•         
    Bir gün Nasrettin Hoca, yolun ortasında ve dizleri üstünde sağa sola gidip duruyormuş. Bir şey aradığını gören arkadaşı sessizce yanına yaklaşmış ve hocaya sormuş: ””Hocam ne arıyorsun?”” Hoca bu soruya ””Anahtarı yitirdim de onu arıyorum.”” diye karşılık vermiş. Arkadaşı da ”” Vah vah, çok kötü, size yardım edeyim.”” diyerek o da dizlerinin üstüne çökmüş ve anahtarı aramaya başlamış. Bulamayınca ””Hocam anahtarı nerede düşürdün?”” diye sormuş. Hoca ””Evde düşürdüm.”” diye cevap vermiş. Adam ””Peki hocam, niçin evde aramıyorsun da burada arıyorsun.”” diye sormuş. Bu soruya hocanın verdiği cevap çok ilginçtir:
    ””Çünkü burası aydınlık, ev karanlık. Orada bulamam.””

    Tags: ,

  •         Vaktiyle testi ve çanak-çömlek imal edilen kasabalardan birinde, uzun yıllar meslekte çalışan bir çırak, kalfa olup artık kendi başına bir dükkan açmayı arzu eder olmuş. Ne yazık ki her defasında ustası ona:
            -Sen, demiş, daha bu işin püf noktasını bilmiyorsun, biraz daha emek vermen gerekiyor.
            Ustanın bu sonu gelmez nasihatlerinden sıkılan kalfa, artık dayanamaz ve gidip bir dükkan açar. Açar açmasına da yeni dükkanında güzel güzel yaptığı testiler, küpler, vazolar, sürahiler onca titizliğine ve emeğe rağmen orasından, burasından yarılmaya, yer yer çatlamaya başlar. Kalfa bir türlü bu çatlamaların önüne geçemez. Nihayet ustasına gider ve durumu anlatır.
    Usta;
             -Sana demedim mi evladım, sen bu işin püf noktasını henüz öğrenemedin. Bu sanatın püf noktası vardır.
             Usta bunun üzerine tezgaha bir miktar çamur koyar ve
             -Haydi geç bakalım tezgahın başına da bir testi çıkar. Ben de sana püf noktasını göstereyim.
              Eski çırak ayağıyla merdaneyi döndürüp çamura şekil vermeye başladığında usta önünde dönen çanağa arada sırada ””püf!”” diye üfleyerek zamanla testiyi çatlatacak olan bazı küçük hava kabarcıklarını patlatıp giderir. Böylece çırak da bu sanatın
     püf denilen noktasını öğrenmiş olur.

    Tags: ,

  •         Bir ülkenin kralı en sevdiği atını kaybetmiş ve bu yüzden çok üzülmektedir. Atı bir türlü bulamadığı için ortaya bir ödül koyar. Herkes kazanmak içi koşar gelir; ama atı kimse bulamaz. Krallık maiyetinden bir budala da kralın huzuruna çıkar ve atı bulacağını söyler. Kral buna inanmaz. Ülkenin en akılli kişileri atı bulamadı da budala mı bulacak? Ama kaybedecek bir şeyi olmayan kral budalaya ””Öyleyse bul!”” diye seslenir.
            Budala birkaç saat içinde atı bulmuş ve saraya getirmiştir. Kral bu duruma şaşırır. Adama hemen bir ödül verilmesini emreder. Ve sonra budalaya atı nasıl bulduğunu sorar. Budala şöyle cevap verir.
            ””Çok kolay oldu hükümdarım. Bir at olsam nereye gideceğimi düşündüm. Kendimi atın yerine koydum ve onu hemen buldum.

    Tags: ,


  •        
    Bir sihirbaz, sultanın huzurunda sanatını gösteriyor ve izleyicilerin hayranlığını kazanıyormuş. Sultan da hayranlık içinde bağırmış: ””Allah”ım, bana yardımcı ol. Nasıl bir hinlik, nasıl bir cinlik.

