Hikayeler, Hikayesi

Senin Hikayen

Fantazi Hikayeleri’ Kategorisi

Çift Anadal

ahmet nasılsın?
-İyi değilim be selçuk. Çok stresteyim.
-ne oldu? hayırdır?
-daha ne olsun oğlum. Üç saat sonra sınav var ve ben kafayı takmış vaziyetteyim.
-oğlum ne var sınav işte. hem de kolay bir sınav. ne dert ediyorsun?
-biliyorum , sınav kolay.
-sorun ne zaman oğlum? evvelki sınavların sonuçlarının hepsi bu sınava kadar açıklandı. ne alırsan al ortalamadan geçeceksin. tabi f alırsan durum farklı. onu da almazsın herhalde.
-geçerim , hatta kesin geçerim ama derdim o değil selçuk.benim derdim çift anadal yapmak bu yüzden de 3,5 ortalama tutturmam lazım. dostum hatta hesapladım bu sınavdan a alamazsam çift anadal yapamayacağım. İşte bu beni yıkıyor.
-dert ettiğin şey bu mu? ahmet sen her daim yaparsın a. Çalışmadın mı sınava?
-hem de günlerce çalıştım. her şeyi ezberledim selçuk. Çünkü çift anadal yapmam lazım. geleceğim her şeyim buna bağlı. o yüzden a almalıyım.eğer alamazsam biterim ben.
-anlıyorum ama çift anadal yapmak senin için o kadar önemli mi?
-Çok önemli. bildiğin gibi değil yani. bir de takıntı var bende. hedeflediğim şeyleri yapma takıntısı. eğer yapamazsam uzun süreli bir depresyona giriyorum. psikologlar falan zor düzeltiyorlar.
-sadece psikolojik rahatsızlık mı?
-değil tabi. ailem de çift anadal yapmamı istiyor. hatta yapacağıma öyle inanmışlar ki her zaman bunu belirtiyorlar. yapamazsam onları da üzeceğim. İşte bu da beni deli ediyor. onları üzmek istemiyorum aksine onları sevindirmek mutlu etmek istiyorum. Üniversiteyi iki meslekli bitirdikten sonra bunu onlarla doyasıya kutlamak istiyorum.
-bak bu doğru işte.
-doğru tabi. ayrıca bir neden daha var.
-o nedir?
sevgilim ayşin.
-haydaa onun ne alakası var?
-o da eğer çift anadal yapamazsam beni terk edeceğini söylüyor.
-ne olmuş ki bunda. bırak terk etsin seni.
-Öyle deme selçuk. ayşin benim her şeyim. ailemden sonraki en değer verdiğim insan. 3 senelik arkadaşım o benim. tek gerçek sırdaşım anlayacağın. Çok seviyorum onu anlıyor musun? onun beni terk etmesi demek canımdan bir parça kopması demek.
-Çok seviyorsun demek?
-hem de nasıl biliyor musun? onu görünce dilim tutuluyor. 5 dakikaya zor kendime geliyorum. dilim ancak çözülüyor yani. kalbim küt küt atıyor.sanırsın ki yerinden çıkacak. ellerim ayaklarım birbirine giriyor.
-cidden seviyormuşsun be abi.
-gerçekten de öyle.
-o zaman senin a alman lazım.
-evet doğru a almam lazım. bir de son olarak bir sebep daha var.
-nedir o sebep?
-bizim alp var ya onunla iddiaya girdim. eğer çift anadal yapmaya hak kazanamazsam ona bir araba alacağım tersi olursa da o bana alacak.
-yuh be abi sen göçmüşsün yahu.
-yaa gördüğün gibi . eğer kazanamazsam önce depresyonum azacak sonra ailemin desteğinin çoğunu kaybedeceğim , kız arkadaşım beni terk edecek ve alp’e bir araba almak zorunda kalacağım. yani Çift anadal yapamamam gördüğün gibi nelere mal olacak. Şimdi anladın mı neden çift anadal yapmam gerektiğini?
-süper anladım abi.
-buna sevindim. Şimdi gel de şu sınava beraber çalışalım. eğer a alıp çift anadala hak kazanırsam alp’ten alacağım arabayı sana vereceğim.
-aslında gerek yok ama neyse :) ne duruyoruz ahmet çalışmaya başlayalım. vakit nakittir borç alınmaz dostum.

