• 1.Hikâye
    Kavak Ağacı ile Kabak
    Ulubir kavak ağacının yanında bir kabak filizi boy göstermiş. Bahar ilerledikçe bitki kavak ağacına sarılarak yükselmeye başlamış.Yağmurların ve güneşin etkisiyle müthiş bir hızla büyümüş ve neredeyse kavak ağacı ile aynı boya gelmiş. Bir gün dayanamayıp sormuş kavağa:
    -Sen kaç ayda bu hale geldin ağaç?
    -On yılda, demiş kavak.
    -On yılda mı? Diye gülmüş ve çiçeklerini sallamış kabak.
    -Ben neredeyse iki ayda seninle aynı boya geldim bak!
    -Doğru, demiş kavak.
    Günler günleri kovalamış ve sonbaharın ilk rüzgârları başladığında kabak üşümeye sonra yapraklarını düşürmeye, soğuklar arttıkça da aşağıya doğru inmeye başlamış. Sormuş endişeyle kavağa:
    -Neler oluyor bana ağaç?
    -Ölüyorsun, demiş kavak.
    -Niçin?
    -Benim on yılda geldiğim yere, iki ayda gelmeye çalıştığın için.

    1.Ders: Çalışmadan emek harcamadan gelinen nokta başarı sayılmaz. Kolay kazanılan, kolay kaybedilir. Her işte alın teri ve emek şarttır.

    2. Hikâye
    En iyi Buğday
    Her yıl yapılan ‘en iyi buğday’ yarışmasını yine aynı çiftçi kazanmıştı. Çiftçiye bu işin sırrı soruldu. Çiftçi:
    -Benim sırrımın cevabı, kendi buğday tohumlarımı komşularımla paylaşmakta yatıyor, dedi.
    -Elinizdeki kaliteli tohumları rakiplerinizle mi paylaşıyorsunuz? Ama neden böyle bir şeye ihtiyaç duyuyorsunuz? diye sorulduğunda,
    -Neden olmasın, dedi çiftçi.
    -Bilmediğiniz bir şey var; rüzgâr olgunlaşmakta olan buğdaydan poleni alır ve tarladan tarlaya taşır. Bu nedenle, komşularımın kötü buğday yetiştirmesi demek, benim ürünümün kalitesinin de düşük olması demektir. Eğer en iyi buğdayı yetiştirmek istiyorsam, komşularımın da iyi buğdaylar yetiştirmesine yardımcı olmam gerekiyor.

    2. Ders:Sevgi ve paylaşmak en yakınınızdan başlar. Sonra yayılarak devam eder.Kin, cimrilik, nefret kimsenin hoşlanacağı davranışlar değildir.

    3. Hikâye
    Geleceğini biliyordum…
    Savaşın en kanlı günlerinden biriydi. Asker, en iyi arkadaşının az ilerde kanlar içinde yere düştüğünü gördü. İnsanın başını bir saniye bile siperin üzerinde tutamayacağı ateş yağmuru altındaydılar. Tam siperden dışarı doğru bir hamle yapacağı sırada, başka bir arkadaşı onu omzundan tutarak tekrar içeri çekti,
    -Delirdinmi sen? Gitmeye değer mi? Baksana delik deşik olmuş. Büyük bir ihtimalle ölmüştür. Artık onun için yapabileceğin bir şey yok. Boşuna kendi hayatını tehlikeye atma.
    Fakat asker onu dinlemedi ve kendisini siperden dışarıya attı. İnanılması güç bir mucize gerçekleşti, asker o korkunç ateş yağmuru altında arkadaşına ulaştı. Onu sırtına aldı ve koşa koşa geri döndü. Birlikte siperin içine yuvarlandılar. Fakat cesur asker yaralı arkadaşını kurtaramamıştı. Siperdeki diğer arkadaşı;
    -Sana değmez demiştim. Hayatını boşu boşuna tehlikeye attın.
    -Değdi, dedi, gözleri dolarak, -değdi…
    -Nasıl değdi? Bu adam ölmüş görmüyor musun?
    -Yine de değdi. Çünkü yanına ulaştığımda henüz sağdı. Onun son sözlerini duymak, dünyalara bedeldi benim için.
    Ve hıçkırarak arkadaşının son sözlerini tekrarladı:
    -Geleceğini biliyordum… Geleceğini biliyordum…

