• Güney Afrika Cumhuriyeti Afrika Kıtası’nın en güneyinde yer alıyormuş. Burada altın madeni yatakları varmış. Dünya altınının büyük kısmı buradan çıkıyormuş. Burada çıkan altın kiloyla değil, tonla hesap edilirmiş. Başkent Johannesburg ile güney batıda Welkom şehirleri arasında pek çok altın madeni varmış. Bu madenlerden birinde yüz elli işçi çalışıyormuş. Yüz kırk dokuzu zenci, biri beyaz. Zenciler madenin çıkışında hırsızlık olmasın diye elbise değiştirip evlerine giderlermiş. Yılardır hiçbir zenci bir gram altın çalmamış, çünkü arama var. O bir beyaz depolardan çıkışta külçe altın saklarmış elbisesine, bilezik, yüzük doldururmuş ceplerine nedense çıkıştaki bekçiler beyaz, şef beyaz, müdür beyaz; o beyaz işçiyi hiç aramazlarmış. Müdür her ay sonu eksik altının, bileziğin parasını zenci işçilerin maaşından kesermiş.

    Zenciler durumu defalarca şefe, müdüre söylemişler. Ama onlar oralı değil, biz gerekli önlemi alırız deyip başlarından savarlarmış. Cesur bir zenci işçi akşamüstü çıkışta tutmuş beyaz adamı ve ceplerinden tam on tane bilezik çıkarmış. Bekçilere göstermiş ve hırsızı yakalayın demiş. İki bekçiden biri beş bileziği, diğeri öteki beş bileziği alıp ceplerine koymuşlar. Hırsız işçiye yala avucunu demişler, o da yalamış ve evine gitmiş. Ertesi gün yine çalışmaya madene gitmiş. Ne soruşturma ne bir şey. Cesur zenci de kovulmamış, ertesi gün işbaşı yapmış.

  • Ben 15 yaşında çevresi tarafından çok güzel görülen Gaziantep de yaşayan zengin bir ailenin kızıyım. Bundan yaklaşık 1 ay önce yazılılarımıza kısa süreliğine ara verildiği zamanda okuldan çok sıkılmıştık çıktığım çocukla kaçmaya karar verdik ben ve sevgilim Gaziantep Özel Erdem Kolejine gidiyoruz orada bizim bir kaçış yerimiz var tam oradan kaçarken okulun en sert en pis en sevilmeyen Matematik hocamız bizi gördü hemen yanına çağırdı sevgilim Cenk in eline sopa ile vurdu tam benimkine de vuracakken Cenk aşkım benim yaa öğretmene dediki hocam Ayşegül ün yerine bana vurun dedi ayy o zaman ona . bir sarılasım geldiki anlatamam neyse hocamız benim yerime ona vurdu biraz eli acıdı ama daha sonra acısı geçti ama biz uslanmadık ne zaman boş vaktimiz olsa kaçıyoruz ohhhhhhhhhh …

  • Bi gun bi motor uzerinde iki sevgili gidiyomuşş erkek motoru hızlı bir şşekilde suruyomuşş kız:’motoru cok hızlı kullanıyosun biraz yavaşşla lutfen korkuyorum! demişş. erkek: ‘beni sevdiğini soyle.’ demişş. kız : ‘seni cok seviyorum.’diye haykırmışş. erkek: ‘başşımdaki kaskı al ve kafana gecir.’ demişş. kız bunu yapmışş ve ilerdeki duvara carpmışşlar kız hayatta kalmışş erkek olmuşş. gazetelerde buyuk bir motor kazası adlı manşşet haber yazıyomuşş.iceriğinde ise: Motorun frenleri tutmuyomuşş erkek bunu fark etmişş ama kıza soylememişş onun sevdiğini duyduktan sonra kız icin kendi canını feda etmişş.
     

