sana kırk yıllık evliliğimin tecrübelerine dayanarak
    bazı
    tavsiyelerde bulunacağım. Bu tavsiyelerimi iyice öğrenip gerektiği
    şekilde
    hareket edersen, hayatın boyunca rahat edersin. Kocanla aranız hiçbir
    zaman
    bozulmaz. Bu dünyada mutlu bir ömür geçirdiğin gibi ahirette de ebedi
    saadete ulaşırsın.

    1- Kanaatkar ol! Yani, kocan tarafından getirilen yiyecek ve giyecek
    her
    şeyi memnuniyetle, severek kabul et. Çünkü, kanaat, kalbi huzura
    kavuşturur.

    2- Söylenenleri daima iyi dinle ve her zaman kocanın meşru sözlerine,
    isteklerine itaat üzere bulun. Kocana itiraz etme, karşı gelme. Onunla
    kaynaşmaya gayret göster. Bu şekilde hareketlerin aynı zamanda,
    Cenab-ı
    Hakkın rızasına da uygun olur.

    3- Kocanın göreceği her yere, itina ve ihtimam göster. Gözüne çirkin
    bir
    şeyin ilişmesinden sakın. Dış görünüş içe, kalbe de tesir eder. Evin
    her
    zaman temiz, bakımlı ve güzel kokulu olsun.

    4- Eşinin yemek saati ile uyku saatine dikkat etmelisin. Yemeğini
    adeti
    nasılsa ona göre hazırlamalısın. Vaktinde uyuması için işlerini
    zamanında
    bitir. Çünkü açlık insanı huysuz eder. Uykusuzluk ise, öfkelenmeye
    sebep
    olur.

    5- Evinin mallarını ve eşyasını iyi koru. Mal ve eşyayı koruman senin
    iyi

    bildiğini gösterir. Yaptığın işleri, iyilikleri başına kakma! Başa
    kakarsan,
    iyilik fayda yerine zarar getirir.

    6- Eşinin yakınlarına iyi davranışta bulun. Güzel davranışta bulun ki,
    o da
    senin yakınlarına iyi davransın. Gülü seven dikenine de katlanmalıdır.
    Zaten
    dünyada ni”metler ve sıkıntılar beraber bulunur. Kocanın evde,
    çocuklarına,
    yakınlarına karşı otoritesini sarsacak, onu küçük düşürecek söz ve
    hareketlerde sakın bulunma!

    7- Kocanın sırlarını hiç kimseye söyleme. Eğer sırlarını etrafa
    yayacak
    olursan, sana darılır. Vefasızlık etmeyeceğinden bile emin olmaz.
    Sevgide
    azalma olur.

    8- Eşine hürmette, isteklerini yerine getirmede kusur etmemelisin.
    Sözlerinin aksini söyleyerek, ona karşı gelmemelisin. Eğer karşı
    gelir,
    isyan edersen, kızıp öfkelenmesine, hatta düşmanca hareket etmesine
    sebep
    olursun. Eşinin, üzüntülü ve kederli zamanlarında sen de öyle görün!
    Onun
    üzüntüsünü onunla paylaş. O neşeli ise sen de neşeli görünmeye çalış.

    9- Kocana ne kadar hürmet ve tazimde bulunursan, kendini ona o kadar
    çok
    sevdirirsin. Rızasına ne derece uygun hareket edersen, o nispette
    sevgisini
    kazanırsın.

    10- Kocandan, almakta zorlanacağı, gücünün yetmeyeceği şeyleri isteme!
    Bu
    hem senin, hem de onun helâkına sebep olur. Nitekim sevgili
    Peygamberimiz
    >buyuruyor ki: “Bir zaman gelir ki, adamın helâkı, hanımının, ana-
    babasının
    ve çocuğunun elinden olur. Onu fakirlikle ayıplarlar, gücünün
    yetmediği
    tekliflerde, isteklerde bulunurlar. Böylece o kimse, bu istekleri
    temin
    için
    dininin gideceği yollara sapar ve helak olur.”

    11- Kadının güzel huylusu, saliha olanı, eşine Cennet nimetidir.
    Kötüsü,
    şerlisi de Cehennem azabından sayılır. Sen kocana Cennet ni”meti ol!
    Azab
    çektirme! Bunları yapabilmen ancak, onun isteklerini kendi
    isteklerine,
    onun
    rızasını kendi arzularına tercih etmenle mümkün olabilir.