    3. Ders: Güven vermek önemlidir. Güven duymak önemlidir. Duyulan güveni boşa çıkarmamak daha da önemlidir.

    ‘Her sabah Afrika’da bir ceylan uyanır. En hızlı aslandan daha hızlı koşması gerektiğini bilir, yoksa öldürülecektir.
    Her sabah Afrika’da bir aslan uyanır. En hızlı ceylandan daha hızlı koşması gerektiğini bilir, yoksa aç kalacaktır.
    Aslan veya ceylan olmanız fark etmez. Güneş doğduğunda koşmaya başlasanız iyi olur.’
    Afrika Atasözü

    Tags: , ,

  • Sevgi yanıbaşınızda olabilir…

    Birbirlerini severek evlenmişlerdi. Altı yıllık birliktelikleri evlilikle noktalanmıştı.yedi yıldır da evli idiler..

    2 yaşında ki kızları ile mutlu idiler..

    Aslında kadın mutluluk rolünü oynuyordu.yaşadığı hayat onu boğuyordu,

    sanki içinde bir saatli bomba vardı ve patlasa herkesi yakacaktı,

    mutsuzdu ama nedenini bir türlü bilemiyordu.

    Üniversiteyi bitirdikten sonra bir süre çalışmış ama kocasının farklı yerlere çıkan tayinleri yüzünden

    sürekli bir işi olmamıştı..mimardı..ama 3 yıldır evde oturuyor.

    evde geçen her günü hayatından koparılmış bir boş sayfa olarak görüyor

    ve yaşadığı hiçbir şey onu mutlu edemiyordu..

    kocası dersen bir dediğini iki etmiyordu hayatta isteyebileceği herşey onunken

    kısacası mutlu olması gerek her şeye sahipken ,

    O mutsuzdu. Yağmurlu boğucu bir gün de elinden okuduğu kitabı bıraktı.

    gidip kendine bir kahve yaptı ve Gözü o anda kocasının işi için kullandığı bilgisayara erişti.

    geçen gün okuduğu köşe yazısını hatırladı internette chat, yanlızdı..

    yeni taşındıkları bu şehirde üniversite den tanıdığı eski bir dostundan başka kimseyi tanımıyordu.

    Sohbet edecek birkaç kişiyi bulabilirdi belki.

    Bilgisayarın başına oturdu.kahvesini ağır ağır yudumlarken ,internette gezinmeye başladi,

    arada havadan sudan muhabbetlerde yapıyordu chat odalarında ,zamanın nasıl geçtiğinin farkına bile varamıyordu,

    sonra gelen bir mesajı açti,,

    mesajda hayatın ucundan tutmayın ,tam boğazına yapışın yazıyordu.. ! Dondü kaldı kadın…

    hayatın ucundan çok kuvvetsizce,ve isteksiz ve ne kadar kolay kaybedecek şekilde tuttuğunu o an fark etti,

    hayatın ümüğüne yapışacak gücü yoktu ki…..

    Altan la o gün tanıştılar.Altanda onun gibi evli idi ve bir kızı vardı.

    Kadın Altan la konuşurken dünyayı unutuyor Altan la uyuyor, Altanla uyanıyor,

    hiç tanımadığı bu adami bir dakika bile aklından çıkaramıyordu..

    Bir adam nasıl bu kadar zarif olabilirdi her seferinde bilgisayarını açtığında bir demek gül buluyordu yollanmış,

    ve günaydın mutlu bir gün olsun güneş senin için doğsun yazıyordu güllerin arasına sıkıştırılmış kartla.

    Altan ne yaş gününü unutuyordu ,ne yılbaşında kart atmayı,

    zaten her sabah kadın değişik bir kartı görme coşkusu ile koşuyordu bilgisayarına, artık

    Altan soluyor,Altan yudumluyordu.. Yüzünü hiç görmediği bu adama delicesine aşık olmuştu !

    Ne yapıyordu bu kadın Med Cezir gibi ne yaptığını sorgulayan duygularla bir gidip bir geliyordu..

    Adam evli idi, kadında..birer çocuklari vardı..

    üstelik kadin büyük bir aşkla olmasa da büyük bir sadakatla kocasını seviyordu..

    iki kişi sevilebiliyormuş demek birbirine benzer ama bir o kadar farklı duygularla diye düşündü bir an..

    sonra toparladı kendini.

