•   Mesleğini bir ömür boyu tüm ilkelerine sadık kalarak uygulayan ak saçlı 
    bir 'usta'ya başarısının sırrını sordular.
     
    "  İki sözcük" dedi ve ekledi. "Doğru kararlar."
     
      O kararları nasıl alabildiğini sordular "Tek sözcük" dedi, "Deneyim."
     
      Deneyimin sırrını sorduklarında ise, "Iki sözcük." dedi, "Yanlış 
    kararlar."

    Tags: , , ,

  • Hikaye : sevmeyen – sevilmeyen kız

    ben, erkek arkadaşımla arkadaşlarım vasıtasıyla tanışmıştım,aslında tam istediğim gibi bir insandı.arkadaşlarla her gittiğim yere o da geliyordu, mevkiside vardı, bu ilşkiye ben sevmeden istemeden başladım,ilk iki hafta iiyi güzeldi o çalışıyordu akşamdan akşama görüyoduk birbirimizi baen hiç görüşmüyoduk , görüştüğümüzdede hep yanımızda arkadaşlar oluyordu,ben bu ilşkiyi akadaşlarının yanında değil tek başımıza yaşamak istiyodum,onu tanımak, inanmak,güvenmek istiyodum ama olmadı soğudum,çok iyi bir insandı kimsyi incitmeyen bir insan ama olmayınca olmuyor işte,bende onu istemediğimi anladım ama ayrılmak isteyen ben olmak istemedim onun benden ayrılmasını sağladım ve ayrıldık ama ondan sonra onun gibiisni bulamadım o yüzden ben gerçek aşkın var olduğuna inamıyorum gerçek mutluluk gerçek aşk bence karşılıklı güven ve saygı içinde olur size dğer verene sizde değer o zaman gerçekten mutlu olacaksınız;ona dönmek istiyorum ama dönemiyorum, siz siz olun size değer verenin kıymetini bilin yaşadığınız günlerin kıymetini bilin