    Hep kendi istek ve arzularını ön plana çıkartırsan, bu nasihatleri
    tutabilmen mümkün olmaz.” Devletlerde, milletlerde, iş yerlerinde,
    ailelerde
    huzurun sağlanabilmesi için, son sözü bir kişinin söylemesi lazımdır.

    Her kafadan bir ses çıkarsı huzur olmaz. Allahü teala, alide son sözü
    söylemeği erkeğe vermiştir. Cenab-ı Hak, Kur”an-ı kerimde, erkekleri
    kadınlar üzerine hakim kıldığını bildirmiştir. Nisa Suresinin
    34.ayetinde,
    “Erkekler kadınlar üzerine hakimdirler.”buyurulmuştur. Bunun için
    kadın,
    düşüncesini söylemeli fakat son sözü kocasına bırakmalıdır.

    Erkek yanlış bile yapsa, dine uygun yapıldığı için, Allahü tela o işin
    >neticesini hayra çevirir. Evde senin dediğin, benim dediğim olacak
    kavgası
    olursa o evde huzur olmaz. Nasıl ki, bir erkek işyerinde, potronunu
    memnun
    etmek için çalışıyorsa; bu iş yerinde kalabilmesi için, potronun
    memnun
    olmasının şart olduğunu, iş huzurunun buna bağlı olduğunu biliyorsa;
    kadın
    da, kendi rahatı huzuru için bütün gücü ile kocasını memnun etmek için
    çalışması lazımdır.
    Kocasının, memnun olması rahat olması, kadının da rahat, huzurlu
    olması
    demektir.
    Bu, kadın tarafından kabullenip tatbik edilmedikçe ailede huzur olmaz.

    Bunları yapacak bir kız varmı merak ediyorum grup arkadaşların
    yorumlarını
    bekliyorum.
    Siz eşiniz için bunları yaparmısınız

    Tags: ,

  • ÖLDÜR BENİ ANNE !!

    bu anlatıcaklarımı,aşık olduklarını sanıp,daha gerçek aşkın ne olduğunu bile bilmeyenlerin daha dikkatli okumasını istiyorum,ondan sonra yaşadıkları gerçek aşkmıymış,basit bi hoşlanmamıymış karar versinler…