  • Hikaye : sevmeyen – sevilmeyen kız

    ben, erkek arkadaşımla arkadaşlarım vasıtasıyla tanışmıştım,aslında tam istediğim gibi bir insandı.arkadaşlarla her gittiğim yere o da geliyordu, mevkiside vardı, bu ilşkiye ben sevmeden istemeden başladım,ilk iki hafta iiyi güzeldi o çalışıyordu akşamdan akşama görüyoduk birbirimizi baen hiç görüşmüyoduk , görüştüğümüzdede hep yanımızda arkadaşlar oluyordu,ben bu ilşkiyi akadaşlarının yanında değil tek başımıza yaşamak istiyodum,onu tanımak, inanmak,güvenmek istiyodum ama olmadı soğudum,çok iyi bir insandı kimsyi incitmeyen bir insan ama olmayınca olmuyor işte,bende onu istemediğimi anladım ama ayrılmak isteyen ben olmak istemedim onun benden ayrılmasını sağladım ve ayrıldık ama ondan sonra onun gibiisni bulamadım o yüzden ben gerçek aşkın var olduğuna inamıyorum gerçek mutluluk gerçek aşk bence karşılıklı güven ve saygı içinde olur size dğer verene sizde değer o zaman gerçekten mutlu olacaksınız;ona dönmek istiyorum ama dönemiyorum, siz siz olun size değer verenin kıymetini bilin yaşadığınız günlerin kıymetini bilin

  • bir cocugun manevi deyeri

    birgün mustafa babasını gormek ıcın antalydan istanbula gelır ama bu hıcte ıyı bı karsılasma olmaz mustafa babasını evde ararken babası bır meyhane kosesınde sızıp kalmıstır ogun mustafa babasını beklemektedır ama bu bekleyisi fazla surmektedır
    ancak mustafanın annesı cok ıyı bırıdır mustafa ogun babasını goremeden uyumstur sabah kalktında ıse babası halen gelmıstır annesı mustafaya şöyle
    der . mustafa olum gel yemeke nedne yemıyosun dundne berı bogazından bı lokma gecmedı mustafa ıse boyle der anne babam oncelerı cok ıyı bırıydı ne olduda böyle deyişti? mustafanın annesi derki olum bunlar hayatın anlamı eyer hayata bu tur kotulukler olmasaydı ıste ozmaan mutluluklarında hıc bı anlamı kalmazdı
    derken mustafanın babası gelır ve yanında bı tane kadın mustafanın annesı babasına sorar neden bole yaptın bunumu hak ettım mustafanın babası ıse senı ılgılendırme gıt bıze yemek getır dıye bagırır
    annesı gıder ve donmez bı muddet sonra mustafa mutfaka annesıne bakmaya gıtınde annesı coktan can vermıs bı durumda tavanda salanıyo ama mustafa hıc babasına nhaber vermeden ortalardan yok oluyo bu sefere babası mustafaya bakmaya gıdıyor ancak gıtıyınde mustafa ortalaröda yok ama annesı
    tavanda salanıo cunku annesı kendını asmıs
    mustafaya babası seslenıyor ama bosuna mustafa coktan gıtmıs babası mutafayı oncelerı hıc aramıyo
    ama sonradan pısman oluyo o eve getırdı hayat kadınıda mustafayı terk edınce
    babası tam bır caresızlık durumuna dusuyor mustafanın babası mutafayı ararken bıriylen karsılasıyor
    o adam ona soyle dıyor olum aradını bulmasın mustafanın babası soruyor neden dıye
    adam cevap verıyo dıyo cunku gec kaldın aramaktan o adam ıste o an anlıyokı mustafaya cok haksızk ettıyını neyse bırgun babası mmeyhanede kavgaya karısıyor
    mustafanın babası adama saldırıyor o an devrıye gorevını yapan poılıs ekıplerı ola yerıne geldınde ıse mustafanın babası bıcagı cekmıs duruma
    karakola goturulmek uzere araclara bındırılıyoar goturuldu karakolda ıse komıser sorgu ıcın odaya cagırdında mustafanıun babası ıcerı gırıyor ve bıde bakıyokı olu mustfa komıser olmus ıste o an anlıyokı hayat su gıbı akıp gıdıyo mustafa babasını ılk gordunde sok gecırıyo ama sonra aff edıyo mutlu bır sekılde barısıyolar babsıda tovbe edıyo ıcgıden sonra annesının merzarına gıdıyolar ve bu olayda bolece tatlıya baglanıyo
    sauygılarımla yazar sezer tunç

  • Üç Ok, Boz Ok bir araya gelse Kazan evini yağmalatırdı. Kazan tekrar evini yağmalattı. Amma Dış Oğuz beraber bulunmadı. Sadece İç Oğuz yağmaladı. Ne zaman Kazan evini yağmalatsa helallisinin elini tutar, dışarı çıkardı, ondan sonra yağma ederlerdi. Dış Oğuz beylerinden Aruz, Emen ve diğer beyler bunu işittiler, dediler ki bak bak, şimdiye kadar Kazan’ın evini beraber yağma ederdik, şimdi niçin beraber olmayalım dediler. Söz birliği ile bütün Dış Oğuz beyleri Kazan’a gelmediler, düşmanlık eylediler. Kılbaş derler bir kişi var idi.