    Açmamalıydı artık bilgisayarını. Bu şekilde noktalanmalıydı bu aşk doğru olan bu idi..

    açıklayacaktı bunu Altana ve hoşçakal diyecekti .

    kocamı seviyorum bu peri masalı bitmeli yoksa biz biteceğiz diyecekti..

    Altan gene bir demet kırmızı gül yollamıştı üzerinede..

    yarın sevgililer günü, seni yakomazda bir demet gerçek gülle bekleyeceğim..saat 13.30 da sevgilim yazmıstı..

    Kadın uzun süre dondu kaldı ve bilgisayar ekranına öylece baktı.sonra yazmaya başladı..

    gözlerinden akan yaşlar sel olmuştu..

    Sevgili Altan..yarın ne yakamozda olacağım nede senin güllerini alacağım..

    biz yıllar önce yaptığımız seçimleri yaşıyoruz..

    seni sevmedim diyemem..ama 13 yılımı verdiğim sevgimide bitiremem..

    aradığımız bir heyecandı..bunu yaşadık aşk adı altında…

    herşey çok güzeldi..ama bir sonu vardı bitti…hoşçakal…

    gitmeden önce söz veriyorum..ucundan tutmayacağım hayatın tam boğazına sarılacağım…

    hoşçakal canım………

    Bütün gece uyumadı kadın..kocasıda onda ki bu garipliği fark ediyordu.

    Sevgililer gününü evde geçirelim demişti kocasına ama kocası ısrarla dışarı çıkmak istiyordu..

    Direnecek gücü yoktu kadının ,gidip giyindi,kızlarını bir arkadaşlarına bırakıp yemeğe çıktılar…

    Yol boyunca pek konuşmadılar..zaten son 3 aydır çok az konuşuyorlardı..

    Altanla tanışalı 3 ay olmuştu demek..

    Gidip deniz kenarında bir balık restoranına oturdular.

    Yemeklerini ısmarladılar.şaraplarını yudumlarken adam, sevgililerin en güzeline..diyerek bir küçük kutu uzattı..

    Kadın çok şaşırmıştı kocası uzun zamandır hediye almayı bırak önemli günleri bile hatırlamıyordu oysa..

    şaşkınlıkla kutuyu açtı içinden çıkan yüzüğü parmağına geçirdiğinde gözleri dolmustu..

    Tam o sırada garsonun uzattığı kırmızı bir demet gülle irkildi..

    Kartın üzerinde boğazına yapıştığımız bu hayatı sonsuza kadar birlikte geçirelim sevgilim.

    Seni yakomoza getiremedim ama 13 yıl sonra gene kendime aşık ettim………

    Altan yani kocan Turgay……

    Kadın gözlerinden süzülen yaşlarına engel olamadı bu sefer..artık hüzünden değil mutluluktan ağlıyordu…

    13 yıl sonra kocasına tekrar aşık olmuştu..

    Sevgiyi lütfen uzaklarda aramayın. !!!!!! SEVGİ İLE KALIN. Sevgi yanınızda görmek isterseniz eğer……..?

    Tags: , ,

  • İhtiyar adam tapu dairesinden çıkarken sevinçliydi. Kendi kendine düşünüyordu; “-Oh.. be ferahladım. Ölümlü dünya”.
    Oturduğu evin tapusunu, çocuğunun üstüne kaydettirmişti.
    Tapu dairesinde çıktıktan sonra bir küçük lokantada öğle yemeğini yedi, vakit geçirmek için parkları dolaştı.
    Bir parkta Cem Karaca’nın şarkısı çalınıyordu; “Allah Yar! Allah Yar!”.
    Akşama doğru eve gitmek için yola çıktı. Bir yandan düşünceler içindeydi;
    -Biz öldükten sonra bir sürü işlemle uğraşması gerek. Ne diye eziyet çeksin yavrum.

    Oğlunun kendisini nerdeyse zorla doktora götürüşü aklına geldi; “-Kerata amma ısrar etmişti. Sağlığıma verdiği önem kadar, ziyarete gelmeye de önem verse ya.”
    Bir an dalgınlaştı; “-Gerçi, gelin bizle geçinmeye çalışmıyor ama…” derin bir nefes aldı “-Boş ver canım, ne de olsa torunlarımın annesi.
    Eşine, çocuklarına iyi baksın da…” biraz da kendini teselli etmek için söylendi …biz bu gün varız, yarın yoğuz.”
    Evine yaklaşınca yine durgunlaştı, “-Bakalım hanım ne diyecek? Gelin gelip-gitmiyor diye biraz kırgın ama….” Düşünceler içinde zili çalarken, güleryüzlü olmaya çalıştı; “-Yook, iyi oldu canım. Biz ölünce oğlan rahat edecek, kötü mü?”