  • Liseye yeni başlamıştım. O gün hazırlığın ilk günüydü. Kızlar bir tarafta erkekler bir tarafta oturmuşlardı. Bense yeni tanıştığım arkadaşım Esra yla erkeklerin arasındaydık. O yüzden diğer kızlarla tanışma olanağımız olmadı. Ama karşıdan kıvırcık saçlı zayıf bir kız bana karşıdan gülümsüyordu. Adı Fatma ymış. O gün bana çok sıcak gelmişti. Yanılmamıştım onu tanıdıkça daha da çok sevdim. Çok içtendi ve kimseyi kırmak istemezdi. Tabi ben bi arkadaş grubu edinmiştim. Biz 7 kişiydik grubumuzda. Belki çok fazlaydı bi grup için sayımız. Ama biz bununla yetinmeyip Fatmayı da yanımıza alıyorduk. Biz birbirimizin evinde toplansak bir yere gitsek; onu da çağırıyorduk. Bize kendisini anlatırken babasının polis olup onu çok sıktığını söylüyordu. Babasını tanıdıkça öyle olduğunu gördük ve Fatma ya hak verdik. Bir gün arkadaşımız Şeyma nın doğum gününe gitmiştik. O da davetliydi tabi ki. Ama babası Şeyma nın ve ailesinin sicil dosyasını araştırdı. Gerçekten çok bunaltıyordu Fatma yı. Gelebilmişti Şeyma nın doğumgününe ama huzursuzdu . çünkü eve tam vaktinde gitmesi gerekiyordu. Yoksa babası kızabilirdi. Bana gelirken ise babası çabuk izin vermişti. O aralar babası bunaltmıyormuş. Öyle anlatmıştı Fatma. İngilizce öğretmeni olmak istiyordu ve benle beraber Ayşeyle esranın da dil bölümüne gitmek istemesine sebep olmuştu. Çok başarılıydı ingilizcede. Babası da onun takdir almasını ve daha çok çalışkan olmasını istiyordu. İngilizce hocamız ise genel lisedeki bir sınıfa ya benim ya Fatmanın ders anlatmasını istemişti. Ben kendime güvenememiştim. O ise çok gönüllüydü. Gitti ve başarmış olarak geri geldi. Hoca gelecek sene de ona anlattıracaktı. Daha ne isterdi ki çok mutluydu. Senenin Son günleri biz okuldan kaçtığımızda o gelmiyordu. Çünkü babası duyarsa kızardı ve o ingilizceden hiç bişey kaçırmak istemiyordu. Sadece bir gün okuldan kaçıp pikniğe gittiğimizde gelmişti. Okulun son günü okulun yanındaki parka gitmiştik. 3 aylık bir ayrılık zor geliyordu bize. Artık çok iyi dosttuk hepimiz. O gün yanımızda Fatma da vardı. Sonra çarşıya gitmeye karar vermiştik. Ama Fatma gelmeyecekti. O karışıklıkta Fatmayla tam sarılıp sarılmadığımı bile hatırlamıyorum. Yaz tatilinde huzur evine gittik ama o gelmedi. Çarşıya gittik ama o gelmedi. Buluştuk yine o gelmedi. Doğum günü yaz tatilindeydi o gün aradım uzun uzun konuştuk. Benim doğum günüm de yazındı ve doğum günüme 2 – 3 gün kala doğum günümü kimlerin hatırlayabileceğini ablamla konuşuyorduk. Fatma da hatırlardı emindim. Doğum günüme bir gün kala ise hazırlık yapıyordum. Arkadaşlarımın sürpriz yapacaklarını biliyordum. Artık 27 ağustosa (doğum günüme) girmemize 1 saat filan vardı. Bense yere oturmuş oje sürüyordum. İşte o dakikada bana en büyük doğum günü sürprizi geldi. Ayşeydi arayan bana kötü bir haberi olduğunu söyledi. Hala gülümsüyordum çok kötü ne olabilirdi ki. Fatmanın babası cinnet geçirmiş dedi. Gerçekten kötüydü ve üzülmüştüm ve dedi devamı vardı. Fatmanın annesini yaralamış. Bu daha da kötüydü. Sonra kendisiyle FATMAYI ÖLDÜRMÜŞ. İşte o an dünya başıma yıkıldı. Kaskatı olmuştum. Hiçbir yerimi hissetmiyordum. Sanki yerin içine . en dibine girmiştim. Elimden telefon düşmüştü. Çığlık çığlığa ağlıyordum. Ayşe bile benim sesimden etkilenip ağlamıştı. Konuşamıyordum kesinlikle şoka girmiştim. Artık o yoktu ve onun hayalleri de. İngilizce öğretmeni olamıyacaktı , yine başkalarına ders anlatamayacaktı ,o ders kitaplarının yazarlarını almıştı onları da alamıycaktı.Oysa ki babasının istediği gibi hazırlıkta da takdir almıştı. . Bir daha alamıycaktı ve en kötüsü artık o bizimle olamıycaktı. Şimdi değil yaz tatiline çıkarken bir günlük ayrılıklarda bile sımsıkı sarılıp birbirimizi sevdiğimizi söylüyoruz.

    DOĞUMGÜNÜMDE BİR ARKADAŞININ ÖLÜM HABERİNİ ALMAK NE KADAR KÖTÜ BİR BİLSENİZ…

  • Bir yaz günü, plajda oturuyor, kumlarla oynayan iki çocuğu seyrediyordum. Her ikisi de, deniz kıyısında, kapılarıyla, kuleleriyle, tünelleriyle kocaman bir kale yapmak için beraberce harıl harıl çalışıyorlardı. Kale neredeyse tamamlanmışken , büyük bir dalga gelip kaleyi bozdu. Her şey, bir anda ıslak bir kum yığınına dönüşmüştü.

    Bütün uğraşlarının bir anda gözlerinin önünde yok olduğunu gören çocukların göz yaşlarına boğulmalarını . bekliyordum. Ama çocuklar beni şaşırttı. Ağlamak yerine, ikisi de kalkıp el ele tutuştular ve gülerek kıyıdan biraz daha uzaklaşıp yeni bir kale yapmaya giriştiler.

    Çocukların , o anda bana önemli bir ders öğrettiklerini fark ettim. Yaşamımızdaki her şey, yaratmak için üstünde çok zaman ve enerji sarf ettiğimiz her karmaşık yapı , aslında kumdan yapılmışlardır. Sadece başka insanlarla kurduğumuz ilişkiler ayakta sağlam kalabilir. Er ya da geç, bir dalga gelip, kurmak için yoğun çaba sarf ettiğimiz çalışmaları anında yıkabilir. `Böyle . bir durum karşısında, sadece yanında tutacak bir eli olan insan gülümseyebilir….