    kalbimin hiç tanımadığı duyguları daha yeni yeni hissetmeye başladığı dönemlerdi,çevremde bir sürü erkek ve kız arkadaşlarım vardı,ama bi gariplik vardı,mutlu değildim sanki aradığım başka birşeydi,her akşam eve gelir odama çekilir ağlardım,noluyordu bana anlayamıyordum,birgün yine arkadaşlarla beraberdim,beraberdim derken nasıl bi beraberlik,onlar bi araya toplanır gülüp eğlenirlerken bense bi kenara çekilip içimdeki fırtınaları dinliyordum her zamanki gibi,artık arkadaşlarımda alışmıştı bu durumuma,yanıma gelip oturduğunu hiç farketmemişim,taki sanki çok derinlerden gelen bi SELAM sesini duyana kadar,selam dedim bende,neden yalnız oturuyosun dedi,bilmiyorum dedim,kimse seni anlamıyor,hatta kendin bile kendini anlamıyorsun değilmi dedi,evet dedim,bende bu yüzden yanına geldim zaten dedi,bende aynı durumdayım,seni arkadaşlarından ayrı derin düşüncelere dalmış görünce işte benim gibi biri daha dedim,
    ve ilk defa onun yüzüne baktım,o anda kalbim durdu sanki,donup
    kalmıştım,ne zaman ayrıldık eve nasıl geldim bilmiyorum,o gün sürekli onu düşündüm,sanki aradığım şey buydu hissedebiliyordum bunu,
    o günden sonra hergün buluşmaya başladık,evleri iki mahalle kadar uzaktaydı,bizim mahallede akrabaları vardı,ilk tanıştığımız gün onlara gelmişler,böylece aylar geçti,artık ailelerimizde biliyordu,ya ben onlara gidiyordum yada o bize geliyordu,yani her günümüzü birlikte geçiriyorduk,
    ama ikimizinde anlayamadığı birşeyler vardı,birbirimizi çok seviyorduk,görmeden yapamıyorduk,arkadaşlık değildi bu,çünki diğer arkadaşlarımızıda seviyorduk,bu çok farklı bişeydi,kimseyede soramıyorduk,nasıl soralımki,biz bile bilmiyorduk ne olduğunu,bu çok yoğun duyguların etkisiyle bazen mutluluktan bulutlara kadar çıkıyorduk,bazende o küçücük kalplerimize sığdıramadığımız ve bi türlü anlamadığımız hisler dünyasında sebepsiz yere ağlıyor gözyaşlarımızı birbirimize hediye ediyorduk,,belki size saçma gelicek ama birbirimizi ilk gördüğümüz günü anlatmıştım,ondan sonraki ilk buluşmamızda biraz konuştuktan sonra bi ara gözgöze gelmiştik,ve daha ne olduğunu anlamadan ikimizde sebepsiz yere birden ağlamaya başlamıştık,hemde ne ağlama sanki hiç bitmeyecek gibiydi göz yaşlarımız,işte o günden sonra bir daha biribirimizin yüzüne uzun süre bakamadık,hatta çoğu zaman sırtlarımız birbirimize dönük otururduk,bi gören olsa bize gülerdi heralde,ama elimizde değildiki bakamıyorduk işte,
    ama ne olursa olsun çok mutluyduk,artık ne güneşin doğuşunun,ne çiçeklerin kokusunun,nede kuşların aşk şarkılarının farkındaydık,biz birbirimizde kaybolmuştuk,taki bi akşam bizim evin zili uzun uzun çalana kadar,kapıyı annem açtı,gelen onun teyzesinin kızıydı,anneme bişeyler söyledi,annemde hemen babamla bişiyler konuşup,banada sen evden ayrılma biz hemen geliyoruz diyerek aceleyle çıktılar,bende hemen arkalarından çıktım,hava kararmıştı,beni görmesinler diye onları uzaktan takip ettim,biraz gittikten sonra bizim evin biraz ilerisinde bi market vardı,orada bi kalabalık gördüm,oraya gidiyorlardı,biraz daha yaklaşınca babam koşmaya başladı,yerde yatan biri vardı,bende biraz daha yaklaştım,babam yerde yatan kişiyi kucağına almıştı,bikaç adım daha yaklaştım ve