böylece ahmet ve selçuk ders çalışmaya başladılar. saat o an 10’du sınavda saat 1’deydi. bu üç saat zarfında ikisi de birbirlerine sorular sorup cevaplar verdiler. bazen sorular üzerinde tartıştılar bazen de birbirlerine bilmedikleri şeyleri anlattılar. sınavda en iyisini yapmak istiyorlardı. bu yüzden öğrenilecek yerleri en iyi şekilde öğrenirken ezberlenecek yerleri en iyi şekilde ezberlediler. tabi 3 saatte her şeyi tam olarak öğrenemezlerdi. bu doğruydu. lakin bu 3 saat bildikleri şeyler üzerine yapılan bir çalışma olduğundan çok verimli geçti. sınava 5 dakika kala çalışmayı bıraktılar. İkisi de yorulmuştu. ancak yorgun yüzlerindeki tebessüm onların yorgunluklarını hiçe saydıklarının belirtisiydi. sınav zamanı gelmişti.

-millet semra hoca geliyor. hepiniz yerlerinize geçi ve kopyaları saklayın.
-ulan rıza yanıma geç ve kopya ver bana. kalacağım oğlum.
-var ya bu semra hoca’da çok gıcık biri. nasıl kopya çekeceğiz bilemiyorum yani. her tarafı gözetliyor.
-beyler bayanlar bana kopya verip geçmemi sağlayana bir tane öğlen yemeği bedava…

bunlar da sınavın başlamasına ramak kal yapılan geleneksel öğrenci konuşmalarıydı. aslında hepsinin ahmet’ten pek bir farkı yoktu. bu dersi geçmek istiyorlardı. sadece bir tek farkları vardı. ahmet çift anadal yapmak isterken diğerlerinin aklını köşesinden bile geçmiyordu. onlara göre okulu bitirmek kafi gerisi hikayeydi. ahmet’in çift anadal istemesini ise sadece en yakın arkadaşı selçuk ile iddiaya girdiği alp biliyordu. nazar değmesin diye kimseye söylememişti açıkçası.

-tünaydın çocuklar.

hoca gelmişti. en sonunda girmişti içeri. sınav başlayacaktı artık bundan kaçış yoktu. ahmet’in kalp atışları hızlandı öyle hızlandı ki yerinden çıkmasına ramak kalmıştı ki semra hoca konuştu.

-Çocuklar sınav tam 1,5 saat sürecek. Şu an saat 1 yani 2:30’da sınav bitecek.
-hocam iki saat yapsak sınavı.
-evet hocam 1,5 saat çok az. bize yetmez bu süre!
-hocam acıyın bize.
-tamam uzatmayı. 1,5 saat sınav olacaksınız. o kadar! bu bir buçuk saat içinde dört soru çözeceksiniz. İlk üç soru 20 puan olup dördüncü ve son soru 40 puandır. kağıtları asistanım dağıtırken bana takıldığınız yerleri sorabilirsiniz.

sınav kağıdı ahmet’in önüne geldiğinde ahmet önce sevindi. sorular çok kolay gözükmüştü. bir süre soruları dikkatlice inceleyince sorularda bazı belirgin ayrıntıların olduğunu fark etti. aslında hepsi tuzak soruydu. kolay gibi gözüken fakat bir tilkiden farksız sorular. bu işini zorlaştıracaktı. soruları dikkatlice çözmeye başladı. zar zor da olsa bütün soruları bitirdi. cevaplar kendisine göre doğruydu. cevapların hocaya göre de doğru olmasını umuyordu. kağıdı verdikten sonra sınavdan çıkıp doğruca evine gitti. hiçbir şekilde cevap kontrolü yapmadı. kendisini strese atmak istemiyordu. eğer ki cevaplarında en ufak hata görürse o an yıkılırdı. yanlış olmamasını umuyordu. bütün cevapları doğru olmalıydı. kağıdına güveniyordu.

sınavdan sonraki dört gün boyunca sonuçlar açıklanır diye her gün okula gitti. her gittiğinde a alamamanın korkusuyla gidiyordu.bu dört gün sonunda hiçbir şekilde sınav sonucunun açıklanmadığını gördü. nihayetinde beşinci gün okula gittiğinde de sonucun açıklanmayacağını umuyordu. sınav sonuçlarının açıklanmış oluğunu gördü. okulun panosunda son girdiği sınavın sonuçları asılmış duruyordu. koskoca harflerle dersin adı yazıyordu yalnız ismini okuyamıyordu. bunda hem uzakta olmasının etkisi hem de orada bulunan diğer not meraklılarının da birikmesi etkendi. hemen not meraklılarını yararak panonun dibine gitti. bu arada da arkadaşları onu tebrik ediyordu.