    Hanımı kapıyı açtı. Gülümsemesini bozmamaya çalışarak hanımına;
    -Nasılsın hanım bu gün bakalım?
    Hanımı elindeki çiçek suladığı kabı gösterdi;
    -Ne yapayım, bir iki çiçekle uğraşıyorum yeşillik olsun diye.
    Eve girerken devam etti;
    -İnsan şehirde özlüyor çiçeği, yeşilliği.
    -Eee.. köy gibi olmaz buralar tabii.
    Kadının durgun yüzünde acı bir tebessüm dolaştı;
    -Köy gibi olmaz dimi? Şimdi köyde olsak ne güzel olurdu.
    İhtiyar adam bir an yüzüne baktı hanımının;
    -Sen köyü pek sevmezdin! Geçen sene bir ay kalalım demiştim de “-Ben torunları özlerim.” Diye tutturmuştun.
    Kadın, yüzünü çiçeklere doğru döndü;
    -Ne bileyim ben, düşündükçe bunalır oldum buralarda. İnsan çocukluğunun geçtiği yerleri özlüyor.
    Ağaçların altında, bahçelerde yürümeyi özlüyor.
    -Allah Allah ! Tamam hanım gideriz. Sen iste yeter ki. Hele havalar ısınsın biraz gideriz
    -Havalar kim bilir ne zaman ısınır. Beklemek şart mı?
    -Yahu hanım, bunca yıllık eşimsin hala seni tam anladım diyemiyorum.
    Bir gün köye gitmem diye tutturuyorsun, bir gün de hemen gidelim diye.
    Dur da bu gün ne oldu anlatayım.
    Kadın endişeyle baktı kocasına;
    -Noldu, oğlanı mı gördün?
    -Yok canım, nerden göreyim !
    Koltuğuna oturdu, koynundaki tapu kağıdını çıkardı.
    -Bu nedir biliyor musun?
    -Hayırdır?
    -Hanım, yarın ne olacağı belli olmaz, vademiz gelir de ölürsek, oğlumuz kapı kapı uğraşmasın, diye evin tapusunu onun üstüne yaptım.
    Hanımının tepkisini beklerken, onun yüzündeki acı gülüşü gülümseme sandı. Hanımı fısıldar gibi söylendi;
    -Oğlumuz da bu gün buraya gelmişti, öğleden önce.
    -Öylemi, vay hayırsız. Demedin mi, ‘uzun zamandır niye gelmiyon’ diye. Seni üzülmesin diye söylemiyordum ama ‘bizi unuttu’, diye kızmaya başlamıştım. Torunları da getirdi mi?
    -Murat’ı getirmiş. O da “-Sıkıldım, gidelim.” Deyip durdu.
    -Vay kerata vay. Neyse, Akşam gelse de ben de görseydim.
    Hayırdır, gündüz gündüz niye gelmiş ?
    Hanımı elindeki kapta suyu bitmiş olduğu halde, çiçekleri sular gibi durarak masadaki kağıdı gösterdi;
    -Şu kağıdı getirmiş.

    İhtiyar adam, hanımının sesinde bir titreme hissetti ama emin olamadı. İçindeki sevinci kaybetmemeye çalışarak masadaki kağıda uzandı.
    Bir mahkeme kararı olduğunu gördü.
    Hanımı kızaran gözlerini görmemesine dikkat ederek eşinin kolundan tuttu koltuğa oturmasını sağladı, tekrar çiçeklere doğru uzaklaştı.
    İhtiyar adam, yakın gözlüğünü çıkardı ve içinden yavaş yavaş okudu.

    “ Yaşı ilerlediği ve aklı muhakemesi yerinde olmadığına ve ekonomik varlığını idare ve idare edemeyeceği, ekteki doktor raporuyla da tespit edildiğinden, taşınır ve taşınmaz varlıklarının, resmi varisi oğlu Süleyman tarafından idaresine karar verilmiştir.”

