Senin Hikayen
3 AÄŸu
Ben, ÅŸey, kendim hakkında, yani, aslında uzun uzadıya konuÅŸmak, ıııı kendimden bahsetmek… UUUf! Çok zor kendimi anlatmak… Çok karmaşık duygular ya da anlatılamaz, dile getirilemez hisler ve karakterlere hiç mi hiç bürünemedim. O kadar zor ki hayatımı anlatmak… Neden mi? Çünkü çok “basit”. Sıradan, orta, normal, monoton… Basit olmak o kadar zor ki ÅŸu koÅŸullarda. Delirmek, intihar, ölüm düşünmek mesela. Ne kadar da kolay! Kaçışın tanımını yap desem? Sorumlulukları reddedip, alkole versem kendimi, ÅŸarabın tatlı - sahte tadının ekÅŸi hayatını yaÅŸasam… İçinde boÄŸulsam sonra… O kanlı deryada? Benim hayatım sabırtaşı kıvamı… Kararımı verdim ve ben, evet ben zor olanı deneyip, olaÄŸanüstü sıradan, mükemmel basit hayatımı sözlere döküp, gözlerinizin ardına çekilmiÅŸ o hayal perdesine düşler konduracağım ÅŸimdi, yalnızca birkaç günümü anlatarak hem de. Bakalım zor olan sıradışılık mıymış yoksa ÅŸu hep ezilen, pestili çıkarılıp suyu içilen, sonra da “Iyy kaka” diyip çöpe atılan biz sıradanların hayatı mı? Hayat koÅŸulları mı sebep bu sıradan hayata? Bir zorunluluk mu? Yoksa bir seçim mi? Bİr seçim neden olmasın?
Her sabah sekizde kalkarım, duÅŸumu günü gününe, sektirmeden alıp, tekrar odama dönerim. Temiz gömleÄŸimi giyer, kravatımı takarım. Takım elbiseler genellikle muntazam ÅŸekilde dolapta temizdir ve askısında giyilmeyi beklerler. Kahvaltımı her sabah çıkmadan mutlaka yaparım. Ayakkabılarımı giymeden önce şöyle bir parlatırım ve iÅŸte hazırımdır. Servis, kapımın önünde alıp ÅŸirketin önünde bırakır ve elbette ki her gün aynı yolları yılmadan gelir gider. Dışarıdan bakıldığında saygıya deÄŸer gibi görünebilir; önümde yığınla dosya, bana ait bir masa, birkaç çerçeve, kalemlik ve kalemlerim…. Oysa yaptığım tek iÅŸ; fotokopisi alınan önemli evrak ve formların aynısının çıkıp çıkmadığının kontrolüdür. Tek yaptığım… Bu yüzden de hep yorgun bakarım… Gözlerim ağırdır. Yani artık öyle… Yıllardır bu ÅŸirketteyim. Önüme ne tapular, senetler, antlaÅŸmalar geldi de ben onların bir satırını bile sekmeden okuyup hata var mı diye aradım. Yıllarca… İçimde sürekli yılgınlığın alevlenmek isteyen kıvılcımı; usanç, ruhumu yelleyen bir yelpaze ve sıradanlıksa, usancı kovan bir gardiyan… Ne mutlu basitim diyene! Mutluyum.
Tüm anlattıklarım, hayatımın sadece dışarıdan görülen kısmı.Aslında ne de zor! Olayları derinlemesine irdeleyen insancıklar, bizim bu hayat stilimizi neden azcık olsun araÅŸtırmıyorlar peki? Neden? Çünkü onlar zannediyorlar ki sadece zor gibi gözüken zordur. Hayır, basit sandıklarımız da zor olabilir. Aslında çok kolaydır çözüm, yanıbaşımızda…Ama biz, uzaktakini belli belirsiz gördüğümüzden, zor sanıp mükemmel ilan ederiz. O yüzden edebiyatçı uzun, anlamsız, sıkıcı hayatlar anlatır; doktor, terim kusan cümleler döktürür hastasına ne kadar hasta olduÄŸunu anlamasın diye… Åžimdi baÅŸtan alıp ÅŸeytanın oyuncağı ayrıntıya “Merhaba!” diyelim.