-ahmet helal olsun çok iyi not almışsın.
-ahmet ortalamalar da açıklanmış. sınıf birincisi olmuşsun tebrik ederim.
-arkadaşlar bir durun tebrik edersiniz sonra. beni de heyecanlandırdınız iyice. bırakında notuma bakayım.

sınav sonucunu gördüğünde arkadaşlarının sevinç beklentilerini karşılayamadı. sebebi notunun a gelmemesiydi. a- almıştı. bu not sarstı onu. derin bir hüzün çökertti üzerine. bu hüzün öyle ağırdı ki ahmet bu hüznü kaldıramadı ve olduğu yere yığıldı. bayılmıştı.

-ne oldu bu çocuğa böyle be?
-ahmet kalksana oğlum. erkek adam bayılır mı?
-ne yani sadece kızlar mı bayılır?
-pınar sen karışma bu işe. sınıfın feministi.
-feministim işte ne olacak.
-kavga edeceğinize ahmet’i ayıltın. ne oldu bu çocuğa.
-sınav notunu görünce bayıldı selçuk. sevinçten bayıldı galiba.
-ne sevinçten mi? beklediği notu yani a’yı mı aldı?
-yok be a- aldı. zaten sınıfın en yüksek notu. biliyorsun semra hoca Çan eğrisi kullanmaz. bu yüzden de en yüksek notu her zaman a olmuyor.
-hay allah yazık oldu çocuğa. ahmet kalk kendine gel benim selçuk.
-hıı ne oldu bana? neden yerdeyim.
-kalk oğlum bayıldın sadece. hadi bizim eve gidelim. hem bir şeyler yeriz ya da içeriz. böylece kendine gelirsin.
-selçuk nereye götürüyorsun çocuğu. olum neden üzülüyor notuna? zaten en yüksek ortalamayı tutturmuş. baksana panoya.
-hay panonuza. panoyla uğraştırmayın beni. size sonra anlatırım.
-eeeh ne halin varsa gör.
-tamam sana da hoşça kal. (alaycı bir cevap vermişti selçuk)

böylece selçuk’un evine gittiler. İkisi de üzgündü. selçuk eve gelene kadar ahmet’i konuşturarak kendisine getirmişti.

-selçuk ben semra hoca ile konuşacağım.
-ne konuşacaksın.
-sınavı ve sınav kağıdını konuşacağım. belki kağıdımı da gösterir. hatta ne biliyorsun belki de bir doğrumu atlamıştır.
–neden hoca hata yapsın.
-yapar , hocalarda hata yapar. ben gidiyorum
-beraber gitseydik.
-ben tek giderim. hem biraz yolda hocaya ne diyeceğimi düşünürüm. hatta sakinleşmeye çalışırım. sakin olayım ki onunla karşı karşıya geldiğimde düzgün konuşabileyim. böylelikle onu konuşmamla etkileyebilirim.
-tamam git. seni engelleyemem.

ahmet böylece okula semra hocanın yanına gitti. onunla konuşmak ve tüm derdini ona anlatacaktı. bu sayede notunu yükseltebilirdi. kapısını çaldı.

