• I.Murat`In annesi Bizanslı Horofira, yani Nilüfer hatun…
    Yıldırım Bayezid`in annesi Bulgar Marya, yani Gülçiçek hatun…
    Çelebi Mehmet`in annesi Bulgar Olga hatun…
    II.Murat`ın annesi Veronika,
    Fatih sultan`ın annesi Sırp Despina, yani Hüma hatun,
    II.Bayezid`in annesi Kornelya,
    Yavuz Selim`in annesi; Ayşe takma adlı Pontuslu bir Rum. .
    Kanuni`nin annesi; Polonya yahudisi Helga, yani Hafza sultan,
    II. Selim`in annesi Yahudi kızı Roksalan yani Hürrem sultan;
    III. Murat`ın annesi Yahudi Raşel, yani Nurbanu sultan,
    III. Mehmet`in annesi Venedikli Bafo, yani Safiye sultan;
    I. Ahmet`in annesi Yunan Helen, yani Handan sultan;
    Genç Osman`ın annesi . Sırp Evdoksiya, yani Mahfiruz sultan,
    IV. Murat`ın annesi Sırp Anastasya, yani Mahpeyker sultan,
    IV. Mehmet`in annesi Rus Nadya, yani Turhan sultan,
    II. Süleyman`ın annesi Sırp Katrin, yani Dilaşüb hatun,
    II. Ahmet`in annesi Polonya Yahudisi Eva, yani Hatice sultan,
    II. Mustafa`nın annesi Rum Evemia, yani Emetullah . sultan,
    III. Ahmet`in annesi de aynı, yani II. Mustafa ile aynı anneden,
    I. Mahmut`un annesi Aleksandra, yani Saliha sultan,
    II. Osman`ın annesi Sırp Mari, yani Þehsüvar sultan,
    III. Mustafa`nın annesi Fransız Janet, yani Mihrişah sultan,
    I. Abdülhamit`in annesi Fransız İda, yani Þermi sultan;
    III. . Selim`in annesi Cenevizli Agnes, yani Mihrişah sultan,
    IV. Mustafa`nın annesi Bulgar Sonya, yani Sineperver sultan,
    II. Mahmut`un annesi Fransız Rivery, yani Nakşidil sultan,
    I. Abdülmecit`in annesi Rus yahudisi Suzi, yani Bezm-i Alem valide sultan,
    Abdülaziz`in annesi Roman Besime, yani Pertevniyal sultan,
    V. Murat`ın annesi Fransız . Vilma, yani Şevkefza sultan,
    II. Abdülhamit`in annesi Ermeni Virjin, yani Tirimüjgan sultan,
    Mehmet Reşat`ın annesi Arnavut Sofi, yani Gülcemal sultan;
    Mehmet Vahdettin`in annesi Çerkes Henriet, yani Gülistan sultan…

  • Belgradın fethi. Macaristanın ve Orta Avrupa ın giriş kapısı konumunda ki Belgrat daha önce 2. Mehmet döneminde kuşatılmış ama alınamamıştı. Fatih Sultan Mehmet döneminde Belgrad hariç bütün Sırbistan fethedilmişti. Sırplar ellerindeki tek kale olan Belgradı koruyamayacaklarını düşünerek burayı Macarlara bıraktılar. Ancak Osmanlılarla Macarların arası iyi değildi. Macarlar, Osmanlılara karşı kurulan Haçlı birliğine katılıyor, Balkan uluslarını Osmanlılara karşı kışkırtıyor ve fırsat buldukça Türk topraklarına saldırıyorlardı.Kanuni Sultan Süleyman padişah olduğunda Macarlar onu tebrik etmemişler ve vergiyi göndermemişlerdi. Macar Kralı II. Lajosa gönderilen Osmanlı elçisi de öldürülünce Macarlarla savaş kaçınılmaz oldu. Donanma Tuna nehri yoluyla, Kanunide karadan büyük bir ordu ile Belgrad önlerine geldi. Böylece şehir karadan ve nehirden kuşatıldı 1521. Kale komutanı şehri teslim etmek zorunda kaldı. Belgrad ın alınmasıyla, Avrupaya yapılan seferlerde önemli bir üs edinildi. Kanuni şehrin en büyük kilisesini cami yaptı.Böylece Osmanlı topraklarını iyice genişletmiş oldu.

  • Atatürk ve Amerikalı bir Komutan bir gün Çankaya`da otururken Amerikalı Komutan sizin şu meşhur askerlerinizi görmek istiyorum

    Atatürk Amerikalı Komutanı alır ve en yakın kışlaya götürür askerlerin çoğunda ayakkabı yoktur olanlarda da yırtıktır. Amerikalı Komutan bir askere dokunur ve asker olduğu gibi yere düşer.

    Atatürk yere düşen askere birşeyler der .

    Amerikalı Komutana tekrar askere dokunmasını ister. Komutan bütün gücüyle bastırır fakat hiç bir şey olmaz Komutan merak içinde sorar askere ne söylediniz ?

