• Herkes tarafından sevilen bir adam vardı. Fakat kader ve dua anlayışı biraz farklıydı.
    Bir gün yaşadığı kasabada sel felaketi yaşandı. Herkes Kasabayı terk etmeye başladı. Ama adam yerinden kımıldamıyordu. Sonunda en yakın komşusu arabasını onun evine çekerek kendisine seslendi. ‘Haydi! arabaya atla kasabada kimse kalmadı. Barajın kapakları patladı , büyük bir sel geliyor. ‘
    Adam ‘Sen git. Tanrı beni kurtarır .’ dedi. Sonra sular yükselmeye başladı. Yardıma gelen bir kayığı ve onun ardından gelen ‘Tanrı beni kurtarır’ ,diyerek geri çevirdi. Sular o kadar yükselmişti ki, sonunda evin bacasına çıktı. Kendisini kurtarmaya gelen helikopteri de  aynı gerekçeyle uzaklaştırdıktan sonra boğularak öldü.
    Tanrı katına yükselince,Tanrıya intizar etti : Allah’ım sana güvenmiştim.Niçin benim dualarımı kabul edip beni kurtarmadın ? Tanrı Kendisine Seslendi :
    “Denedim hem  de çok denedim. Önce sana arabasıyla komşunu gönderdim.Sonra bir kayık ,ardından bir tekne ve son olarak bir helikopter gönderdim . Ama sen hiçbirini kabul etmedin .”

    Tags: ,

  • Öğretmen, 2 öğrencisine birer sepet verir ve bahçeye elma toplamaya gönderir”En tatlılarını getiren mezun olur ” der.
    Öğrenciler 1 saat sonra dönerler. Biri, arkadaşının sepetine yan gözle bakıp kendi getirdiklerinin muhteşem göründüğünden emin olmanın rahatlığıyla koyar sepetini ortaya . Her biri tornadan çıkmışcasına muntazam, pürüzsüz, göz alıcı elmalar ondadır.
    Ardından diğeri koyar sepeti. Eğri büğrü,kötü görüntülü, ezik,  tomurcukken yağmur değmiş, yaralı bereli ne kadar elma varsa toplamıştır.Öğretmeni,”Yolun açık olsun” der ve uğurlar öğrenciyi.Diğeri “Nasıl olur! ” diye hayıflanır; bir kendisinin bir giden öğrencinin elmalarına bakarak…Öğretmen çakısıyla birer parça keser; bir onun harika görüntülü elmasından, bir de  giden öğrencinin yaralı bereli elmasından… “Tat” der. “En tatlısını dedim, kabuğu en güzel olanını değil.”diyerek uzaklaşır.

    Gerçekten de , pazardan aldığınız, üzerine dolu değmiş meyvenin o kısmını koklayın ve tadın, bal gibidir.
    Yaralanarak büyüyor,yaralandıkça tatlanıyoruz,yaralarımızla güzeliz hepimiz .

    Tags: ,

  • Karlı bir kış günüymüş…
    Yağan kardan üşümüş küçük kırlangıç,
    yalnız bir adamın penceresinin dışına gelip
    gagasıyla camı tıkırdatmış, adeta adamın onun
    içeri girmesine müsade etmesini istemiş.

    Yalnız adam bu isteği görmüş, “olmaz alamam,
    git başımdan” der gibi kuşu kovalamış, sonra da
    kendi kendine söylenmiş;”Hıh, camı tıkırdatmakla
    kendisini içeri alacağımı mı sanıyor acaba..?”

    Gecenin ilerleyen saatlerinde canı sıkılmış,
    rüzgar ve soğuk arttıkça yalnız adamı
    daha başka düşünceler sarmış,
    kırlangıcın arkadaşlığını
    geri tepmekten biraz pişmanlık duymuş…

    “Keşke kuşu içeri alsaydım.
    Ona biraz yiyecek verirdim. Minik kuş
    oradan oraya uçar, neşeli sesler çıkartır,
    cıvıldar, yalnızlığımı paylaşırdı. ” demiş.