Her sabah sekizde kalkarım. Pazarları da, yani tatil günümde de. Alışkanlık alıp başını yürüdüğünde, senin kurallarını dinlemez artık. İsteklerini… Seni taciz eder hale gelebilir. Uyumak isterim pazarları. Hadi uyu uyuyabilirsen… Sımsıkı yumarım gözlerimi, ne fayda? İmkanı yok, debelenirim, Bir saÄŸa,bir sola, saÄŸa, sola…. Dön babam dön… Zoraki kalkarım tabi en sonunda. Neyse, iÅŸ gününe dönelim. DuÅŸumu almak için tuvalete giderim. OÄŸlumsa, benden daha erken kalkar okula yetiÅŸmek için. Tuvalete de girer haliyle. Her gün mü sıçratırsın o sidiÄŸi ah evladım alafranga tuvaletin oturağına? Haytayı her gün paralarım, gene ertesi sabah mutlaka o tuvaletin oturağında yerini almıştır sidik damlacıkları. Her sabah sil baÅŸtan temizlik…
En zor sınavlardan biri de duÅŸ almaktır günümün bütününe baktığınızda. Apartmanda oturmak tam bir iÅŸkence, içinizde bilen vardır. Üst kattaki koca popolu beyfendi sifonu çekti mi, “Yandım anam!” kaynar su dökülüverir başımdan aÅŸağıya. Alt kattaki teyze de sabahın köründe bulaşık yıkamaya giriÅŸince, sıcak suyu çılgınca akıtır da akıtır. Bana da zerre kalmaz sıcak sudan. Köpek görmüş kedi kadar dimdiktir artık tüylerim. Ya ceset moru çıkarım duÅŸtan ya da ateÅŸ kızılı. Allah kerim artık…
GömleÄŸimde mutlaka bir kurnaz leke göz kırpar bana, tabi ben gömleÄŸimin bütün düğmelerini ilikleyip kravatımı taktıktan sonra. Hadi bakalım! Sar baÅŸa, gömleÄŸin o ele gelmez düğmelerini aç, sonra da kol düğmelerini hokkabaz misali tek elinle ilikle ilikleyebilirsen. GömleÄŸimi giydikten sonra elimi yıkamam gerektiÄŸinde, gömleÄŸimin kolları ıslanmaz mı! Ah! Ne de zor ya rabbim… Bakın, bakın zor deÄŸil mi ama hayatım? Basit olmanın zorluÄŸu… Daha bitmez…
Evden derin nefesimi alıp çıkarım. Zorlu koÅŸullar önüme bir bir dizilmiÅŸ beni beklemektedir, bilirim. Ama ben, her gün aynı karmaÅŸayla baÅŸ baÅŸa kaldığımdan, alışkanlık elimden tutup yürütür beni. Çok sakinim mesela ÅŸu an. Serviste sarışın cilve hatun, ütü kokulu saçlarını savura savura Gülben Ergen kasedini takar teybe, açar da açar sesini…Kime ne!… Tam ona göre… Karşı çıksan da duymaz ki seni, duyamaz ki… Sabır çeke çeke oturduÄŸum masam, soluklanmak için harika bir mola yeridir. Bakın, nasıl da zor hayatım! İnsanları yutkunmak, kabulleniÅŸ, yaÅŸam farklılıkları, dikkatsizlik, zevk ayrımları ve gene, bunları kabulleniÅŸ… Sabah çayı beni kendime getirir diye düşünürken, masaların arasında çaycının çırağı dolaşır, ben de çay isterim haliyle. Çay içmeden uyanamaz beynim. Gözlerim esnekliÄŸini, çayın akıcılığında yakalar. Dememe kalmadan, bir de bakarım çayın yanında duran iki masum küp ıslanmış. ErimiÅŸ de bir köşesi. Ne yapayım bu keskinliÄŸini yitirmiÅŸ kenarlarıyla küp ÅŸekeri ben ÅŸimdi? Ha? Ne zevki kaldı ki erimiÅŸ ÅŸekeri karıştırmanın?
Sorular sorar insan… Ben basit bir insan olduÄŸumdan canımı en çok yakan da: iznimi almadan aÄŸzımdan dökülen sorulardır. Onlarla baÅŸa çıkamaz oldum bu aralar. BaÅŸa çıkamıyorum. Ben burada keseceÄŸim sanırım… Dayanamıyorum artık ve mektubuma burada son veriyorum. Az sonra ölümlü olduÄŸunu kanıtlayacak bedenim ve bu mektupla ölümsüzlüğünü savunacak. Ancak sabrım, soÄŸumuÅŸ cesedimle hep yanınızda kalacak