-hocam merhaba girebilir miyim?
-merhaba ahmet gir evladım. gel otur şöyle.
-hocam sonuçları gördüm de şimdi.
-tebrik ederim ahmet çok iyi bir not aldın.
-yetmiyor ki hocam a- . bana a lazımdı. kendimi a’ya endekslemiştim. bütün her şeyim a’ya bağlıydı hocam.
-Öyle diyorsun da yaptığın hataları görünce sen de hak vereceksin.
-hatalar mı?
-evet hatalar. dur şimdi kağıdını çıkartayım da göstereyim. hatta göreceksin ki a- bile sana fazla. dönem içindeki başarılı vizelerin ve kanaatimle notun a- oldu.
-hocam kağıdımı görmek için öğrenci işlerine dilekçe yazmam gerekmiyor mu?
-benim dilekçeleri takmadığımı biliyorsun ahmet. ben öğrencilerle arama kimse girmesin istemem. buna öğrenci işleri ve onların kağıtları dahil. tamam belki o kağıtları bizim fakülte onaylıyor ama sonuçta uzun bir süreçten geçiyor ve zaman kaybediyoruz buna tahammül edemem. bir iş yapacaksan hemen yapacaksın araya aracı sokmayacaksın. bir iş ne kadar uzarsa sonucu da o kadar kötü olur. anladın dimi öğrencim direk bana açılmalı. bana açılabildiği müddetçe gözümde değerlidir. bu öğrencinin bana güvendiğini ortaya koyar. o zamanda ben öğrenciye her türlü yardımı yaparım. diğer türlü beni sırtımdan vurmuş gibi gelir bana. o zamanda ona yardım etmem için bir sebep yoktur. anlatabiliyor muyum?
-anladım hocam. Şimdi izin verirseniz size neden bana lazım olduğunu anlatayım.
-anlatırsın fakat önce kağıdını göstereyim sonra da uzun uzun tartışalım. heh kağıdını da buldum. İşte hatan burası…

hata dördüncü sorudaydı yani kırk puanlık soru. hoca oradaki hatalarını gösterdi. semra hoca doğruları göstermek için kendi cevap kağıdını çıkardı. ahmet kağıda baktığında semra hanıma hak verdi. gerçekten de a’yı hak etmiyordu. a- bile bu salak kağıda fazlaydı.Çok garip hatalar yapmıştı. dördüncü sorunun cevabına iyice baktı. hatalarını anlamak için derinlemesine baktı. o sırada içinden bir ses “ezberle onu” dedi. Önce anlam veremedi ve kağıdı incelemeye ve semra öğretmeni dinlemeye devam etti. İçindeki ses gene “ezberle onu” dedi. ezberlemedi bir daha dedi gene yapmadı. en son değişte artık ezberlemeye karar verdi. bu gizemli sesin etkisiyle ezberlemeye başladı. nedensizce ezberliyordu cevabı. semra hanım konuşuyor o dinlemiyordu sadece ezberliyordu. hiç işine yaramayacaktı bu biliyordu ama gene de ezberliyordu. en ufak virgülüne kadar ezberledi hatta cevap kağıdı üzerindeki küçük notları dahi ezberledi ne olur ne olmaz diye. boş verdi her şeyi.

-anladın mı ahmet? İşte bu yüzden notunu da yükseltip a- yaptım.
-Çok iyi anladım hocam. gerçekten de a’yı hak etmiyormuşum. İyi günler dilerim.

Çok değişik bir deneyim geçirmişti. nedensiz yere içindeki sesi dinleyip cevabı ezberlemişti. sanki aynı sınavı bir daha tekrar olacaktı. olamazdı ki bu imkansızdı. nasıl olsundu aklı almıyordu. kafası karmakarışık olmuştu. eve gidince sonuçların gene açıklanmadığını söyledi. yorgun olduğunu odasına gideceğini de ekledi. odasına gidip televizyonu açtı. film falan izlerse kendisine gelebileceğini düşündü. bu sırada aklına a- geldi. Çift anadal yapamayacağının habercisi , yeniden psikolojik sorunlar yaşayacağının habercisi , ailesini çok üzeceğinin habercisi , sevgilisinden ayrılacağının habercisi ve belki de kendi arabası olacağı bir arabayı başkasına almak zorunda olmasının habercisi. sadece 1 not yüksek alsa a alsa bunlar olmayacaktı. ufak bir not felaketi olmuştu. a- her şeyin yıkıldığı anın habercisi. Üzüldü durmadan. en sonunda da ağladı. Çok uzun süre ağladı. ne kadar ağladı kendi bile bilmiyordu. ne olduysa o an oldu. televizyonun sesi kesildiğini o an fark etti. ağlamaklı gözlerle televizyona baktı görüntü de donmuştu bunun üzerine belki düzelir diye bir tane televizyona geçirdi. sanki tüm hıncını ondan alırcasına. düzelmedi görüntü. dikkat edince etrafın garip bir şekilde sessiz olduğunu da fark etti. evin salonundan dışarıdan hiçbir yerden ses gelmiyordu. kafesteki kuşundan bile ses çıkmıyordu. Önce kafesteki kuşuna baktı. havada asılı duruyordu. hiçbir şeyin desteğini almaksızın havada asılıydı. ahmet o an kısa süreli bir şok geçirdi. hemen annesi ve babasının yanına koştu olanları anlatmalıydı. salona geçince anne ve babasının da garip bir şekilde hareketsiz durduklarını gördü. hemen camdan dışarı baktı. her şey donmuştu. Çok garip bir şekilde duruyorlardı. birden her şey tekrar hareket etti fakat ahmet’in düşündüğünün tersine. her şey tersine hareket etmeye başlamıştı. gözüne yaşadıkları geldi. bütün yaşadıklarını geri geri hareketle yaşıyordu. elinde olmadan yapıyordu bunları. geri geri evden çıktı okula gerilemesine girdi .hocasıyla garip bir lisanda(ki ters türkçe idi bu) konuştu. bundan sonra her şey daha da hızlandı. ahmet artık görüntüleri seçemiyor ve hareketlerini anlayamıyordu. bir anda kendini bir sınıfta buldu. bu sınıf kendi sınıfıydı hatta sınav zamanıydı.