  • Benim dünya tatlısı bir çocukluk arkadaşım var adı şeyda o kendisini çok ama çok iyi bilir bunuda okuyacağını biliyorum onu çok seviyorum iyi günlerimde kötü günlerimde yanımda olan tek dostum canım kankam biricik aşkım dost anlamında :) çocukluğumuzda hiç geçinemesekte hep birbirimizi sevdiğimiz kesindi arada kavgada ederdik saç baş olmasada oyun oynamayı aşırı derecede çok severdik öle böle değil yani , çocukluğumuz oyunla geçti ilk okulda beni kıskanırdı bir arkadaşımdan iki sevgili gibiydik sanki :) çok kavga ederdik bu yüzden 5 .sınıftan sonra ayrı okullara gideriz sandık ama başka okula gitsek bile yine aynı sınıflarda olmayı başardık :) onsuz adım bile atamıyordum o varsa kendimi çok güçlü hissediyordum çok neşeliydik orta okuldayken beraber heryere gitmeye başladık bir sürü komik anılarımız oldu :) çok özlüyorum çocukluğumu keşke hep çocuk kalabilseydik liseye başlamak bana nasip olmadı ama biricik kankama nasip oldu bu sefer tam ayrılmasakta ayrı kalmak zorunda kaldık sık sık görüşemesekte olsun biz çok iyi iki dostuz onu çok seviyorum hayatta ondan başka kimseye dostum diyemem şeyda benim tek dostum ilk aşkım :):) inşallah büyüdükçe birbirimizden ayrı kalmak zorunda kalmayız …

  • Bir hastane odası iki yatak ve hayatla olum arasındakı çizgide yaşamdan yana kalmaya çalışan iki kalp hastası.Yataklardan biri pencere önünde diğeri duvar dibinde.Pencere önündeki sabahtan akşama kadar pencereden dışarı bakıp seyrettiklerini duvar dibinde birşey görmeden ,aynı kaderi paylaşan birşey görmeyen hasta arkadaşına anlatıyor!
    -Bugün deniz dünden daha durgun.Rüzgar hafif esiyor olmalı.Beyaz yelkenliler denizde belli belirsiz ilerliyorlar kuğu gibi süzülüyorlar.
    -Park mı?Ha,park henüz tenha.Salıncakların ikisi dolu ikisi boş.Geçen haftaki sevgililer yine geldiler.Elleri birlerinden hiç ayrılmıyor.Şimdi erkek kızın saçlarını okşuyor,ne kadar birbirlerine yakışıyorlar.
    -Erguvanlar bugün çıldırmış öyle bir çiçek açmışlar ki etraf mora boyanmış.Erikler desen keza,tepeden tırnağa beyazlar giyinmiş.İşte parkın neşesi çocuklar . geldi.Ellerinde rengarenk balonlar var ah kardeşim görmelisin.
    Bu böyle sürüp giderken her gördüğünü anlatıp dururken ansızın bir kalp krizi geçirir pencere kenarındaki.Duvar dibinde düğmeya bassa doktoru çağırabilir ve belkide arkadaşı kurtulabilir.Ama ama yapıyor işte şeytan karışıyor işine.Arkadaşı ölürse pencere kenarı boşalacak ve kendisi oraya geçecek.Bugüne dek kulaklarıyla duyduğunu gözleriyle görecek ve duvar dibindeki düğmeye basmaz ve arkadaşı ölür.Ertesi gün duvar dibinde olan yatağını pencere kenarına taşırlar.Bekledği an gelmiştir artık yattığı yerden pencereden dışarı bakar.
    Dışarıda kapkara bir duvar işte hepsi bu kadar.