    Kazan der: Bre Kılbaş bu Dış Oğuz beyleri daima beraber gelirlerdi, şimdi niçin gelmediler dedi. Kılbaş der: Bilmez misin niçin gelmediler. Evini yağmalattığın zaman Dış Oğuz beraber bulunmadı, sebep odur dedi. Kazan der: Düşmanlık beslediler Öyle mi dedi. Kılbaş der: Hanım ben varayım, onların dostluğunu düşmanlığını öğreneyim dedi. Kazan der: Sen bilirsin, var dedi.

    Kılbaş bir kaç adamla ata binip Kazan’ın dayısı Aruz’un evine geldi. Aruz da altın gölgeliğini dikmişti, oğlanlarıyla oturmuştu. Kılbaş gelip Aruz’a selam verdi. Der: Kazan darda kaldı, mutlaka dayım Aruz bana gelsin dedi. kara başım bunaldı, üzerime düşman geldi, develerimi bağırttılar, kara koçta cins atlarımı kişnettiler, kaza benzer kızımız gelinimiz darda kaldı, benim kara başıma gör neler geldi, dayım Aruz gelsin dedi. Aruz der: Bre Kılbaş o vakit ki Üç Ok, Boz Ok bir araya gelse o vakit Kazan evini yağmalatırdı, suçumuz neydi ki yağmada beraber olmadık dedi. Daima Kazan’ın başına sıkıntılar gelsin, dayısı Aruz’u daim ana dursun, biz Kazan’a düşmanız belli bilsin dedi. Kılbaş burada söylemiş, görelim hanım ne söylemiş :

    Der:

    Bre kavat
    Kalkıp Kazan Han yerinden doğrulu verdi
    Ala Dağda çadırını otağını dikti
    Üç yüz altmış altı alp erenler yanına toplandı
    Yemek içmek arasında beyler seni andı
    Üstümüze düşman falan gelmedi
    Ben senin dostluğunu düşmanlığını denemeğe geldim
    Kazana düşman imişsin bildim

    dedi. Kalkıp hoşça kol diyip gitti.

    Aruz müteessir oldu. Dış Oğuz beylerine adam gönderdi: Emen gelsin. Alp Rüstem gelsin, Dönebilmez Dülek Evren gelsin, geri kalan beyler hep gelsin dedi. Dış Oğuz beyleri hep toplandı. Alaca büyük otağlarını düzlüğe dikti. Attan aygır, deveden erkek deve, koyundan koç kestirdi. Dış Oğuz beylerini ağırlayıp ziyafet verdi. Der: Beyler ben sizi niye çağırdım biliyor musunuz? Dediler: Bilmiyoruz. Aruz der: Kazan bize Kırbaş’ ı göndermiş, elim günüm yağmalandı, kara başım bunaldı, dayım Aruz bana gelsin demiş. Emen der: Ya sen ne cevap verdin? Aruz der ki: Kılbaş’a dedim ki ne zaman ki Kazan evini yağmalatırdı. Dış Oğuz beyleri beraber yağmalardı beyler gelir Kazan’ı selamlar giderdi, şimdi suçumuz ne oldu ki beraber bulunmadık, bre kavat biz Kazan’a düşmanız dedim.

    Emen der: İyi demişsin. Aruz der: Beyler ya siz ne dersiniz Beyler der: Ne diyelim, mademki sen Kazan‘a düşman oldun, biz de düşmanız dediler. Aruz ortaya Kur’an getirdi, hep beyler el basıp and içtiler, senin dostuna dost ve düşmanına düşmanız dediler. Aruz bütün beylere kaftan verdi. Döndü der: Beyler Beyrek bizden kız almıştır, güveyimizdir, amma Kazan’ın inançlısıdır, gelsin bizi Kazan ile banştırsın, diyelim getirelim, bize itaatkar olursa ne ala, olmazsa ben sakalını tutayım siz kılıç üşüştürün parçalayın, aradan Beyreği kaldıralım, ondan sonra Kazan ile işimiz hayır ola dedi. Beyreğe mektup gönderdiler.