kalbime binlerce ok birden saplandı sanki,yerde yatan benim meleğimdi,oda beni gördü,eliyle bana gelme diye işaret yaptı,ve bana bişeyler söylemek için ağzını açtığında,ağzından kan boşaldığını gördüm,yanına gittim,o güzel başını babamın kucağından kendi kucağıma aldım,hafifçe gülümsedi ve bak dedi napmışsın yeni gömleğine,onun kanına bulanmış gömleğimi göstererek,iki hafta önce doğum günümde o almıştı,ve birden başını karanlıkta benim seçemediğim kazanın olduğu bi yere çevirip tüh yaa dedi,ne demek istediğini anlamamıştım,başını tekrar çevirdiğimde ölmüştü,ondan sonrasını hatırlamıyorum,gözümü evde açtım,orada bayılmışım,beni doktora götürmüşler sakinleştirici filan yapmışlar,uzun süre baygın halde yatmışım,
    kendime gelir gelmez ağlamaya başladım,kimse müdahale etmedi,doktor ağlarsa müdahale etmeyin demiş,tekrar kendimden geçene kadar ağlamışım,ondan sonraki günlerde gözyaşım hiç dinmedi,aradan iki ay filan geçmişti,birgün anneme onlara gitmek istediğimi söyledim,annem önce kabul etmedi ama yalvarmalarıma dayanamayıp bi şartla kabul etti,gideriz ama orada ağlayıp annesini üzmeyeceğine söz verirsen dedi,bende söz verdim ve gittik,bi süre oturduk ama ben kendimi zor tutuyordum ağlamamak için,bak oğlum dedi annesi,biribirinizi ne kadar çok sevdiğinizi hepimiz biliyoruz,ne kadar üzüldüğünüde biliyorum ama senden bir ricam var dedi,kızım son nefesini senin kucağında vermiş,bana son anlarını anlatmanı istiyorum dedi,şaşırdım,nasıl anlatabilirdimki,anneme baktım boynunu büktü,bende onu üzmeyecek şekilde anlattım,ama bi ara karanlıkta bi yere bakıp tüh yaa dediğini anlamadığımı söyleyince,annesi bana sarılıp öyle bi ağlamaya başladıki,bende zaten zor tutuyordum kendimi,ikimizde uzun süre ağladık,
    biraz sakinleştikten sonra,artık bu dünyada yaşamam için hiç bir sebebin kalmadığına karar vermeme sebep olan şeyi anlattı,
    ogün annesi evlerinde benim çok sevdiğim bir yemeği yapmış,anne demiş bu yemeği ayhan çok sever,bizim yiyeceğimiz kadarını ver ben ayhanlara gidip onunla beraber yiyeceğim demiş,anneside yalnız göndermemek için yakınlarında oturan teyzesinin kızıyla bize göndermiş,yolda gelirlerken teyzesinin kızı,sen biraz bekle bende marketten içecek birşeyler alayım demiş,kaldırımda beklerken bi araba vurup kaçmış,bize yakın oldukları için teyzesinin kızı hemen bize haber vermeye gelmiş o akşam,ve o karanlığa bakıpta tüh yaa dediği şeyde,bana getirdiği yemeklerin dökülmüş olmasına üzüldüğü içinmiş,son anlarını yaşayan birisinin canından daha çok bana getirdiği yemeklerin dökülmüş olmasına üzülecek kadar seven bir kalp varmıdır daha şu lanet dünyada,başkasını sevebilirmiyim artık,aşık olabilirmiyim başkasına,tahammül edebilirmiyim artık saçma sapan şeylerin adını aşk koymalarına,bizim yaşadıklarımız bilemesekte gerçek aşktı,bunu şimdi biliyorum, ama o bilmiyor,birgün birbirimize bir söz vermiştik,hangimiz önce ölürsek diğerimizi cennetin kapısında bekleyecekti,şimdi bende bilmeden yaşadığımız o tarif edilmez duygunun gerçek aşk olduğunu,o aşkı sonsuza kadar yaşayacağımız cennetin kapısında beni bekleyen meleğime anlatmak için,gelmesi için hergün yalvarıp dua ettiğim beni ona kavuşturacak kişiyi bekliyorum,AZRAİLİ