    Ertesi sabah ilk iş pencereyi açıp,
    etrafına bakınmış adam, belki kırlangıç
    oralarda bir yerlerde olabilir diye düşünmüş.
    Ama görememiş zavallı kırlangıcı…

    Uzun kış geçmiş, yine yaz gelmiş…
    Etrafta kırlangıçlar, cıvıldıyarak uçmaya başlayınca;
    yalnız adam, heyecanla camını sonuna kadar
    açıp kuşu beklemiş… Ama hiç gelen olmamış.

    Onun hevesle havada uçan kuşlara
    baktığını gören komşusu hikayeyi öğrenince
    hafif buruk bir sesle: “Sevgili komşum, anlaşılan
    sen kırlangıçların sadece 6 aylık bir ömürleri oduğunu
    bilmiyordun?” demiş. Bunu işiten yalnız adam çok üzülmüş
    ama üzülmek için de artık geç kaldığını anlamış…

    ***

    Dikkatli olun…
    Farkında olun…
    Kendinize bir sorun…
    Acaba, siz kaç kırlangıç kovaladınız?

    Hiç geri çevirmediniz mi bugüne kadar
    size sunulan bir dostluğu?

    Hayatta bazı fırsatlar vardır ki,
    sadece birkez karşımıza çıkar,
    değerini bilemezsek kaçıp giderler.
    Ve asla geri gelmezler…. :((

    Tags: ,

  • Eniştem; kızkardeşimin tuvaletinin en alt gözünü açtı ve
    ince kağıda sarılmış bir paket çıkardı. “Bu” dedi, “sıradan
    bir çamaşır değil.” Kağıdı açtı ve çamaşırı bana uzattı.
    Zarif ve ipekliydi. Kenarları elişi dantelle süslenmişti .
    Astronomik bir fiyat taşıyan etiketi hala üstündeydi.

    “Jan bunu New York’a ilk gittiğimizde almıştı. Nereden
    baksan sekiz, dokuz yıl olmuştur. Hiç giymedi.
    Özel bir gün için saklıyordu.” Çamaşırı benden aldı ve
    cenaze evine götürmek üzere ayırdığımız diğer giysilerle
    birlikte yatağın üzerine koydu. Bırakırken eli bir an
    yumuşak kumaşı okşar gibi oyalandı. Tuvaletin gözünü hızla
    kapattı ve bana döndü ve dedi ki : ” Hiçbir şeyini özel
    bir gün için saklama. Yaşadığın her gün özeldir.”

    Cenazeyi izleyen günlerde enişteme ve yeğenime
    beklenmeyen bir ölümün arkasından yapılması gereken
    tüm üzücü işlerde yardımcı olurken sık sık bu sözleri
    hatırladım. Kardeşimin ailesinin yaşadığı şehirden
    California’ya dönerken uçakta yine bu sözleri düşündüm.
    Kardeşimin göremediği, duyamadığı veya yapamadığı
    bütün şeyleri düşündüm. Hala eniştemin sözlerini
    düşünüyorum ve hayatım değişti.

    Artık daha çok okuyor, daha az toz alıyorum.
    Balkonda oturup bahçemi seyrediyorum, uzayan çimlere
    aldırmadan. Ailem ve dostlarımla daha çok vakit geçiriyorum ,
    iş toplantılarında daha az. Mümkün olduğu kadar sık
    “hayatın katlanılması gereken bir dertler zinciri yerine zevk
    alınacak olaylar silsilesi olarak görülmesi” gerektiğini
    hatırlatıyorum kendime. Her anın güzelliğini duyumsayarak
    yaşamak istiyorum. Hiçbir şeyimi özel günler için saklamıyorum.

    Kıymetli tabak çanağımı her “özel” olayda kullanıyorum.
    Birkaç kilo vermek, tıkanan lavaboyu açmak, bahçemde ilk
    açan çiçek gibi özel olaylarda.. En pahalı ceketimi canım
    isterse süpermarkete giderken giyiyorum. Teorime göre eğer
    zengin görünürsem, küçük bir torba erzak için o kadar parayı
    daha rahat ödeyebilirim. Pahalı parfümü özel partiler
    için saklamıyorum. Mağazalardaki tezgahların ve banka
    memurlarının burunları da, en az parti parti gezen
    arkadaşlarımınkiler kadar iyi koku alır.

    “Birgün” kelimesi dağarcığımdaki yerini kaybetti.
    Bir şey, eğer görmeye, duymaya veya yapmaya değerse, onu
    şimdi görmek , duymak ve yapmak istiyorum.