-millet semra hoca geliyor. hepiniz yerlerinize geçi ve kopyaları saklayın.
-ulan rıza yanıma geç ve kopya ver bana. kalacağım oğlum.
-var ya bu semra hoca’da çok gıcık biri. nasıl kopya çekeceğiz bilemiyorum yani. her tarafı gözetliyor.
-beyler bayanlar bana kopya verip geçmemi sağlayana bir tane öğlen yemeği bedava…

sözlerini duyunca önce irkildi. gerçekten de sınav günü ve zamanıydı. bir şekilde zamanda yolculuk yapmıştı. kulağında gene bir ses duydu.

-bu sana verilen ilk ve tek şans. İyi değerlendir. dönüşün yok.

cevabı ezberle diyen içindeki sesin sesiydi bu. kimdi acaba bu? bir insan mı? dünya dışı bir varlık mı? doğa üstü güçleri olan biri mi? cevap veremiyordu. neden kendisine yardım ediliyordu. bunları daha sonra değerlendirmeye karar verdi. bu bir şanstı ve gerçektende iyi değerlendirmeliydi. sınav sorularını aldıktan sonra cevaplandırmaya başladı. Önce ilk üç soruyu bildiği gibi dördüncü soruyu da ezberlediği gibi yaptı. sınav bitiminde çok mutluydu. başarmıştı işte çift anadal yapacaktı. beş gün sonra sınav sonuçlarını öğrenmeye gitti. nasılsa ilk dört gün açıklanmayacaktı ne diye okula gidip kendisini yoracaktı. okula geldiğinde panoya baktı. tahmin ettiği gibi (ve bildiği gibi) sonuçlar açıklanmıştı. notlara bakanları yararak sonucuna bakmaya gitti.

-ahmet sen ne yaptın böyle?
-evet ahmet bu nasıl bir sonuçtur böyle? nedir bu?
-ahmet senden hiç beklemezdik bunu.
-ne oluyor çocuklar teker teker konuşun.
-panoya bak ahmet.

panoya baktı ve önce şaşırdı ve şok geçirdi. İnanılmazdı ama doğruydu. resmen f almıştı. nasıl olurdu bu? her şeyi ile cevaplamıştı. en ufak noktasına kadar yapmıştı. f çok garipti be. bir koşu semra hoca’nın yanına gitti.