    Atatürk sizin bir düşman oldunuzu söyledim der ve şu sözleri ekler.

    Türk askeri dostuna karşı kendini savunma gereği duymaz ama düşmanına karşın bir aslandır .

  • Yavuz Sultan Selim, Mısır Seferi’nden başarılı dönmüştü. Bütün halk toplanmış
    onu şehre girerken alkışlamak için sabırsızlanıyordu. Ama Padişah, gece olmadan şehre girmek istemiyordu. Bunun sebebini herkes merak ettiği halde hiç kimse sormaya cesaret edemiyordu.
    Sonunda büyük alimlerden olan İbni Kemal:
    -Padişahım, bir maruzatım var,” dedi.
    Padişahın:
    -Efendi, ne istediğin varsa hiç çekinmeden söyle,” demesi üzerine İbni Kemal cevabı merak edilen soruyu şöyle sordu:
    -Askerler merakta, bütün halk sokağa dökülmüş, sizi alkışlamayı beklerken siz hala şehre girmezsiniz. Bunun sebebi hikmeti nedir?”
    Yavuz şu şahane cevabı verdi:
    -Efendi, sen bizi hala tanıyamadın mı? Biz; şan, şöhret ve alkış toplamak için değil,
    Allah rızasını kazanmak için savaşırız.”

  • Hikaye : sevmeyen – sevilmeyen kız

    ben, erkek arkadaşımla arkadaşlarım vasıtasıyla tanışmıştım,aslında tam istediğim gibi bir insandı.arkadaşlarla her gittiğim yere o da geliyordu, mevkiside vardı, bu ilşkiye ben sevmeden istemeden başladım,ilk iki hafta iiyi güzeldi o çalışıyordu akşamdan akşama görüyoduk birbirimizi baen hiç görüşmüyoduk , görüştüğümüzdede hep yanımızda arkadaşlar oluyordu,ben bu ilşkiyi akadaşlarının yanında değil tek başımıza yaşamak istiyodum,onu tanımak, inanmak,güvenmek istiyodum ama olmadı soğudum,çok iyi bir insandı kimsyi incitmeyen bir insan ama olmayınca olmuyor işte,bende onu istemediğimi anladım ama ayrılmak isteyen ben olmak istemedim onun benden ayrılmasını sağladım ve ayrıldık ama ondan sonra onun gibiisni bulamadım o yüzden ben gerçek aşkın var olduğuna inamıyorum gerçek mutluluk gerçek aşk bence karşılıklı güven ve saygı içinde olur size dğer verene sizde değer o zaman gerçekten mutlu olacaksınız;ona dönmek istiyorum ama dönemiyorum, siz siz olun size değer verenin kıymetini bilin yaşadığınız günlerin kıymetini bilin

  • Huzun yuklu gözleriyle doktorun gözlerine bakıyordu. Görduğu doktorun gözleri miydi yoksa daha uzaklarda bir silueti mi arıyordu bilinmez. Ağır ve yorgun bir sesle: Continue reading “melankoli hikayesi” »

  •  Bursa’da “Somun var müminler, somun var!” diye ekmek satan bir ulu kişi vardı.
    Günlerden bir gün, Yıldırım Bayezid’in damadı Emir Sultan hazretleri, elindeki çömlekle birlikte bu zatın fırınına çıkageldi! Ekmeklerle birlikte çömlekteki yemeğin de pişirilmesini istiyordu.
    Somuncu Baba, küreğin üzerine koyduğu çömleği fırına sürmeye çalıştı ama, nafile!
    O küçük çömlek fırına bir türlü girmiyordu!..
    Somuncu Baba, geride durup seyreden Emir Sultan’ın yüzüne baktı ve yüzünde beliren tatlı bir tebessümle konuştu:
    -Anladım… Bu işi ancak sen başarabilirsin!
    Emir Sultan küreği aldı ve kolayca içeri sürmeyi başardı. Ama fırının içinde ateş yoktu ve soğuktu. Soran gözlerle ama tatlı bir tebessümle Somuncu Baba’ya baktı. Somuncu Baba yine aynı eda ile konuştu:
    – Bekle… Az sonra pişer!
    Karşılıklı gösterilen kerametlerden sonra iki ulu kişi birbirlerini tanıyıp dost olmuşlardı.
    Niğbolu zaferinin anısına Bursa Ulucami’yi yaptıran Yıldırım Bayezid, açılışı damadının yapmasının uygun olacağını düşünmüştü. Cuma günü, kalabalık cemaatin önünde seslendi:
    – Ya Emir! Kapıları sen aç ve cemaata vaaz edip namaz kıldır. Veli kişi olduğun için bu şeref sana aittir!
    – Hayır Sultanım! Bu şerefi Şeyh Ebü Hamideddin-i Aksarayi hazretlerine vermelisiniz!
    – Bu zat kim ola ki?
    – Belki duymuşsunuzdur Sultanım… Somuncu Baba derler bir ekmekçi koca vardır.
    Ulu Cami işçilerine de ekmek satmıştır. . İşte bu zat O’dur.
    Somuncu Baba:
    -Ne ettin Emirim, bizi ele verdin! diyerek bütün alçakgönüllülüğüyle camiyi açtı, kürsüye çıkıp vaaz ve nasihatlerde bulundu. Herkes O’na hayran olmuştu.