  • O benim dostumdu.Evet o benim dostumDU dostum deil.
    Belki de hiç dostum bile olmadı.Onun dostluk anlayışıyla benimki çok farklı birbirinden çok.Benim gerçek dostum diyebileceğim tek bir insan vardır.Ebedi dostum o benim Bana dostuymuşum gibi davranmıyor ama benden öle bekliyo .O açık sözlü olduğunda gurur duyuyo ama ben açık sözlü olunca küsüyo.Belkide bu yüzden ona bu kadar yalan söylüyorum.
    Onu çok seviyorum ,sevmiyorum deil ama ondan bana ii bir dost olmaz.Anlamadığım tek şey onunla dost olmak için çok uğraşıyolar.Ama gerçeği kimse görmüyoki. Onların tek gördükleri sahte bir yüz.Hem onun ailesiyle benim ailem hiç mi hiç uyuşmuyo.Onun ailesi çok serbest onu her yere gönderiyolar. Ama benim ailem öle deil.O yok beraber devamlı gezelim yok yatıya kalalım fln istiyo ama buna benim ailem izin vermiyo. Ama öle bi diretiyo ki bu dostluğu bırakmamak için…Bide dış bi etken var. Eski erkek arkadaşım.Onu hala çok sevdiğim için o ne derse yapmaya çalışıom.O da çok değer veriyo bu dostuma .Bu dosttum tanıştırdığı için sanırım.Biz ne zaman kavga etsek ha bitti dostluğumuz desem O giriyo devreye ve benim ondan özür dilememi sağlıyo.(aşk işte dinliyoz hala sözünü)İşte öle ama hala dostuz. Napcaksın bırakmıyo işte neyse yaa hayırlısı neyse o olsun .Küsmamiz hayırlıysa küselim bitsin dostluğumuz ama bitmemesi hayırlıysa bitmesin.

  • Patates ile soğan buzdolabında karşılaştılar.
    Patates: “ Vay, soğan abi, nasılsın? “
    Soğan : “ İyiyim patates, sen nasılsın? “
    Patates: “ Sağ ol abi, benden bir şey iste. “
    Soğan : “ Şuradan bir bıçak getir de soyayım seni. “
    Patates: “ Lütfen, beni soyma abi, yoksa . çürürüm. “
    Soğan: “ Bir şey istedim olmadı. Şimdi sen benden bir şey iste. “
    Patates: “ Sen bir bıçak getir, ben seni soyayım. “
    Soğan: “ Emrin olur, al işte bıçağı getirdim. “
    Patates: “ Boş ver şimdi bıçağı, seni soymaktan vazgeçtim. Kokutacaksın yine ortalığı. “
    Soğan: “ Korkutacaksın yine herkesi demek istedin. Ben korkuluk muyum? “
    Patates: “ Korkuluklar cansız olur. Sen olsan olsan sorguluk olursun. “
    Soğan: “ Sorguluk mu? O da neyin nesi? “
    Patates: “ Sorguluk yani sorguya çeken. Hakim gibi. “
    Soğan: “ Teşekkür ederim. Düşüncemi okudun. Büyüyünce hakim olmak istiyordum ben de. “
    Patates: “ Hakim mi? Zor olursun. Soğanlar için Hukuk Fakültesi yok ki. “
    Soğan : “ Ne Hukuk Fakültesi be. Öyle değil. Ben dünyaya hakim olmak istiyorum. Fikirlerimi dünyaya yaymak istiyorum. “
    Patates: “ Aynaya baktım seni gördüm. Fikirdaşız desene. “
    Soğan: “ Fikirdaşız ama arkadaş değiliz daha. “
    Patates: “ Oluruz canım, arkadaş da oluruz. Teklif benden gelmeli. Benimle arkadaş olur musun, abi? “
    Soğan: “ Olurum patates, olurum. “

    Daha sonraki günlerde patates ile soğan arkadaşlıklarını devam ettirdiler. Fakat bu arkadaşlık hep buzdolabının içinde sürüp gidemezdi. Zamanla buzdolabı onlara dar gelmeye başlamıştı. Madem fikirlerini dünyaya yaymak istiyordun önce buzdolabından kurtulmalıydın. Patates ile soğan elektriklerin kesik olduğu bir gün buzdolabından kaçtılar. Biraz sonra şehrin dar sokaklarında koşmaya başladılar.
    Patates: “ Arkadaş, işte kurtulduk oradan, koşmak ne güzel. “
    Soğan: “ Koşalım, hiç durmadan, yorulmak nedir . bilmeden koşalım. “
    Patates: “ Gün gelecek fikirlerimiz de böyle koşacak. “
    Soğan: “ Biz koştuğumuz sürece fikirlerimiz de koşacak desene. “