    O ÖLDÜKTEN SONRA

    bu gün hafta sonu,aşkımla buluşacağız,en güzel elbiselerimi giymeliyim,hangi gömleği giysem acaba,yanakları gibi kırmızı olanımı yoksa gözleri gibi kapkara olanımı,yada kazanın olduğu gün kanıyla üzerine çiçekler yaptığı gömleğimi,ne kazası ne kanı yaa nerden çıktı şimdi offf,ben en iyisi son buluşmamızda başını omuzuma koyduğu o kokan gömleği giyeyim,evet evet bu daha iyi,anne ben çıkıyorum,onamı,
    tabiki anne yaa,her hafta sonu kiminle buluşurum ben,iyide neden ağlıyosunki,şimdi gidip annesindende izin almalıyım,günaydın müsade ederseniz kızınızla gezicez biraz,tabi oğlum,ona iyi bak olurmu,bak buda ağlıyor,noluyo bunlara anlamıyorum,koşar adımlarla gidiyorum aşkıma,bu yolda ne kadar uzun,her zamanki gibi bekçi amca karşılıyo beni,hoşgeldin oğlum,oda seni bekliyodu,biliyorum,günaydın aşkım ben geldim,bak hala yatıyo,hemde bembeyaz gelinliğiyle,yanaklarına küçük bir öpücük kondurup uyandırıyorum onu,her zamanki gibi toprak kokuyor meleğim,
    uzatıyor kollarını yattığı yerden,tutuyorum ellerinden,tüy kadar hafif,ne kadarda güzel meleğim benim,hoşçakal bekçi amca,bak koskoca adamda ağlıyo,iyi eğlenin olurmu diyor kirli sakallarından süzülen yaşları silerek,
    onun en sevdiği yerleri geziyoruz elele,allahım onunla olunca o kadar mutluyumki,bi ara yine gözgöze geliyoruz,bakmamalıydık,yine ağlıycaz,ne kadar ağladığımızı akşam ezanını duyunca anlıyorum,işte bu günde bitti,gitmeliyiz,bekçi amca kızar sonra,hoşgeldiniz iyi eğlendinizmi bari,neler yaptınız bakalım,ağladık akşama kadar,her zamanki gibi ha,evet,hadi meleğim sen şimdi yat,ben haftaya yine gelirim,,birgün diyorum,birgün bende bembeyaz damatlıklarımı giyip geleceğim yanına,kapkara gözlerini açarak yalvarırcasına,çabuk gel olurmu diyor,yakında meleğim çok yakında,biliyorum şimdi iyi geceler öpücüğüm olmadan uyuyamaz bi tanem,yanaklarına bi öpücük konduruyorum,yine o toprak kokusu,geldim anne,hoşgeldin oğlum,ÖLDÜR BENİ ANNE BENDE TOPRAK KOKMAK İSTİYORUM