    Beyrek odasında yiğitleri ile yiyip içiyordu. Aruzdan adam geldi, selam verdi. Beyrek selam aldı. Dedi: Hanım, Aruz size selam ediyor, kerem etsin Beyrek gelsin bizi Kazan ile barıştırsın diyor. Beyrek pekala dedi. Atını çektiler, bindi. Kırk yiğitle Aruz’un evine geldi. Dış Oğuz beyleri otururken girip selam verdi. Beyreğe Aruz der: Biliyor musun seni niye çağırdık? Beyrek der: Niye çağırdınız? Aruz der: Hep şu oturan beyler Kazan’a asi olduk, and içtik. Kur’an getirdiler, sen de and iç dediler. Kazan’a ben asi olmam diye and içti, söyledi:

    Der :

    Ben Kazanın nimetini çok yemişim
    Bilmez isem gözüme dursun
    Kara koçta cins atına çok binmişim
    Bilmez isem bana tabut olsun
    Güzel kaftanlarını çok giymişim
    Bilmez isem kefenim olsun
    Alaca büyük otağına çok girmişim
    Bilmez isem bana zindan olsun
    Ben Kazandan dönmem belli bil

    dedi. Aruz öfkelendi, kavrayıp Beyreğin sakalını tuttu. Beyler Seyreğe kıyamadı. Beyrek Aruz’un öfkelendiğini burada bildi. Söylemiş :

    Der:

    Aruz bana bu işi edeceğini bilseydim
    Kara koçta cins atıma binerdim
    Yapısı sağlam demir giyimimi giyerdim
    Kara çelik öz kılıcımı belime bağlardım
    Alın başa sağlam miğferimi geçirirdim
    Kargı dalı altmış tutam mızrağımı elime alırdım
    Ela gözlü beyleri yanıma katardım
    Kavat ben bu işi duysam sana böyle gelir miydim
    Aldatarak er tutmak karı işidir
    Karından mı öğrendin sen bu işi kavat

    dedi. Aruz der: Bre herze merze söyleme, kanına susama, gel and iç dedi. Beyrek der: Vallah ben Kazan uğruna başımı koymuşum, Kazan’dan dönmem, ister yüz parça eyle dedi. Aruz gene öfkelendi. Beyreğin sakalını sımsıkı tuttu. Beylere baktı, gördü kimse gelmiyor. Aruz kara çelik öz kılıcını çekip Beyreğin sağ oyluğunu kesti. Kara kana bulandı Beyreğin başı bunaldı. Beyler hep dağıldı, herkes atlı atına bindi. Beyreği de bindirdiler, ardına adam bindirip kucakladılar. Kaçtılar. Beyreği otağına yetiştirdiler. Cübbesini üzerine Örttüler. Beyrek burada söyledi:

    Der:

    Yiğitlerim yerinizden halkın
    Ak boz atımın kuyruğunu kesin
    Arku Beli Ala Dağdan geceleyin aşın
    Akıntılı güzel suyu delip geçin
    Kazanın divanına koşup varın,
    Ak çıkarıp kara giyin
    Sen sağ ol Beyrek öldü diyin

    Söyleyiniz : Namer Aruz dayından adam geldi. Seyreği istemiş, o da varmış, hep Dış Oğuz beyleri toplanmış, bilmedik, yeme içme arasında Kur’an getirdiler, Kazan’a biz asi olduk and içtik, gel sen de and iç dediler, içmedi ben Kazan’dan dönmem dedi, namert dayın hiddetlendi, beyreği kılıçladı, kara kana bulandı darda kaldı, yarın kıyamet gününde benim elim Kazan Han’ın yakasında olsun benim kanımı Aruz’a koyarsa dedi. Bir daha söylemiş.

    Der:
    Yiğitlerim Aruz oğlu Başat gelmeden
    Elim günüm yağmalanmadan
    Develerde develerimi bağırtmadan
    Kara koçta cins atımı kışnetmeden
    Akça koyunlarım meleşmeden
    Akça yüzlü kızım gelinim ağlaşmadan
    Akça yüzlü güzelimi Aruz oğlu Başat gelip almadan
    Elimi günümü yağmalamadan
    Kazan bana yetişsin
    Benim kanımı Aruza koymasın
    Akça yüzlü sevgilimi oğluna alı versin
    Ahiret hakkını helal etsin
    Beyrek padişahlar padişahı hakka vasıl oldu
    Belli bilsin

    dedi.