    Aradan aylar geçtikçe patates ile soğan pek çok yer gezip dolaştılar. Tanıştıklarıyla fikir alışverişinde bulundular. Bazı fikirlerine karşı çıkılsa da onlar bunu önemsemediler. Önemli . olan diyorlardı, tarlaya bir tohum, yani beyne bir fikir atmak. Eğer fikir değerliyse, zaten o beyin o fikri kabul edip çoğaltacaktı, yeni fikir üretip geliştirecekti. Bu iş ne kadar zamanda olurdu, bakın onun orası belli olmazdı. Bir günde de olurdu, bir yılda da olurdu.

    Evrende dünya nokta kadarcıksa, dünyada . canlılar nokta kadarcıktır. Canlıların evrende ne kadarcık olduğunu düşünmek, bir bilinmezlik dışına atılman demektir. Eğer sen bir bilinmezlik dışına bilerek atılır, hamle yaparsan, kişisel sorunlarını aza indirmiş ve başkalarına faydalı olabilmeyi çoğaltmışsındır. Bu çoğalmalar ne kadar çoğalırsa, senin de fikirlerin o oranda çoğalır. Zaman hiç durmadan, yorulmak nedir bilmeden akıp . gider. Zaman hep vardır ve yine var olacaktır. Zaman geçerken yorulmaz ama yorar da geçer. Canlıların doğması, büyümesi daha sonra da yaşlanması büyümenin durmasından, yorulmanın başlamasındandır. Sanatsal bir uğraş içine girmek, özde beynin dürtü oluşumudur. Bu uğraşın sevgi hamurunu yürek karar. İrade şemsiyesi, engel yağmurunu en az zararla atlatmanı sağlar. Başarı sana asla uzak değildir. Mutlaka bir gün gelir onunla kucaklaşırsın