    Tags: ,

  • Telefonla tanışmıştık.Bana yanlışlıkla mesaj atmıştın akşam saat 12.00’ydi tam.Hiç unutamadım o gün….
    Ben sana beni rahatsız etmeyin dedikçe sen üzerime düşüyordun.Nitekim başladı büyük aşkımız..Tanıştıktan 5 ay sonra askere gittin.Asker yolu bekliyordum.Her fırsatta beni arıyor sesini duymadığım gün zaman geçmiyor diyordun hatırlar mısın.askerde 4. ayın dı ben senin ailenle arkadaşlarınla devamlı görüşüyor konuşuyordum.Annen beni çok seviyor düğün hazırlıkları yapıyordu.Babanı kaybetmiş olmandan dolayı annen üzerine bir kat daha fazla düşüyordu.Arkadaşınla konuşurken onun benden hoşlandığını anlamaya başlamıştım.Ve hemen onunla görüşmemize son verme kararı aldım.O bunu hissetmiş olacak ki senin hakkında açıklamalar Yapmaya başladı.Ve senin benimle birlikte iken 2 kişi ile daha görüştüğünü söyledi…İnanamadım.Hemen sana sordum.Askerdeydin seni üzmek istemiyordum ama bu soru beynimi kemiriyordu.Sen reddetmiştin yalan demiştin.Bende sana inandım.Bir gün mesaj geldi.Mesajda ‘Selam Suna nasılsın yazıyordu’ bu isim bir yerden tanıdık geliyordu.Evet hatırlamıştım Suna arkadaşının söylediği isimdi yani beni aldattığın kızın ismi..Seni dinlemedim hiç çünkü her şey ortaydı aldatıyordun beni.Sen tek bir açıklama yapabildin.Ben seni hiç aldatmadım.O bana seni kimse benim kadar sevemez,sende kimseyi beni sevdiğin kadar sevemezsin demişti artık seni deliler gibi sevdiğimi seninde beni aynı şekilde sevdiğini söyleyecektim. Demiştin.ama ben inanmadım haklıydım da ona o mesajı atman çok büyük bir hataydı.nitekim ayrıldık seninle.Çünkü aldatma asla affetmeyeceğim tek olaydı.Seni çok seviyordum kendi aramızda nişanlanmıştık.Çalıştığım ortamda bana takılanları devamlı tersliyor onları gördüğüm zaman yolumu değiştiriyordum Bir defa görüştük sen buraya gelmiştin o günü hiç unutamıyorum.Biliyor musun seninle gittiğimiz yerlere eşimle gittik birkaç defa benim rahatsızlığımı anladı gidemiyorum baktığım her yerde sen geliyorsun gözlerimin önüne..Evet ben senden ayrıldıktan birkaç ay sonra o sinirle evlendim.Unuturum sandım.Sen hiç inanmamıştın evlendiğime nişanlıyken arıyor inanmıyorum demiştin.Taki arkadaşlarımdan duyana kadar.Tehdit etmişin beni düğün günü kaçırırım askerliği yakarım demişsin.ben evlendiğimde askerden gelmene tam bir ay vardı.Ben temmuz da evlendim sen ağustos da askerden geldin.Dediğini yapmışsın düğün tarihimi öğrendiğin gün askerden kaçmışsın ama yakalanmışsın benim yüzümden ceza almışsın.Kıyamazdım ben sana..Neyse o bir ay sana bir yıl gibi gelmiş.İntihar etmişsin kollarında adım yazıyormuş…Ben evlendikten sonra seni çok terslemiştim artık seni sevmiyorum evlendim ben dedim.Sırf benden nefret et diye sen bana yetmezdin ben zengin bir aile de büyüdüm şimdi de zengin birisi ile evlendim demiştim.Ama dediğim hiçbir şey bana karşı duygularını değiştirmiyordu.Yalvarıyordun bana arkadaş olarak bari görüşelim ben senin sesini duymadan yaşayamam diyordum.Senden kurtulmanın tek yolu hattımı değiştirmekti ve değiştirdim de.Yıllar sonra kuzenim ile konuşurken senin öldüğünü söyledi..O seninle görüşme devam etmişti.İnanamadım belli etmemeye çalışıyordum ama dünya başıma yıkıldı.telefonu kapattım ve senin numaranı çevirdim çevirdim ama arama tuşuna basamıyordum.Ama öğrenmeliydim.Neyse aradım telefonu çalıyordu açmayacaksın diye öylesine korkmuştum ki ama açtın efendim dedin ben alo dediğimde adımı söyledin sen sensin dedin unutmamıştın sesimi alo dememden tanımıştın.Anlattım kuzenim böyle böyle dedi diye.Sende ölümden döndüm dedin.Aşırı alkolden dolayı mide kanaması geçirmiş günlerce hastahane de kalmışsın…kemik erimesine yakalanmışın.neden böyle oldun dediğim Üzülmeni istemem ama senden sonra kendimi toparlayamadım dedin..konuşmuştuk bana göre arkadaşca sana göre sevgiyle..ve birgün bana sana bir şey soracağım ama kızmandan çekiniyorum dedin söz vermiştim kızmayacağım demiştim.bana
    Yarınımı düşünmeden seni yaşamak istiyorum ne kadar inkar etsen de sende beni seviyorsun demiştin..
    Bense hayır böyle birseyi nasıl söyleyebilirsin diye çok kızmıştım sana.Sonra görüşmemize son verdik bir şekilde konuşmamız tekrar başladı arkadaş olarak bu konuşmalarımız birkaç gün sürüyordu..Benden özür dilemiştin.Anlıyordum hala umudun vardı evlenmemiş beni bekliyordun ben bekleme dediğim de umutlarım beni ayakta tutan onları da alma elimden diyordun..ben sana devamlı evlen evlilik çok güzel diye ısrar ediyordum sense annem yetiyor sen bari yapma diye adeta yalvarıyordun bana..bir gün bana sakın mesaj atma dedin bende dediğini yaptım ama merak etmiştim tam 10 gün sonra sana mesaj attım beni aradın ve dediğin şey şuydu
    EĞER BENİM MUTLU OLMAMI İSTİYORSAN BİR DAHA MESAJ ATMA ŞU AN YANIMDA EŞİM VAR YARIN SENİ ARAR VE ANLATIRIM HERŞEYİ DEDİN.
    Dünyam yıkıldı kulaklarıma inanamadım..Ertesi gün düşünmüştüm açıklama yapacak bir şey yoktu ne güzel benim istediğim olmuştu evlenmiştin bende sana mesaj attım çok sevindim bana açıklama yapmana gerek yok lütfen arama beni dedim..Şimdi nerdesin evli misin bekar mısın bilmiyorum.
    Hani sana hep evliliğim çok güzel diyordum ya yalan söyledim hiç güzel gitmiyor.Beni burada tutan tek şey bebeğim.Eşimin annesi tarafından duyduğum hakaretler beni hayattan soğuttu.Eşim beni seviyor ama benim isteklerime çok duyarsız kalıyor..
    Sana asla açıklayamadığım gerçekleri şimdi buraya yazıyorum.
    Ben seni sevmekten hiç vazgeçmedim.bi hata yaptım evlendim kabul ediyorum ama seninle görüşerek bu hatamın bedelini çocuğuma ödetemezdim.çok ağladın çok üzüldün biliyorum.İnan bende çok üzüldüm ama hadi dedim ya aldatılmak asla affetmeyeceğim tek şey diye.İşte o yüzden kendime yapılmasını istemediğim şeyi başkasına yapmadım.Ben mutlu değilim şimdi sırf çocuğumun ve babasının mutluluğu için yaşıyorum..

    Tags: ,

Rss Feed Tweeter button Facebook button Technorati button Reddit button Myspace button Linkedin button Webonews button Delicious button Digg button Flickr button Stumbleupon button Newsvine button Youtube button
Edebiyat Edebiyat