    Beyreğin babasına anasına haber oldu. Ak evinin eşiğinde feryat koptu. Kaza benzer kızı gelini ak çıkardı kara giydi. Ak boz otının kuyruğunu kestiler. Kırk elli yiğit kara giyip mavi sorındılar. Kazan Bey’e geldiler. Sarıklarını yere vurdulor, Beyrek diye çok ağladılar. Kazon’ın elini öptüler, sen sağ ol. Beyrek öldü dediler. Namert dayın hile yapmış, çağırarak bizi aldılar, vardık. Dış Oğuz beyleri size asi olmuşlar, bilmedik. Kur’an getirdiler, biz Kazan’a asi olduk, sen de bize itaat et dediler, and içtiler. Beyrek ekmeğini çiğnemedi, onlara itaat etmedi, dayın namert Aruz öfkelendi. Beyreği oturduğu yerde kılıçladı, bir oyluğunu düşürdü, sen sağ ol hanım, Beyrek Hakka vasıl oldu, benim kanımı Aruz’a koymasın dedi. dediler. Kazan bu haberi işitti, mendilini eline alıp hüngür hüngür ağladı, divanda feryat figan kıldı. Hep orada olan beyler ağlaştılar. Kazan vardı odasına girdi, yedi gün divana çıkmadı, ağladı oturdu.

    Beyler toplandı divana geldi. Kazan’ın kardeşi Kara Göne der: Kılbaş var söyle ağam Kazan gelsin çıksın, bir yiğit senin yüzünden aramızdan eksildi, hem vasiyet eylemiş, benim kanımı koymayasın, alasın demiş, varalım düşmanı haklayalım de, dedi Kılbaş der: Sen kardeşisin, sen var dedi. Velhasıl ikisi beraber vardılar. Kazan’ın odasına girdiler. Selam verdiler, sen sağ ol hanım dediler. Bir yiğit aramızdan eksildi, senin yolunda baş verdi, hayatının kanını alalım size ısmarlamış, benim kanımı alsın demiş ağlamakla bir şey mi olur, kalkıp gel yukarı dediler. Kazan der: Uygundur, acele cephaneyi yükletsinler beyler hep binsinler dedi.

    Bütün beyler bindi. Kozan’ın yağız al atını çektiler, bindi. Boru çalındı, davul vuruldu. Gece gündüz demediler, koşturma oldu. Aruz’a ve bütün Dış Oğuz beylerine haber oldu, işte Kazan geldi dediler. Onlar da asker toplayıp boru çaldırıp Kazan’a karşı geldiler. Üç Ok, Boz Ok karşılaştılar.

    Aruz der; Benim İç Oğuz’dan hasmım Kazan olsun Emen der: Benim hasmım Ters Uzamış olsun. Alp Rüstem der: Benim hasmım Ense Koca oğlu Okçu olsun dedi. Her biri bir hasım gözetti.

    Alaylar bağlandı, ordular dizildi, borular çalındı, davullar dövüldü. Aruz Koca meydana at tepti. Kazan’a seslenip bre kavat sen benim hasmımsın, sen gel beri dedi. Kazan kalkan tuttu, mızrağını eline aldı, başının üzerinde çevirdi. Der: Bre kavat namertlikle er öldürmek nasıl olur. ben sana göstereyim dedi. Aruz Kazan’ın üzerine at sürdü. Kazan’ı kılıcladı, zerre kadar kestirmedi öteye geçti. Sıra Kazan’a geldi. Altmış tutam alaca mızrağını koltuğa kıstı. Aruz’a bir mızrak vurdu. Göğsünden şimşek gibi öteye geçti. At üzerinden yere yıktı. Kardeşi Kara Göne’ye işaret etti. başını kes dedi. Kara Göne attan indi, Aruz’un
    başını kesti. Dış Oğuz beyleri bunu görüp hep attan indiler, Kazan’ın ayağına kapandılar,suçlarının affını dilediler, elini öptüler. Kazan suçlarını bağışladı. Seyreğin kanını dayısından aldı. Aruz’un evini talan ettirdi, elini gününü yağmalattı. Yiğit beyler ganimet aldı. Kazan yeşil düzlüğe, güzel çimene çadır diktirdi, otağını kurdu. Dedem Korkut gelip neşeli havalar çaldı. gazi erenlerin başına ne geldiğini söyleyiverdi.