            Vezir, söyledikleriyle sultanın düşüncelerini bölmüş. ””Sultanım hiçbir usta gökyüzünden zembille inmez. Sihirbazın sanatı onun çalışkanlık ve pratiğinin sonucu.”” Sultan kaşlarını çatmış. Vezirinin kendisine katılmaması sihirbazın gösterisinden aldığı zevki bozmuş.

            Veziri hor görerek bağırmış: ””Nankör adam. Nasıl bu becerinin pratikten geldiğini iddia edebilirsin. Yeteneğin ya vardır ya yoktur. Senin zaten beraberinde zindana götüreceğin hiçbir yeteneğin yok. Orada benim sözlerimi düşünürsün; ama orada yalnız olmayacaksın. Kendi türünden bir de hücre arkadaşın olacak.””

            Birinci günden başlayarak vezir, danayı kaldırıp zindanın kulesinin merdivenlerine çıkartmaya başlamış. Aylar geçmiş. Dana büyüyüp güçlü bir öküz olmuş ve her gün pratik yapmaktan dolayı vezirin de gücü artmış. Bir gün sultan, hücredeki veziri hatırlamış ve getirilmesini istemiş. Onu gördüğünde sultan çok şaşırmış ve haykırmış: ””Allah”ım, bana yardım et. Bu ne hinlik, bu ne cinlik.””

           Öküzü kollarında taşıyan vezir, daha önce söylediği sözlere cevap vermiş: ””Sultanım, hiçbir usta gökyüzünden zembille inmez. Gücüm, çalışkanlığımın ve çalışmalarımın bir sonucudur.””

    Tags: ,



  •            Mono isimli küçük yaşta yetim kalmış bir kız, üzüntülü bir hayat sürmektedir. Genellikle zamanını yalnız geçirmektedir. Bir gün yalnız başına yürürken bir kelebek görür. Kelebek dikenli bir çalılıktan kurtulmaya gayret etmektedir. Mono onu takılıp kaldığı bu yerden kurtarır. Kurtulan kelebek sonra güzel bir periye dönüşü. Sonra Mono”ya ””Bu iyiliğine karşılık dile benden ne dilersen.”” der. Mono, periye Mutlu olmak istiyorum.”” der. Peri de Mono”nun kulağına bir şeyler söyledikten sonra uçup gider.

               Sonra her nedense Mono mutlu bir hayat sürer. Güzel bir kadın olur. Herkesle çok iyi geçinir, etrafına mutluluk kıvılcımları saçar. Gözleri ışıl ışıldır. Yanına yaklaşanlara yaşama sevinci verir ve enerjilerini artırır. Derken bu mutlu hayatın sonuna doğru yaklaşır. O anda sevdikleri bu güzel kadının yanına gelerek onu teselli etmeye çalışırlar. Bu vedalaşma sırasında Mono”nun gözleri yaşarır. Son anda onlara çok büyük bir iyilik daha etmek ister. Bu bağlamda, perinin kendisine verdiği sırrı bu güzel insanlarla paylaşmak ister. O perinin söylediği ve ömür boyu etkisinde kalarak hayatını sürdürdüğü şu sözleri dostlarına heyecanla söyler: ””Ne kadar güven içinde görünürse görünsün, yaşlı veya genç, zengin veya yoksul, herkesin sana ihtiyacı vardır.””

    Tags: ,


  •      
    Bir Amerikalı işadamı ile bir Japon meslektaşı orman içerisindeki bir otelde bir seminer arasında ormanda dolaşıyorlardı. Duydukları vahşi bir sesle her ikisi de irkildi. Dönüp arkalarına baktıklarında aç bir aslanın üzerlerine doğru koşmaya başladığını gördüler.

          Her ikisi de hızla oradan kaçmaya başladı. Kaçarken Japon aniden durdu ve yere oturarak çantasından bir şeyler çıkarmaya başladı. Bu sırada Amerikalı yaklaşık 20 metre kadar fark atmıştı.