    Hepimizin “Yaşayacağımıza garanti gözüyle baktığımız
    yarını görmeyeceğini” bilseydi eğer kızkardeşim, neler
    yapardı kimbilir ? Sanırım aile fertlerini veya yakın
    arkadaşlarını arardı. Belki eski birkaç arkadaşını arayıp
    aralarında geçen sürtüşmeler için özür dilerdi.

    Belki bir lokantaya en sevdiği çin yemeğini ısmarlardı.
    Bunların hepsi birer tahmin. Kardeşimin neler yapamadan
    öldüğünü hiçbir zaman bilemeyeceğim. Ya ben ?..
    Eğer sayılı saatimin kaldığını bilseydim, yapamadığım şeyler
    olduğu için kızardım. Yazmayı ertelediğim mektupları yazmadığım
    için kızardım. “Bir gün ararım” dediğim dostları görmediğim
    için kızardım. Eşime ve kızıma onları ne kadar çok sevdiğimi
    yeterince sık söylemediğim için kızardım. Artık hayatlarımıza
    kahkaha ve renk katacak hiçbir şeyi yarına ertelememeye,
    duygularımı dizginlememeye çalışıyorum.

    Ve her sabah gözlerimi açtığımda kendime o günün
    “Özel bir gün” olduğunu söylüyorum. Her gün,
    her dakika, her nefes gerçekten Allah’tan bize bir armağan.

    (LOS ANGELES TİMES YAZARLARINDAN ANN WELLS’İN YAZISI

    Tags: , ,

  •   Pek çoğumuz bir tartışma, yanlış anlama veya yetiştirme biçimindeki 
    farklılıklardan kaynaklanan küçük kırgınlıklara dört elle sarılırız. 
    Kırıldığımız kişi dost veya akraba olsun, inatla onun bize el uzatmasını 
    bekler, onu bağışlamak ve eski ilişkiyi tekrar başlatmak için bunun tek yol 
    olduğuna inanırız.
     
    Sağlığı pek de iyi olmayan bir hanım dostum bana oğluyla üç yıldan beri 
    konuşmadığını söyledi. "Neden?" diye sordum.
    Gelini ile ilgili bir konuda ters düştüklerini ve önce oğlu aramadıkça, 
    onunla bir daha hiç konuşmayacağını söyledi. Ona kendisinin el uzatmasını 
    önerince, önce itiraz etti ve "Bunu yapamam, çünkü onun özür dilemesi 
    gerekir," dedi. Kadın biricik oğluna elini uzatmadan neredeyse, ölmeye bile 
    hazırdı. Biraz da tatlı dil döküp onu ikna ettikten sonra telefon açmayı 
    kabul etti. Sonuçta oğlu, annesi aradığı için büyük bir minnet duydu ve 
    kendiliğinden özür diledi. Hep olduğu gibi taraflardan biri bir fırsat bulup 
    dostluk elini uzatırsa, bundan herkes kazançlı çıkar.
     
    Ne zaman öfkemize saplanıp kalsak, "ufak şeyleri" kafamızda kurup, gerçekten 
    "büyük mesele" haline getiririz. Sanki haklı oluşumuz mutluluğumuzdan daha 
    da önemliymiş gibi görünür. Oysa, hiç öyle değildir. Eğer daha huzurlu bir 
    insan olmak istiyorsanız şunu anlamamız gerekir ki haklı olmak hemen hiç bir 
    zaman kendinizi mutlu etmekten daha önemli değildir. Mutluluğun yolu, 
    yargıları bir yana atıp, sevgi elini uzatmaktır. Bırakın, başkaları haklı 
    oluversin. Bu sizin haksız olduğunuz anlamına gelmez. Her şey yoluna 
    girecektir. Siz işin ucunu bırakmanın huzurunu ve haklı olmayı başkalarına 
    bırakmanın keyfini yaşayacaksınız.
     
    Elinizi uzatıp, haklılığı başkalarina bıraktığınız zaman onlar da size karşı 
    daha çok sevecen olurlar. Çoğu zaman onlar size el uzatırlar. Ama eğer bu 
    gerçekleşmezse, hiç dert etmeyin. Daha çok sevgi olan bir dünya yaratmak 
    için size düşeni yapmanın huzurunu yaşayın.
     