    Hani dediğim bey erenler
    Dünya benim diyenler
    Ecel aldı yer gizledi
    Fani dünya kime kaldı
    Gelimli gidimli dünya
    Son ucu ölümlü dünya

    Akibet, uzun yaşın ucu ölüm, sonu ayrılık.

    Dua edeyim hanım : ölüm vakti geldiğinde arı imandan ayırmasın. Ak sakallı babanın yeri cennet olsun. Ak bürcekli ananın yeri cennet olsun. Kadir Mevla seni namerde muhtaç etmesin. Ak alnında beş kelime dua kıldık, kabul olsun. Amin amin diyenler Tanrı’nın yüzünü görsün. Derlesin toplasın günahınızı Muhammed Mustafa “ya bağışlasın hanım hey!

    Tags: , , , ,

  • OĞUZ zamanında Usun Koca derler bir kişi var idi, ömründe iki oğlu var idi. Büyük oğlunun adı Eğrek idi. Cesur, deli, güzel yiğit idi. Bayındır Han’ın sohbetine ne zaman istese getirdi. Beyler beyi olan Kazan’ın divanında buna hiç kapı baca yoklu. Beyleri çiğneyip Kazan’ın önünde otururdu.

    Kimseye iltifat eylemezdi. Meğer hanım gene bir gün beyleri çiğneyip oturunca. Ters Uzamış derlerdi Oğuz’da bir yiğit var idi, der: Bre Usun Koca oğlu bu oturan beyler her biri oturduğu yeri kılıcı ile, ekmeği ile almıştır, bre sen baş mı kestin kan mı döktün, aç mı doyurdun, çıplak mı donattın dedi. Egrek der: Bre Ters Uzamış baş kesip kan dökmek hüner midir dedi. Der: Evet hünerdir ya! Ters Uzamış’ın sözü Egreğe tesir etti. Kalktı Kazan Bey’den akın diledi. Akın verdi. İlan etti, akıncı toplandı. Üç yüz mızraklı yiğit bunun yanına cem oldu. Meyhanede beş gün yeme içme oldu.

    Ondan sonra Şirögüven kenarından Gökçe Deniz’e kadar olan memleketleri yağmaladı. Sayısız ganimet alındı. Yolu Alınca Kalesine uğramıştı. Kara Tekür orada bir koru yaptırmıştı. Uçanlardan kaz, tavuk, yürüyenlerden geyik, tavşan bu avluya doldurup Oğuz yiğitlerine bunu tuzak yapmıştı. Usun Koca oğlunun yolu bu koruya uğradı. Korunun kapısını ufattılar. Yabanî geyik, kaz, tavuk kestiler, yediler içtiler. Atlarının eyerlerini aldılar, giyimlerini çıkardılar. Meğer Kara Tekür’ün casusu var idi, bunları gördü, gelip der: Bre Oğuz’dan bir bölük atlı geldi, korunun kapısını ufattılar, atlarının eyerlerini alıp giyimlerini çıkardılar, bre ne duruyorsunuz dedi.

    Altı yüz kara elbiseli kafir bunların üzerine saldırdılar. Yiğitleri öldürdüler. Eğreği tuttular. Alınca Kalesinde zindana attılar. Kara kara dağlardan haber aştı, kanlı kanlı sulardan haber geçti, kudretli Oğuz ellerine haber vardı. Usun Koca‘nın ak otağı önünde feryat koptu. Kaza benzer kızı gelini ak çıkarıp kara giydi. Usun Koca oğul oğul diye akça yüzlü anası ile ağlaştılar sızlaştılar. Her kemikli gelişir, kaburgalı büyür. Meğer hanım, Usun Koca’nın küçük oğlu Segrek iyi, cesur, alp, deli yiğit oldu.

    Bir gün yolu bir düğün derneğe uğradı. Kondular, yemek içmek ettiler. Segrek sarhoş oldu. Dışarı ayak yoluna çıktı. Gördü ki öksüz oğlan bir çocukla kavga ediyor. Bre noldunuz diye bir tokat birine, bir tokat birine vurdu. Eski dutun biti, öksüz oğlanın dili acı olur. Biri der: Bre bizim öksüzlüğümüz yetmez mi, bize niye vuruyorsun, hünerin var ise kardeşin Alınca Kalesi’nde esirdir, var onu kurtar dedi. Segrek dedi: Bre kardeşimin adı nedir?