          Japonun ne yaptığını merak eden Amerikalı geriye dönüp baktığında gözlerine inanamadı. Aç aslan hızla üzerine yaklaşıyor olmasına rağmen, arkadaşı çantasından spor ayakkabılarını çıkarmış ve gşyşyordu.

          Amerikalı ””0 spor ayakkabılarını giyince aç bir aslandan daha hızlı koşabileceğini mi sanıyorsun!”” diye bağırarak kaçmaya devam etti. Spor ayakkabılarını giyen Japon ok gibi yerinden fırlayarak, Amerikalıya fark atmaya başlamıştı.

          Amerikalının gerilerde kaldığını ve aslana yem olmak üzere olduğunu gören Japon, Amerikalıya cevabını verdi: ””Evet ben bu spor ayakkabılarımla aç bir aslandan daha hızlı koşamayabilirim ama senden hızlı koşarım””.

    Tags: ,

  •       Yıllar önce Amerika”nın Mississipi Nehri”nde, nehrin bir yakasından ötesine yolcu taşıyarak geçimini sağlayan yaşlı bir kayıkçı, kayığındaki küreklerden birisine ””İnanç””, diğerine ””çalışmak”” yazmış.

          Sebebi sorulduğunda,

           Kayıkçı:

          ””Nehri karşıdan karşıya geçmek için her iki küreğe de ihtiyaç var. Çalışmaksızın inanç ve inançsız çalışmak sizi bir dairede döndürür durur. Hayat yoluna tek kürekle çıkmak da nehri tek kürekle geçmeye benzer. İnanç ve çalışmak olmadan hiçbir yere gidemezsiniz.”” demiş.

    Tags: ,



  •           Yıllar önce, ABD”de demir yollarının kesişen raylarında çivi çakarak çalışan işçiler vardı. Bir gün, bir adam, duran trenden iniyor ve bu işçilerden biri ile konuşup sonra gidiyor. Daha sonra başka bir işçi gelip o adama diyor ki: ””Tren yolu işletmesinin başkanı burada seninle konuşmak için niçin durdu? Onu nereden tanıyorsun? ””Adam cevap veriyor: ””Otuz yıl kadar önce işe, aynı gün ve bugün yaptığımız işi yaparak başlamıştık. ””Bu sözlere adam şaşırıyor: ””İkiniz de aynı işi yaparak mı başladınız? Nasıl olur? Şimdi o şirketin başkanı ve sen hala burada çivi çakıyorsun.”” İşçi şu cevabı veriyor: ””Ben saatte elli
    sent için çalıştım, o şirket için çalıştı.””

    Tags: ,


  •       
    Bür gün bir Kızılderili ve beyaz arkadaşı New York şehrinin merkezinde yürüyordu. O sırada öğle tatili vaktiydi ve caddeler insanlarla doluydu. Sürücüler kornalarını çalıyor, taksi sürücüleri müşteri bulmak için köşelerde bağrışıyor, sirenler çalıyordu… kısacası şehrin gürültüsü insanı sağır edebilecek kadar fazlaydı. Birden Kızılderili durdu ve ””Bir cırcır böceğinin sesini duyuyorum”” dedi.

           Arkadaşı ””Ne? Çıldırmış olmalısın. Bu gürültüde cırcır böceğini duymanın imkanı yok”” diye karşı çıktı.

           ””Eminim”” diye ısrar etti Kızılderili. ””Bir cırcır böceği duydum.””

            Kızılderili bir müddet dikkatle dinledi ve caddenin karşı tarafına geçip büyükçe bir çimento fabrikasına doğru yürüdü. Fabrikanın bahçesinde öbek öbek birkaç çalılık vardı. Çalılıklara baktı. Gerçektende dalların altında küçük bir cırcır böceği vardı.

            ””İnanılmaz”” dedi arkadaşı. ””Sende insanüstü kulaklar var galiba””

             ””Hayır”” diye cevapladı Kızılderili. ””Benim kulaklarım seninkilerden farklı değil. Bütün mesele dinlediğin şeye bağlı.””