-hocam merhaba girebilir miyim?
-merhaba ahmet girebilirsin. zaten ben de seni arıyordum.
-hocam neden f?
-bunu sende biliyorsun ahmet. hatta üzülerek söylüyorum ki kopya çekmek çok büyük bir disiplin suçudur. bazı durumlarda okuldan atılmaya bile neden olabilir ahmet.
-ne kopyası hocam? kopya falan çekmedim ben.
-sus ahmet ancak ben konuş diyince konuş. Şimdi sana senin sınav kağıdınla benim cevap kağıdımı göstereceğim. heh işte buldum. bak dördüncü soruya? görüyor musun? noktalama işaretlerine kadar aynısı. belki bunu kabul edebilirim , buna bir tesadüf diyebilirim. esas sorun benim notlarımdan yazılmış olması. bak burada , burada ve işte şurada. tamamen aynısı. hatta yaptığım ufak tefek hataları dahi yapmışsın. Üstelik ben bu cevap kağıdına neredeyse tüm notları dün ekledim. İnanılmaz bir şekilde her şey aynı görüyor musun? sorarım sana nasıl bir kopyadır bu? aslında kopya nazik bir kavram bunun için. bir de bunlara göre senin bu gece okula girip odamda notlarımı da karıştırdığını da gösteriyor. İlginçtir ki odamda hiçbir karışıklık yok yani yerini biliyordun ahmet. bu da ayrı bir soru işareti. nasıl biliyordun yerini bilmiyorum ahmet ama biliyordun. okulun tüm dış kapıları otomatik kilitleniyor , bütün içerideki kapılar da sahipleri tarafından kilitlenmekte her tarafta da kamera var ve senin görüntün yok ahmet. Çünkü biliyorsun ki benim odamda kamera yok. duvarları tıranıp geldiğin belli. ya da başka bir şekilde içeri geldin. bilemem. gördüğün gibi suçun sadece kopya değil. İzinsiz şekilde bir mülke de girdin ki bu bir okul hatta üniversite. benim de notlarımı aynen başka bir yere yazdın ya da başka bir şey yaptın bilemiyorum. o kadar kusursuz bir iş yapmışsın ki hiçbir ipucu bulamadık sadece bu kağıt her şeyi ortaya koyuyor. Çok kusursuz bir plan. planın neydi bilmiyorum ama kusursuzdu ama neden hepsini yazdın sormak lazım fakat sormuyorum. sadece zekana hayran kaldım. keşke bu zekanı sınavda da gösterebilseydin.
-hocam izin verseniz?
-hayır veremem. okulun disiplin kurallarına aykırı gelip en büyük suçu işledin. bunlar
1-kopya
2-İzinsiz olarak okul kapalıyken okula girmek
3-bir öğretmenin odasına izinsiz girmek ve özel eşyalarını karıştırmak.
4-sınav sorularının cevaplarını çalmak.
bu suçlarının da cezası okuldan atılmak. uzun süre düşündüm ve vicdanıma engel olamayarak seni disipline verdim bugün. yani sınav kağıtlarının hepsine baktıktan yarım saat sonra. tüm kağıtları bugün okumam senin için iyi olmadı ahmet. keşke dün ya da evvelki gün okusaydım da sana orta halli bir not verseydim yani gerçek kağıdına.
-hocam nasıl disipline verirsiniz.
-kolay oldu. biliyorsun zaten disiplin kurulu başkanıyım. bu da cevabın en kısa sürede geleceğini gösterir. Önyargılı olmamak için kurula ben gitmedim. kurulun diğer üyelerine senin kağıdı ve olası kanıtlarımı sundum. sonucu da en kısa sürede vermelerini istedim.
-ya savunmam? kendimi savunmam gerekmez mi?
-kanıtlar gerekmediğini söylüyor. İşte kapı da çaldı. girin.
-hocam merhaba. ahmet sarı adlı öğrencinin disiplin cezasının belgeleri. sonuçlar içinde yazıyor.
-teşekkür ederim tufan sağol.
-İşimiz efendim. ben odama gidiyorum var mı bir isteğiniz hocam?
-yok sağolasın iyi günler.
-İyi günler.
-zarfı açalım bakalım ne yazıyor. hmm bla bla bla… Üzgünüm ahmet bir daha görüşemeyeceğiz. bir de sen bak.

ahmet zarftan çıkan kağıdı belki on defa okudu. bir şey demeden kağıdı verdi ve kapıya doğru yöneldi. okuldan atılmıştı hem de yapmadığı bir şey yüzünden yani kopyadan ve diğerlerinden. aslında doğru tüm cevabı okumuştu ama hocanın yanında ve sınavdan önce yani zamanda yolculuk yapmadan evvel.fakat bunu semra hocaya açıklayamazdı ki. nasıl inandıracaktı onu. “hocam zamanda yolculuk yaptım” mı diyecekti? ne diyecekti? hiçbir şey. ailesine de inandıramayacaktı kopya çekmediğini , kız arkadaşına da kimseye. herkese rezil olacaktı. ne diye her kelimeyi ezberlemişti ki? İçindeki sese neden bu kadar önem vermişti ki? tamam cevap ezberlenirdi de asıl neden her şeyini ezberlemişti. ne diye oradaki notları dahi ezberlemişti. kafasında o kadar çok soru vardı ki. zamanda yolcuktan önce sınıf birincisiydi fakat çift anadal yapamamıştı pek çok şey kaybetmişti ama en azından sınıf birincisi olmuştu. ne zamanki ona o garip mesaj geldi çift anadal uğruna o şeye uydu o zaman sınıf birinciliğini , şahsiyetini ve daha pek çok şeyini daha kaybetmişti. Üstüne üstlük okuldan da atılmıştı. bir şans verildi ve batırdı. bir iş en güzel bu şekilde batırılırdı. ezbermiş pöh… bir daha ezber yapmayacaktı. o sırada bir şeyi fark etti. hala hocanın odasından çıkmadığını. nedense kitlenip kalmıştı. semra hocanın sesini duydu.