    Dr. Richard Carlson

    Tags: , ,

  • Hikaye : sevmeyen – sevilmeyen kız

    ben, erkek arkadaşımla arkadaşlarım vasıtasıyla tanışmıştım,aslında tam istediğim gibi bir insandı.arkadaşlarla her gittiğim yere o da geliyordu, mevkiside vardı, bu ilşkiye ben sevmeden istemeden başladım,ilk iki hafta iiyi güzeldi o çalışıyordu akşamdan akşama görüyoduk birbirimizi baen hiç görüşmüyoduk , görüştüğümüzdede hep yanımızda arkadaşlar oluyordu,ben bu ilşkiyi akadaşlarının yanında değil tek başımıza yaşamak istiyodum,onu tanımak, inanmak,güvenmek istiyodum ama olmadı soğudum,çok iyi bir insandı kimsyi incitmeyen bir insan ama olmayınca olmuyor işte,bende onu istemediğimi anladım ama ayrılmak isteyen ben olmak istemedim onun benden ayrılmasını sağladım ve ayrıldık ama ondan sonra onun gibiisni bulamadım o yüzden ben gerçek aşkın var olduğuna inamıyorum gerçek mutluluk gerçek aşk bence karşılıklı güven ve saygı içinde olur size dğer verene sizde değer o zaman gerçekten mutlu olacaksınız;ona dönmek istiyorum ama dönemiyorum, siz siz olun size değer verenin kıymetini bilin yaşadığınız günlerin kıymetini bilin

  • Tarihi çok iyi hatırlıyorum.

    bir haziran gecesi seyahat için gittim otelde hayatımın değişeceği aklımın ucundan bile geçmezdi.

    Hayatım boş vede bir okadar anlamsızdı.

    işlerimde başarısız ve atılma korkusu içerisinde garip ir yaşam sürüyordum.

    türkiyenin sayılı firmalarndan birinde sürünmekti benim yaptığım.herkezin girmek için aylarda sınavlardan geçtiği bir firmada şuursuzca bocalanıyordum.

    hayatın pek bir anlamı yoktu.hep depresyonda olduğumu söyleyip duruyordum etrafımdaki insanlara.

    ilaçlar kullandım.hemde ööle herkezin kullanamayacağı ağırlkta ilaçlardı bunlar.bazen daha fazla bunaldığımı düşünüp dozu iki ve hatta üç katına çıkartıyordum.üzerine günde ir paketi aşaan sigara kullanımı vede içki eklenince hayat dahada manasız gekiyordu.hep küfrettim hayata,sebebleri hep kewndi dışımda aradım.oysa iyi bir evliliğim beni seven bir karım vardı.sanki hiçbir şeyde ben suçlu değilmişimde sadece ve sadece benim dışımda geişen olayların kurbanıymışım diye düşünür ve kadare hep küfrederdim.

    bu kadar ilaç,sigara ve içki tüketimi ayrıca gece geç saatlere kadar oturup allah kahretsin diyen bir insan için sabahları kalkıp işe gitmekte bir işkenceydi adeta.bu yüzden hep işe geç kalır müdürümden hep azar işitirdim.

    bu bunalımlı süreçte bayada kilo aldım.insanların ne yakışıklı çocuk dedikleri ben değildim adeta.70 kilodan tam tamına 92 kiloya çıkmıştım.

    bilmiyorum sizinde hayata bir şey ters gittiği zaman herşeyin üst üste geldiğini ve bunun sanki bir zorunlulukmuş gibi ve sanki elimizden artık birşey gelmeyeceğini düşündüğünüz zamanlar oldumu.benim çok oldu.

    işlerimdeki kötü gidişat yüzünden artık pirimde alamaz hale gelmiştim.yığılmış bir sürü borç beni dahada diplere itti.

    çok defa intahar etmeyi düşündüm.pek dini bütün biri olmasamda CENNET VE C EHENNEME inancım yüzünden bunuda yapamadım.

    aynı böyle bir gündü. bir buçuk paket sigara içmiştim.2 tanede anti depresan.işi yine erken bırakıp otele döndüm.her zaman yaptığımı yaptım.2 porsiyon ızgara ve üzerine soğuk bir bira.yemeğimi yedim ve odama gittim.içeri girdim üstümü değiştirdim yatağıma uzanıp yaktım bir sigara.elimde tv nin kumandası bir kanaldan bir kanala.sanırım 2 saat geçmişti ve kaç tane daha sigara ve bira içtiğimi inanın hatırlamıyorum.

    bigisayarımı kucağıma aldım ve internette biraz geziyim dedim.

    nasıl oldu ise bir düşünürün başından geçen kısa bir olaya gözüm takıldı.ve bunu hala bilgisayarımda saklıyorum.