             ””Bu mümkün değil!”” dedi arkadaşı. ””Ben bu gürültüde asla bir cırcır böceğini duyamam.””

              Elini cebine sokup birkaç madeni para çıkardı ve onları yuvarlanacak şekilde kaldırımda yere attı. Kulaklarında hala kalabalık caddelerin gürültüsü yankılanırken, 8-10 metre mesafe içindeki bütün kafaların dönüp kaldırımda çınlayan paranın kendilerine ait olup olamdığına baktığını gördüler.

    Tags: ,

  •      Hindistan da çok ünlü bir ressam varmış…
    Herkes bu ressamın yaptıklarını kusursuz kabul edecek kadar beğenirmiş. Ve ona ””Renklerin Ustası”” anlamına gelen kısaca Ranga Guru derlermiş. Onun yetiştirdiği bir ressam olan Raçiçi ise artık eğitimini tamamlamış ve son resmini yaparak Ranga Guru”ya götürmüş ve ondan resmini değerlendirmesini istemiş… Ranga Guru ise; Sen artık ressam sayılırsın Raçiçi… Artık senin resmini halk değerlendirecek. diyerek resmi şehrin en kalabalık meydanına götürmesini ve en görünen yerine koymasını istemiş. Yanına da kırmızı kalem koyarak halktan beğenmedikleri yerlere çarpı koymalarını rica eden bir yazı bırakmasını istemiş. Raçiçi denileni yapmış. Ve birkaç gün sonra resme bakmaya gittiğinde görmüş ki, tüm resim çarpılar içinde ve neredeyse görünmüyor… Raçiçi çok üzülmüş tabi. Emeğini ve yüreğini koyarak yaptığı tablo kırmızıdan bir duvar sanki. Alıp resmi Ranga Guru”ya  götürmüş ve ona ne kadar üzgün olduğunu belirtmiş. Ranga Guru üzülmemesini ve yeniden resme devam etmesini önermiş. Raçiçi yeniden resim yapmış ve gene Ranga Guru”ya götürmüş. Ranga Guru, Raçiçi”ye resmini tekrar şehrin en kalabalık meydanına bırakmasını istemiş. Ama bu defa yanına bir palet dolusu çeşitli renklerde yağlı boya ve birkaç tane de fırça alarak gitmesini istemiş. Ve insanlardan resmin yanına beğenmedikleri yerleri düzeltmelerini rica eden bir yazı da eklemesini tembihlemiş.Raçiçi tüm denilenleri yapmış…
         Birkaç gün sonra gittiği meydanda görmüş ki resmine hiç dokunulmamış, fırçalar da boyalar da kullanılmamış. Çok sevinmiş ve koşarak Ranga Guru”ya gitmiş ve resme dokunulmadığını anlatmış. Ranga Guru ise;
         Sevgili Raçiçi, sen birinci konumda insanlara fırsat verildiğinde ne kadar acımasız bir eleştiri sağanağı ile karşılaşılabileceğini gördün… Hayatında resim yapmamış insanlar dahi gelip senin resmini karaladı… Oysa ikinci konumda onlardan hatalarını düzeltmelerini istedin, yapıcı olmalarını istedin. Yapıcı olmak eğitim gerektirir… Hiç kimse bilmediği bir konuyu düzeltmeye kalkmadı, cesaret edemedi.
         Sevgili Raçiçi; Mesleğinde USTA olman yetmez BİLGE de olmalısın. Emeğinin karşılığını, ne yaptığından haberi olmayan insanlardan alamazsın. Onlara göre senin emeğinin hiçbir değeri yoktur…
         SAKIN EMEĞİNİ BİLMEYENLERE SUNMA VE ASLA BİLMEYENLERLE TARTIŞMA.

    Tags: ,

Rss Feed Tweeter button Facebook button Technorati button Reddit button Myspace button Linkedin button Webonews button Delicious button Digg button Flickr button Stumbleupon button Newsvine button Youtube button
Edebiyat Edebiyat