-ahmet ne oldu oğlum? İki dakikadır hareketsizsin. bir şeyin yok ya?
-okuldan atılan biri nasıl olabilir ki hocam? ama gene de iyiyim. neden bilmiyorum ama iyiyim.
-bana son kez demek istediğin bir şey var mı?

hocasına son bir cümle söyledi. belki hocası anlamayacaktı ama bu onu düşüncelere sokacaktı.

-ezberci eğitim bu olsa gerek hocam

Bir Ağustos Gecesi

bir ağustos gecesiydi. tertip köyünde herkes kendisini sabah erken kalkmaya ayarladığı için erkenden uyumuşlardı. dışarısı garip bir şekilde sessizdi. sanki birdenbire çıkacak bir gürültünün habercisi gibi. sadece hamza ağa’nın oğlu ahmet uyanıktı. ferhat bey’in kızı Şermin’e olan aşkı onu bu gecede uyutmamıştı. onu görebilmek için gene evinden çıkmış onların evine doğru yola koyulmuştu. belki Şermin uyumamıştır diye düşünüyordu. Çünkü ona bu gece görüşeceğine söz vermişti. hem uyanmamışsa camına bir iki ufak taş atıp uyandırırdı onu. bu yüzden fazla endişelenmiyordu. onu endişelendiren onu görememek idi. bunu düşünmek bile acı veriyordu ona. hemen kafasından bu düşünceleri attı. haydar emmi’nin ahırının önünden geçerken içeriden hayvanların gürültüsünü duydu. deli gibi tepiniyorlardı. acaba içeri bir yırtıcı hayvan mı girdi diye kontrol etmeye giderken bir köpeğin ulumasıyla irkildi. ahh deli gibi uluyordu mahlukat. belki susar diye biraz bekledi ama hayvanın susacağı yoktu. aksine bu karabaşa birkaç tanesi daha eşlik etmeye başlamıştı. ortalığı velveleye veriyordu bu hayvanlar. Üstüne üstlük millet de bu gürültülerden dolayı uyanmaya başlamıştı. bu durum ahmet’e eve geri dönme isteğini uyandırdı. babası her an bu gürültüden kalkabilir ve kendisini evde göremeyince de küplere binerdi. gerisin geri eve doğru yola koyuldu. yıldızlara baktığında hepsinin bütün gecelerden de parlak olduklarını gördü. “ne kadar da güzel” dedi. ardından başı dönmeye başladı. ya da o öyle sanıyordu. Çünkü yere düştüğü halde her taraf sallanıyordu. ardından bir gürültü duydu. sonra da etrafı aydınlatan bir ışık gördü. gün gibi aydınlamıştı birden etraf. İnsanların çığlıklarını duyunca aklı başına geldi. deprem oluyordu. hem de çok feci oluyordu. evlerin çoğusu harçsız ve sadece taşlardan yapılınca ahmet’in gözü önünde yıkılmaya başlamışlardı. gözlerine inanamıyordu. bütün hayatının geçtiği tertip köyü gözlerinin önünde yokoluyordu. ayağa kalkmaya çalıştı. hemen eve gitmeliydi. evini uzaktan görebiliyordu. bir gayretle eve koşmayı denedi ama iki adım atamadan düştü. ne yazık ki evinin yıkılışını gördü. evin yıkılışıyla o da yıkıldı. bu sırada gürültü ve ışıkta azalıyordu. deprem hızını kaybetmişti. yavaşladı , yavaşladı ve durdu. ahmet hemen eve doğru koştu tekrar. evin yıkıntılarına geldiğinde gözyaşlarından bir şey göremiyordu. hıçkıra hıçkıra taşları kaldırıyor ve ailesini arıyordu. daha sonra omzuna dokunan elle irkildi. kim olduğuna bakmak için döndü. ağlaması iyice şiddetlendi bu sefer. karşısındaki babasıydı. bu sefer de sevinçten ağlıyordu. az ileride de annesini görünce bu sefer de ona gidip sarıldı. İkisi de gürültülerden uyanınca onun evde olmadığını fark etmişler ve onu aramaya