  • upuzun yol adım adım tükeniyordu. yolun bitmemesi için ağır ağır, adeta kaplumbağa gibi yürüyorlardı. ama her şey gibi bunun da sonu geliyordu.
    mehmet, bir tarafında eşi ayşe, diğer tarafında annesi, kucağında üç yaşında çocuğu ile ilerliyordu. hepsi susmuş, kendine göre düşünce âlemlerine dalmışlardı. ara sıra annesi mehmet’e verdiği bazı öğütlerle bu suskunluğu bozuyordu. bir ara ayşe’yle göz göze geldiler. ayşe, gözleriyle gitme diye yalvarıyordu. mehmet’in gözleri ise bomboş, düşüncesiz, çaresiz… sadece bakıyordu, görme işlevini yerine getiriyordu. mehmet ne düşünmesi gerektiğini, ne yapması gerektiğini bilmiyordu.
    yol bitmeye başlamıştı. sahil, iskele, mehmet’i alıp götürecek vapur çok net bir şekilde görünüyordu. kayalıkları yalayan dalgalar bir başka köpürüyordu, bugün. hava bir başkaydı. güneş göz kırpmıyor, adeta bulutların arkasına saklanmış, ağlıyordu. bulutlar yas kıyafetini giyinmiş, ağlamaya hazır bekliyordu. ve bulutların gözünden kaçakça süzülen birkaç damla yağmur, ayşe’nin gözüne ilişiverdi. belki bunlar yağmur damlası değil ayşe’nin gözyaşlarıydı. birkaç damla süzüldü mü ardı geliyordu. ayşe’nin gözleri yaşlı, annenin gözleri yaşlı… Çocuk şaşkın şaşkın bakıyordu, annesini görünce o da ağladı. sebebini bilmese de… mehmet kendinden çok annesine, ayşe’ye cesaret vermek için dimdik duruyordu. kamburumsu omuzları düzleşmiş, göğüs kafesi şişmiş, karnı içine çekilmiş bir vaziyette yürüyordu. ama sanki yürümüyor geri geri gidiyordu. annesi:
    —oğlum, son şansın iyi düşündün mü?
    mehmet’in boş bakışları, çocuksu bir bakışa dönüştü. susuyordu. bir ara kaşlarını çattı, azını açtı, tam bir şeyler söyleyecekken geri sustu. kelimeler boğazına düğümleniyordu. sonra derin bir nefes aldı:
    —anne, mecburum.
    tekrar bir suskunluk oluştu. sonra anne ağlamaya başladı, ayşe ağlamaya başladı, çocuk bu defa suskun… tam bu sırada vapurdan şiddetli bir ses çıktı. yanık yanık öterek sanki o da ağıda eşlik ediyordu, bırakma aileni diyordu. annesi:
    —oraya varınca haber ver.
    —…
    —oğlum duyuyor musun?
    —anne kızgın değilsin değil mi?
    —o ne biçim söz oğlum, sana kızabilir miyim? ama gitmeden önce iyi düşün.
    —ne yapabilirim anne? babam; seni, beni, tüm iyi günlerimizi yıkıp bir kadınla kaçtı, malı mülkü de sattı. birkaç dönüm çorak tarla kaldı; bir de iki odalı, kerpiç ev… yağmur yağmadı, ekinler büyümedi. başka ne çarem var.
    annesinin gözlerinden yaşlar süzülüyor. ama şimdi bir başka… kinle, nefretle…
    —onun adını anma, artık hayatımızda o yok. sen, gelinim ve torunum varsınız. başka hiç kimse beni ilgilendirmez.
    ayşe hala suskun… gözleriyle vapuru süzüyordu. ama aslında vapuru değil yaşadıkları hayatın içini süzüyordu. mehmet:
    —sen bir şey söylemeyecek misin, ayşe?
    —ne söyleyebilirim ki. böyle olmasını biz istemedik. kader demek isterdim de, kaderin suçu ne? zaten kimin başına bir şey gelse kader diyor. kader de bu kadar yükü, suçlamayı kaldıramayacak. baban da suçlu, bu hayat da… sen de suçlusun ben de suçluyum. bir olay oldu mu, o olayla ilgisi olan herkes az çok suçludur. Şimdi suçlu aramakla vakit kaybetmeyelim, bu günümüze bakalım. madem sen böyle karar verdin, tamamdır. bana sadece beklemek düşer. kendine iyi bak o bana yeter.
    İlerden gelen bir anons konuşmaları kesti:
    —vapur beş dakika sonra kalkacaktır!
    hava hıçkırarak ağlamaya başlamıştı. hepsinin şakaklarından yağmur damlaları süzülüyordu. gözyaşları yağmur tanelerine karışarak akıp, gidiyordu. hepsi rahatça ağlıyorlardı. doğa onlara bu izni vermişti. mehmet annesini kucakladı:
    —anne, kendine iyi bak, hakkını helal et.
    —helal olsun oğlum. ak sütüm gibi helal…
    hıçkırıklar daha fazla konuşmasına izin vermiyordu. mehmet ayşe’yi kucakladı:
    —annemi fazla üzme, iyi davran. yaşlı olduğu için çabuk alınıyor. bir de babamın olaydan sonra iyice alıngan oldu. zaten fazla bir zaman kalmayacağım. biraz para kazanayım, geri dönerim.
    ayşe’den gene ses yok; ama gözleriyle mehmet’in sözlerini tasdik ediyor ve ona güven veriyordu. en son çocuğunu kucağına aldı, doyasıya öptü. valizlerini aldı, yürüdü. arkasına hiç dönmedi, gözyaşlarını göstermemek için, tekrar dönerse gidemeyeceğinden korktuğu için, çaresiz yürüdü. İçinin acısını dışa vurmamak için kendini sıkıyordu. dimdik, taş gibi yürüyordu, arkasında kalanlar da ondan güven alıp dimdik dursunlar, hayata sıkıca sarılsınlar, diye. sadece yürüyordu.
    vapur ağır ağır sahilden uzaklaşıp, gözden kayboluyordu. geride kalanlar sessiz, suskun, donuk… birbirlerinin gözlerine dahi bakmıyorlardı. baksalar gözyaşları tekrar alevlenecekti. yağmur… bir tek o çekinmeden, gürleye gürleye ağlıyordu. ve gemi tamamen gözden uzaklaştı, kayboldu

Rss Feed Tweeter button Facebook button Technorati button Reddit button Myspace button Linkedin button Webonews button Delicious button Digg button Flickr button Stumbleupon button Newsvine button Youtube button
Edebiyat Edebiyat