    Rivayete göre Somuncu Baba camiin her kapısından aynı anda çıktı ve herkes elini öptü ve bir daha onu gören olmadı

    Tags: ,

  • Mısır seferine gidilirken ordunun korkunç Sina Çölü’nden geçmesi gerekiyordu. Kum fırtınalarının etrafı kasıp kavurduğu, gündüzleri dayanılmaz sıcaklara sahne olurken geceleri dondurucu soğukları davet eden bu çölü dünyada hiç bir ordu geçememişti. Yavuz Sultan Selim ordusuna moral verici sözler söyledikten sonra atını çöle sürdü.
    Herkes yanındaki suyu idareli kullanıyor, namazlar teyemmüm yapılarak kılınıyordu. Yolculuk böyle sürüp giderken Yavuz Sultan Selim’in bir ara atından indiği ve saygılı bir halde yaya olarak yürüdüğü görüldü. Herkes şaşırmıştı ama, kimse sebebini soramıyordu. Padişahın hiç yanından ayırmadığı Hasan Can durumu öğrenmekte gecikmedi.
    Padişah O’na şunları söylemişti:
    “İki cihan sultanı Peygamber Efendimiz önümüzde yaya olarak yürürlerken biz nasıl
    at üstünde olabiliriz Hasan Can?

    Tags: , ,

  • Kutsal toprakların huzuru kavuşturulması için düzenlenen bu sefer sırasında götürülen para yetmediği için bir bezirgandan borç alınmıştı. Defterdar, bezirgana teşekkür ettikten sonra bir arzusunun olup olmadığını sordu ve şu cevabı aldı:
    “- Verdiğim altmış bin altını istemem; hazineye kalsın. Yalnız, bunun yerine oğluma günde iki akçe ile orduda cebecilik verilsin!”
    Defterdar bezirganın bu isteğini Padişaha iletince Yavuz Sultan Selim öfkelendi ve şöyle haykırdı:
    “- Böyle kanunsuz bir teklif getirdiğin için seni ve o bezirganı katlederdim ama, el – alem, “Mekke ve Medine fatihi olan Sultan Selim bir bezirganın malına tamah ettiği için bezirganı ve defterdarını öldürttü’ derler. Bundan . kaçınırım. Tek elden bezirganın parasını verin ve bana bir daha böyle kanuna uymaz işler getirmeyin!”
    Bütün bunlaardan sonra, “Hey gidi koca Yavuz bey!” demekten kendimizi alamıyor; bir vesileyle yazdığımız sözü tekrar ediyoruz: “Anlayana sivrisinek saz, anlamayana kıssalar da hisseler de az!

  • Yahya Efendi’nin Hızır ile buluşup görüştüğünü bilen Kanuni Sultan Süleyman, Yahya Efendi’den sürekli kendisini Hızır ile tanıştırmasını ister. Bir gün Yahya Efendi ve Kanuni, kayıkla Boğaz’da gezmeye çıkmışlar. Yahya Efendi yanında bir ahbabı ile gelip kayığa binmiş. Birlikte giderlerken, Yahya Efendi ahbabı ile sürekli dini sohbet etmiş. Durumdan sıkılan Kanuni ise sürekli elindeki değerli yüzüğü ile oynuyormuş. Şeytanın işi yok ya, yüzük birden elinden fırlayıp Marmara’nın serin sularına gömülmüş. Kanuni duruma sıkılmış ama padişah olduğu için de bir şey belli etmek istememiş. Yüzüğünün denize düşmesini adamın can sıkıcı konuşmalarına yormuş.
    Adam sürekli olarak Kanuni’ye bakıyormuş…
    Bir müddet gittikten sonra, o zat inmek istediğini bildirince, kayık kıyıya yanaşmış. O zat ineceği sırada denizden bir avuç su alıp Sultan’a uzatmış. Avucundaki suda, biraz önce denize düşürdüğü yüzük varmış.
    Yahya Efendi hariç, kayıkta bulunan herkes çok hayrete düşmüşler.
    Kanuni elini uzatıp yüzüğü alınca, adam birdenbire gözden kayboluvermiş.
    Kanuni, Yahya Efendi’ye dönerek:
    -Ağabey, neler . oluyor?” diye sormuş.
    -O gördüğünüz Hızır Aleyhisselam idi, cevabını vermiş Yahya Efendi.
    Kanuni bunun üzerine:
    -Bizi niye tanıştırmadınız? diye sorunca, Yahya Efendi şöyle cevap vermiş:
    -O kendini tanıttı; ama siz tanımakta geç kaldınız

    Tags: ,

Rss Feed Tweeter button Facebook button Technorati button Reddit button Myspace button Linkedin button Webonews button Delicious button Digg button Flickr button Stumbleupon button Newsvine button Youtube button
Edebiyat Edebiyat