    Edison’un, üzerinde çalıştığı elektrik ampulün içine koyacağı tel için 200’den fazla maddeyi denediği söylenir.

    Bir gün kendisine:

    Bugüne kadar 200’den fazla maddeyi denedin, yine de başaramadın. Neden bu işten vazgeçmiyorsun? denilmişti.

    Edison’un cevabı düşündürücüydü:

    - Hiç de değil!  Ben 200 maddenin ampul teli olarak kullanılamayacağını keşfettim. Yakında, ampulü ışıklandıracak teli de bulacağım

     işte bu satırları okuduğumda benim hayatımı değiştirmek için değil 200,  2-3 defa bile mücadele etmediğim aklıma geldi.

    en ufak şeyde bile hemen umutsuzluğa kapılmalarım,iradesizliğim aklıma geldi.ve dedimki kendi kendime o 200 defa denedi ise bende 4. yü deneyebilirim.belkide doğru adımları atmamışımdır. belkide düşünme şeklimi değiştirmeliyim.

    mutluluğun formülünü deneyerek yanılarak bulabilirim.

    peki denemeye değermiydi.evet değerdi.mutsuzluğu yüzünden canına kıymayı aklına koya birine hayatta başka hiçbirşey acı vermezdi.her ne pahasına olursa olsun.mutluşluğun formülünü buluncaya dek her ne pahasına olursa olsun (bu kelimeyi artık çok seviyorum) uğraşacağım.ben başarısız olmamıştım.sadece başarıya gitmeyen bir adım daha atmıştım hepsi bu.

    hayatımı değiştirmeliydim ama nerden başlamalıydım işte bunu bilmiyordum.

    gözüm yatağımın yanında bulunan bira şişesine ve yarım kalmış sigara paketine ilişti hemen.ikisinide kaptım v doğru banyoya koştum.birayı dötüm sigaraları ise param parça ettim.öyle nefretle yaptımki bunu gözüm aynaya iliştiğinde kendimden korktum.

    ayılmamda lazımdı.ikinci yaptığım iş soğuk suyla şok edici bir duş almak oldu.

    gidip satış verilerimi düzenlemem lazım yarın devam ederim.

    Tags: , , , , ,

  • Halil Bey arabasına atlamışş evine doğru yol alıyordu. Bir yandan ramazan ayı son orucunun ağırlığı, bir yandan bayram telâşşı, bir yandan da arife gunu olmasına rağmen tatil edilmeyen işşin bitmez cilesi kendisini bir hayli yormuşştu. şşimdi tek duşşuncesi vardı; Bayram dolayısıyla aldığı hediyeleri evine ulaşştırmak, dört gözle yolunu bekleyen cocuklarını sevindirmek…

    İftar yaklaşştığı icin yollar kalabalık, trafik sıkışşıktı. Halil Bey gunun yoğun gecmesinden dolayı diğer gunlere kıyasla daha fazla acıkmışştı. Bu aclık kendisinde halsizlik oluşşmasına, başşının dönmesine sebep oluyordu: “Bir kaza olmadan, sağ salim eve ulaşşırım inşşallah!” diye dua ediyordu.