    Resmi kağıt, yaşlı adamın elinden yavaşça yere kaydı.
    Başını yere eğdi, kağıda boş boş bakmaya başladı.
    Hanımı, gözlerini sildikten sonra çiçeklerin başından ayrılıp yanına geldi.
    Eşinin titreyen ellerini tuttu. İhtiyar adam, yüreğindeki sızıyı bastırmaya çalışarak;
    -Üç senedir uğramadık, köydeki ev ne haldedir?
    -Canım ne olacak, bir gün de temizlerim ben.
    -O evde, dizlerin üşürdü senin.
    İhtiyar kadın, daralan göğsünü hafifçe bastırdı, “Yüreğimin üşümesi daha kötü diye düşündü”.
    -Merak etme, üşümem…üşümem…
    -Yarın mı gidelim diyordun?
    -Sen bilirsin bey.
    -Eşyaları bir taksiye atarsak, Son otobüse yetişiriz.
    -Olur.. Köyde zaten iyi kötü eşya var, ben hemen hazırlanırım.
    -Hazırlan. Şu kağıdı da tapuyla beraber masaya koyuver, oğlan gelince aramasın.
    İhtiyar adam, içinden düşünüyordu, “-Dünya fani, Allah Yar”

    İhtiyar kadın, birileri gelmeden gitmek ister gibi telaşla hazırlanıyordu.
    Giysileri bir çantaya tıkıştırdı.
    Fotoğrafları duvardan toplarken oğlununkine bir an baktı, aldı, bir an düşünüp çantaya koymaktan vazgeçti.
    Masadaki kağıtların üstüne ters olarak bıraktı. En son duvardaki bir küçük patiği aldı, öptü.
    Bu büyük torununa ördüğü ama küçük gelmeye başlayınca hatıra olarak sakladığı mavi patiklerdi. Çantaya, fotoğrafların üstüne yerleştirirken, mavi patiklerin üstündeki göz yaşlarını yavaşça sildi..

    Tags: , ,

  • Genc kiz, el aynasinda makyajini kontrol etti; “-Gayet iyi.” dedi. Güzelliginden emindi.Cevresindeki erkeklerin pervane olmasindan zaten biliyordu güzel oldugunu. Hayatin tadini cikaran, rahat yasayan biriydi.

    Cep telefonu caldiginda, aksam arkadaslariyla hangi eglence yerine gidecegine karar vermeye calisiyordu. Telefondaki numaraya bakti, arayan annesiydi.

    – Alo.kizim, nasilsin?

    – İyiyim anne. Ne oldu *

    – Sana bir surprizim var.

    – Surpriz mi?

    – Evet.Cok eski bir arkadasim, dostum sehrimize gelmis..

    – Eee kimmis.

    – Kim oldugu surpriz. Fakat, onu senin almani istiyorum.

    – Ben mi?

    – Evet, senin is yerine yakın olan parki biliyormus. Parka gitmesini ve seninle bulusmasini söyledim. Senin de parka gidip onu almanı istiyorum.

    – Anne, ben böyle seyleri sevmem, kendin halletsen.

    – Kizim 1-2 saatlik bir isim var. Ayrica seni bebekliginden taniyan bir arkadasim. Seni görünce mutlaka cok sevinecektir.

    – Amaaan. Peki peki. Nasil tanıyacagim.

    -Evden cikarken üzerine giydiklerini tarif ettim.O parkta bazi oturaklar piknik masasi seklinde. Parkin sinema tarafi girisindeki ilk piknik masasina otur. O gelince seni bulacak.

    -Tamam anne..tamam.

    – Kizim senden her gün mü bir sey istiyorum.Üniversiteyi bitireli, hele de ise gireli bir fatura yatirmaya bile göndermedim.

    – Hemen darilma, tamam dedim ya.

    O nasil tamam demekse. neyse, hadi o zaman, izin al da cik, bekletme. Ben de islerimi bitirip hemen gelecegim.

    **** **** **** **** **** **** **** **** **** ****

    Genc kiz, izin alip cikti.Kisa bir yürüyüsten sonra parka vardi. Bu parkta daha önce hic oturmadigini farketti. Arkadaslariyla hep parali,lüks eglence yerlerine giderlerdi.

    Annesinin tarif ettigi, giristeki ilk masayi buldu, bos olan kismina oturdu. Masanin diger tarafinda bir köylü kadinla, kücük kiz oturuyordu. Onlarla ayni yerde bulunmaktan utandigini hissetti. “-Annemin arkadasi cabucak gelse de, sunlardan kurtulsam” diye düsündü.

    Köylü kadin cekinerek seslendi;

    – Afedersin kizim, bir sey sorabilir miyim?