çıkmışlar. o sırada da deprem olunca kurtulmuşlardı. ahmet bunları öğrenince evden gizli kaçmasının ilk defa bir işe yaradığını düşünüp az da olsa sevindi. fakat birden Şermin’i hatırladı. gitmeliydi. ya ona bir şey olduysa. anne babasına bir arkadaşına bakması gerektiğini söyleyerek hemen uzaklaştı orada. anne ve babası Şermin’in ailesini sevmiyorlardı. o yüzden de ahmet gizli gizli onunla buluşuyordu. sevmedikleri kız yüzünden ölümden kurtulduklarını bilseler kim bilir neler olurdu. ahmet bunları fazla düşünmeden sadece koşmaya devam etti. doğruca Şermin’in evine doğru gidiyordu. yıkılan evlerden gelen yardım sesleri ve yıkıntıların arasından yardım istemek için çıkan eller onun dikkatini çekmemişe benziyor ve sadece koşuyordu. birden ayağı bir şeye takıldı ve kendisini yerde buldu. yüzü koyun düşmüştü. bu sırada bir şeyi fark etti. Önünde duran dev yarığın. Şermin’in evinin tam olduğu yerdeki dev yarık ahmet’e bu gece yaşadığı sayısız şoktan birisi gibiydi. ev ortada yoktu. yarık hepsini yutmuştu evin. “Şermin” diye defalarca bağırdı. belki depremden kurtulmuştur diye. ses gelmedi , o da bir daha bağırdı. tekrar ağlamaya başladı. lanet olasıca fay hattı tam da buradan mı geçmeliydi diye deli gibi bağırıyordu. manyak gibi tepiniyor eline geçen her şeyi sağa sola fırlatıp güya sinirini boşaltıyordu. ardından bir ses duydu gibi geldi. bekledi ve iyice kulak kabarttı. evet bir ses vardı ama çok az duyuluyordu. Çevredeki deprem telaşı gürültüsü bu sesi iyice örtüyordu. sesin geldiği yeri anlamak çok zordu. ama sanki yarıktan geliyormuş gibiydi ses. ama bu imkansızdı. oraya düşüpte nasıl sağ kurtulabilirdi ki? depremden dolayı oluşan bu yarık devamlı surette açılıp kapanarak zaten içine ne düştüyse tuz buz etmiyor muydu? lakin ses gerçekten de oradan geliyordu. yarıktan aşağıya bakınca bir şey göremedi. az ilerledi oradan da bir şeyler göremedi. ama ses daha da belirmişti. biraz daha ilerleyince görüntüyü gördü. Şermin aşağıdaydı. bir kaya parçasının üzerindeydi. Şaşırıcı bir şeydi ama gerçekten de şaşırtıcı idi. nasıl olmuşsa orada kalmıştı. İşin ilginci sadece 2 metre kadar derinlikteydi. Şermin’i capcanlı görünce sevinçten ne yapacağını şaşırdı. Şermin’in yardım almak için uzattığı eli ancak fark etti. hemen o da elini uzattı aşağı doğru. onu sıkıca kavradı ve yukarı çekti. İkisi de nefes nefese yere uzandılar. Şermin’de bir şey gözükmüyordu. hafif sıyrklarla kurtulmuş gibiydi. ahmet nasıl olupta o yarıktan sağ çıkığını sordu. “sadece depremden sonra düştüm” dedi. bu onun sağ kurtulmasını açıklıyordu. İkisi de yorgun ikisi de haraptı. bir anda yardım isteyenlerin çığlıklarını fark ettiler ve kendilerinden utanırcasına onlara yardım etmeye gittiler. ahmet yolda giderken Şermin’İn ailesini kaybetmenin acısıyla ağladığını görebiliyordu. kısık sesli de olsa kendi kendisine konuşuyordu Şermin “sizi şimdiden özledim” diye. ahmet iyice hüzünlendi ama belli etmedi. en azından başkalarını kurtabilirlerdi. Öyle de yaptılar

Reklamlar

    Sohbet Odaları

  • Chat
  • Sohbet
  • Muhabbet

Son Yorumlar

Dostlar


Etiketler


Meta