    İşşte bu anda anîden yanan kırmızı ışşığı görunce gecip gecmemekte kararsız kaldı. Önundeki araba durunca oda firene bastı, ama biraz gec kalmışştı. Tekerlekleri kayan araba öndeki araca hafifce carptı. Halil Bey önemli bir kaza olmadığı icin şşukur ediyordu ki gözlerine inanamadı; carptığı aracın iri yarı şşoföru hızla kapıyı acmışş, elinde koca bir bezbol sopasıyla öfkeli öfkeli kendisine doğru geliyordu. “Gelişşinden belli, kesin dövecek” diye duşşundu. Karşşılık mı verseydi acaba? “Hayır! Bu hicbir işşe yaramaz” dedi kendi kendine, “Adam dev gibi, elimi kaldırmaya fırsat vermeden beni mahveder” diyordu. Ne yapmalıydı Allah’ım! İşşte adam iyice yaklaşşmışştı. Bekli de az sonra kendini kaybedecek, gözlerini hastanede acacaktı. Adam varmışştı işşte kapıya. Sağ eliyle sopayı sıkıyor sol eliyle de kapıyı acıyordu. Hemen adamı yatışştıracak bir şşeyler söylemeliydi. Halil Bey, daha adam kapıyı acar acmaz, ağzını acmasına bile fırsat vermeden, zoraki tebessumle sağ elini ona doğru uzatıp; “bayramınız mubarek olsun” dedi, “size bir şşey olmadı inşşallah?” dedi.

    Adam kendisine uzanan bu dost eli karşşısında kısa bir şşok gecirdi. Az önce avına saldırmak icin bekleyen aslanın hırcın bakışşlarını andıran bu gözlerde şşimdi mahcubiyet okunuyordu. Halil Bey adamın sopayı saklamaya calışştığını fark etti. Hala korkudan titreyen ellerini onun omzuna koyup; “size bir şşey olmadıysa endişşelenmeye gerek yok. Cana gelecek olan mala gelsin. Öyle değil mi?” dedi. Adam söyleyecek söz bulamıyordu. Ağzından dökulen iki uc cumleyle ancak şşunları diyebildi: “Sizinde bayramınız mubarek olsun efendim. Bizde de, arabalarımızda da önemli bir hasar yok. Hadi! İftara gec kalmayalım. Size uğurlar olsun…

  • Öyküm için değil gerçekten yağmur yağıyordu ama usuldan hani derler ya, ahmak ıslatan, gün böyle başlıyordu.henüz daha ikinci günümdeydim işimde, uzun bir issizlikten sonra…
    bir hafta önceydi gelmişti baş parmağı şiş acı içinde kıvranıyordu, bana akıl vermeyin doktordan tez randevu alın diyordu , bas bas bağırıyordu belli ki canı yanıyordu.neyse ertesi gün doktora gidildi ve tedaviye başlandı, sakinleşmişti biraz acısı dinmiş, baş parmağında ki şiş inmişti…ziyaretine gittim başım öne eğik bir suçlu gibi, işsizdim söyleyecek pek bir şeyim yoktu, dikildim tepesine sus hallerimle, o bana sordu nasılsın ne var ne yok diye, bi yaramazlık yok demi diyordu, yok iyiyim dedim, oğlan nasıl dedi, büyüdü dedim ele avuca sığmıyor, güldü getir onu bana dedi özledim…
    cuma günü herkes ziyaretine gitti pazartesi taburcu olacağını söylediler, iyileşmiş dediler neşeli, yataktan sıkılmış acelesi var dediler, haberler iyi idi, tamam dedim bende pazara giderim işe girdiğimi söylerim…çocukları almıyorlardı, götüremiyorlardı oğlumu, ben dedim ben sokarım içeri pazar günü merak etmeyin, cumartesi yine gidildi ziyarete yine iyi haberlerle dönüldü…sesini duymak istiyor bir ara dediler, dedim yarın gideceğim nasıl olsa…tamam arıyorum dedim aradım, nasılsın dedim iyi misin, iyiyim dedi oğlanı ver telefona , sesini duyayım, konuştular işte bir süre, sonra ben yarın birlikte geleceğimizi söyledim merak etme dedim…yağmur yine yağıyordu camdan seyrediyordum konuştuğum halde babamla içimde bir sıkıntı vardı,
    İşte o meşhur ses çaldı birden ,hastaneden arıyorlardı,apar topar yeşilyurt devlet hastanesine kaldırıyorlardı annem ağlıyordu, ne olduğunu anlayamadım bizde gittik peşinden, komaya girmişti ani olmuştu ve bir daha geri dönmedi, on bir yıldır hala kulaklarımda son sesi, \”bir yaramazlık var mı\”?

Rss Feed Tweeter button Facebook button Technorati button Reddit button Myspace button Linkedin button Webonews button Delicious button Digg button Flickr button Stumbleupon button Newsvine button Youtube button
Edebiyat Edebiyat