    “Kizim” diye seslenmesi iyice sinirlerini bozdu.

    – Ne var, adres mi soracan! ..

    Sert cikis karsisinda kadin sesini alcaltti;

    – Hayir kizim, baska bir sey soracaktim.

    – Sizin gibi cahiller ya adres sorar, ya para ister.

    Köylü kadinin kizaran yüzüne aldirmadi bile. O sirada $Ik ve lüks giyimli, orta yasli bir kadinin uzaktan yaklastigini gördü.

    “-Nihayet.” diye düsündü. Ayaga kalkip kadini karsilamaya çalisirken, kadin yanlarindan gecip gitti. Somurtarak geri oturdu.

    Yanindaki kücük kiza daha SIKI sarilmis köylü kadinin gözünden bir damla yasin süzüldügünü gördü.Kadin gözyasini saklamak için diger tarafa dönünce bir yüzündeki büyük yanik izi göründü. Genc kiz manali manali güldü;

    – Bak kolayca gözyasi dökebiliyorsun, yüzünde de cirkin bir yanik izi var. Burda ne bekliyorsun gec bir köseye ac mendilini agla. Fakat aglamayla benden bir sey koparacagini sanma, tamam mi.

    Kadin dayanamadi;

    – Cahil deyip duruyorsun. Ne cahilligimi gördün. Tanimadigim bir kadina, torununun yaninda hakaret mi ettim! .

    – Oooo… laf yapmayi da biliyormus

    -Anlasildi kizim, sen üniversite bitirmis, cok sey ögrenmis olabilirsin ama insanliktan sinifta kalmissın. Torunumu okutmak için ugrasacaktim. Fakat seni görünce vazgectim.

    Yasli kadin, kücük kizi alip masadan kalkarken, bosalan yere dogru $Ik giyimli bir kadin yaklasti. Cevap vermek icin hazirlanan genc kiz zengin giyimli, $ik kadini görünce uzaklasan yasli kadina cevap vermekten vazgecti. Yasli kadın geriye bakmaya calisan kücük kizin basini eliyle engelledi.

    **** **** **** **** **** **** **** **** **** ****

    Bir süre sonra, genc kizin annesi parkta yanına geldi.

    – Merhaba kizim, Zeynep teyzen nerde?

    – Kimse gelmedi anne. En son bir bayan geldi, yanima oturdu. O da sadece dinlenmek icin gelmis biriymis.

    – Allah Allah! … giyindiklerini cok iyi tarif etmistim, seni nasil bulamadi anlamadim. Yaninda kücük bir kiz olacakti.

    Genc kiz bir an durakladi.

    -Küçük bir kiz mi?

    – Evet

    – Anne! . biz zengin, kültürlü insanlariz. Herhalde arkadasin da zengin, kültürlü biridir, degil mi?

    – Kültürsüz degil ama zengin degil.

    – Sakın bana köylü bir kadin oldugunu söyleme.

    – Köyden gelen kadina ne denir ki! ..

    – Oh. iyi iyi, köylü kadinlari karsilmaya beni gönderiyorsun.

    – Kizim, o kadina bir borcumuz vardi. O zamanlarda borcumuzun karsiligi bir sey veremedik. ‘ – Gün gelir, bir ihtiyacim oldugunda, ben kapinizi calarim’. Dedi ve iste bu gün kapimizi çaldi.

    -Ne istiyormus?

    – Torununu okutmamizi istiyor. Baban simdi arabayla gelip hepimizi alacak, kayit için okula götürecek.

    – Anne, o köylü kadina ne borcun olabilir ki, anlayamadim?

    Annesi, kizinin öfkeli ses tonuna dayanamadi;

    – Kizim, sen bebekken biz köydeydik.

    – Eee.

    – Sana yillar önce bahsetmistim, köydeyken evimiz yandi, biz de inekleri,atlari,tarlalari neyimiz varsa hepsini satip köyden göctük, demistim.

    -Evet, hatirladim.

    – O yanginla ilgili bir ayrintiyi, seni üzülebilir veya seni evde yalniz biraktigimiz icin darilabilirsin korkusuyla anlatmamistik.

    – Herhalde simdi anlatacaksin.

    – Baban evde yoktu, ben de su doldurmaya köy pinarina gitmistim. Lodos mu ne diyorsunuz, iste o rüzgar bazen ters esiyormus, yukardan asagi filan. Sen besikte uyuyorken rüzgar bacadan iceri esince közler ocakliktan tahtalara sicramis, yangin baslamis. Pinar yerinden dumanlari görüp kostugumda alevler heryeri sarmisti. Birazdan yikilacak gibi görünen eve yine de girmek icin atildigim anda Zeynep teyzen kucagina seni almis oldugu halde disari firladi. O sahneyi hic unutamam; onun kucagindan seni aldigimda o cigliklar atiyordu.

    – Nicin?

    – Seni kurtarirken, sag tarafi yanmisti. Gelince görürsün sag yanaginda agir bir yanik izi var. Cok aci cekti cook. Dur aglama, seni bu kadar üzecegini bilmiyordum. Tamam kizim, bak makyajın akiyor, aglama. Hah! .. baban da geldi. Fakat Zeynep teyzen hala bizi bulamadi

    Tags: , ,

  • Genç bir adam kendi kalbinin yörenin en güzel kalbi olduğunu ilan etmişti Onu görenlerde bunu onaylamıştı
    Birden kalabalığı tam ortadan yaran yaşlı bir adam genç adama doğru yürüdü ve :”
    Ne için senin kalbin benim ki kadar güzel değil “dedi
    İşte tam o anda kalabalık ve genç adam yaşlı adamın kalbine doğru baktılar
    Çok hızlı çarpıyordu fakat içinde çok fazla yara ve zaten çok az kalan boşluklarda çentikler vardı,
    onlarında üzeri keskin çentiklerle dolu idi
    Yaşlı adamın yaşlı kalbinin çok acı çektiği belli oluyordu
    İnsanlar şaşırmıştı,
    yaşlı adam nasıl bu kalbin en güzel kalp olduğunu söyleyebilirdi
    Genç adam gülerek”şaka ediyor olmalısın” dedi yaşlı adama”
    benim kalbim pürüzsüz mükemmellikte iken seninki gözyaşları ve acılardan oluşmuş yara izleri ile dolu” “
    Doğru” diye yanıt verdi yaşlı adam “
    Senin kalbin mükemmel gözüküyor fakat ben asla yaşlı kalbimi senle değismem
    O gördüğün her yara benim sevgimi verdiğim bir kişiyi gösteriyor,
    onlara kalbimin bir parçasını seve seve verdim,
    onlarda kendilerinden bir parçayı bana verdiler bu yüzden bu parçalar benim verdiğim parçalara bazen tam uymadılar
    ve üstünde yada köşelerinde pürüzler oldu,
    fakat ben onların her parçasını tek tek seviyorum ,
    çünkü onların herbiri paylaşılan sevgileri , dostlukları bana hatırlatıyor Bazen de sevgimin ve dostluklarımın karşılığını alamadım ,
    o kalbimin içindeki yara dolu boşluklarda bu yüzden ucu kıvrık bıçak gibi ve oldukça da acı verir,
    fakat hala boşturlar ve başka bir kalplerinde bana sevgi ve dostluklarını verebileceklerini böylece de bu boşlukları doldurabileceklerini gösterir,
    ve benim hala o umutla yaşamamı sağlar
    Şimdi söyle genç adam sence hangi kalp daha güzel ?”
    Genç adamın gözleri sevgi gözyaşlariyla dolmuştu Yaşlı adama doğru yürüdü
    ve kalbinden genç ve güzel bir parçayı dostça ona doğru verdi
    Yaşlı adamı kalbinde hala bir çok boşluk vardı
    Yaşlı adam genç adamın cömertçe verdiği kalbi dostlarının olduğu bölüme yerleştirdi,
    üzerine çentikler attı ve yerine bir güzel oturttu
    Genç adam kendi kalbine doğru baktı artık eskisi kadar mükemmel ve pürüzsüz değildi ta ki yaşlı adam ona kendi kalbinden eski fakat güzel bir parça verene kadar
    Sonunda genç adam ve oradaki kalabalık gerçek kalbin güzelliğini anlamıştı
    Kalbi güzelleştiren onunla paylaşılan sevgi ve dostluktu
    İçinde sevgi barındırmayan ve taşımayan hiçbir kalp gerçekten güzel olmazdı ……

    Tags: , ,

Rss Feed Tweeter button Facebook button Technorati button Reddit button Myspace button Linkedin button Webonews button Delicious button Digg button Flickr button Stumbleupon button Newsvine button Youtube button
Edebiyat Edebiyat