    Dedi: Egrek’tir. şimdi Egreğe Segrek yakışır, kardeşim sağ imiş kaygılanmam, kardeşsiz Oğuz’da durmam, karanlıklı gözümün aydını kardeş diye ağladı.

    İçeri sohbete girdi müsaade istedi, beyler hoşça kalın dedi. Atını çektiler bindi. Koşturdu anasının evine geldi. Alından indi anasının ağzını aradı. Segrek burada söylemiş, görelim hanım ne söylemiş:

    Der:

    Kalkıp ana yerimden doğruldum
    Yelesi kara cins atıma sıçrayıp bindim
    Çapraz yatan Ala Dağ eteğine vardım
    Kudretli Oğuz ellerinde düğün dernek varmış oraya vardım
    Yemek içmek arasında
    Ak boz atlı bir haberci geldi
    Çok zamanmış Egrek derler bir yiğit esirmiş
    Kadir Tanrı yol vermiş çıkıp gelmiş
    Büyük Küçük kalmadı o yiğide karşı gitti
    Ana ben de varayım mı ne dersin

    dedi. Anası burada söylemiş görelim hanım ne söylemiş :

    Der:

    Ağzın için öleyim oğul
    Dilin için öleyim oğul
    Karşı yatan kara dağın
    Yıkılmıştı yüceldi ahir
    Akıntılı güzel suyun
    Çekilmişti çağladı ahir
    Koca ağaçta dal budağın
    Kurumuştu filizlenip yeşerdi ahir
    Kudretli Oğuz beyleri izine varsa sen var
    O yiğide yetiştiğinde
    Ak boz atın üzerindin yere in
    El bağlayıp o yiğide selam ver
    Elini öpüp boynunu kucakla
    Kara dağımın yükseği kardeş de
    Ne duruyorsun oğul hoştur

    dedi. Oğlan anasına söylemiş, görelim ne söylemiş:

    Der:

    Ana ağzın kurusun
    Ana dilin çürüsün
    Benim de kardeşim varmış kaygılansam olmaz
    Kardeşsiz Oğuzda dursam olmaz
    Ana hakkı Tanrı hakkı olmasaydı
    Kara çelik öz kılıcımı çekeydim
    Birdenbire güzel başını keseydim
    Alca kanını yer yüzüne dökeydim
    Ana zalim ana

    dedi. Babası der: Yanlış haberdir oğul, kaçan giden senin ağabeyin değil, başkasıdır, ak sakallı ben babanı ağlatma, ihtiyarcık olmuş ananı sızlatma dedi. Oğlan burada söylemiş :

    Der:

    Üç yüz altmış altı alp ava binse
    Kanlı geyik üzerine kavga kopsa
    Kardeşli yiğitler kalkar kopar olur
    Kardeşsiz zavallı yiğit ensesine yumruk dokunsa
    Ağlayarak dört yanına bakar olur
    Ela gözden acı yaşını döker olur
    Ela gözlü oğlunuzu görünceye kadar
    Bey baba hatun ana esen kalın

    dedi. Baba ana yanlış haberdir, gitme oğul dediler. Oğlan der: Beni yolumdan ayırmayın, ağabeyimin tutulduğu kaleye varmayınca, ağabeyimin ölüsünü dirisini bilmeyince, öldü ise kanını almayınca Oğuz eline gelmem yok dedi.

    Baba ana ağlaşıp Kazan’a adam gönderdiler. Oğlan kardeşini andı gider, bize ne öğüt verirsin dediler. Kazan der: Ayağına at kösteğini vurun dedi. Yavuklusu vardı, acele düğün dernek ettiler. Attan aygır, deveden erkek deve, koyundan koç kestirdiler.

    Oğlanı gelin odasına koydular. Kız île ikisi bir döşeğe çıktılar. Oğlan kılıcını çıkardı kız ile kendi arasına koydu. Kız der: Kılıcını gider yiğit, murat ver murat al, sarılalım dedi. Oğlan der: Bre kavat kızı, ben kılıcıma doğranayım, okuma sancılayım, oğlum doğmasın, doğarsa on yaşına varmasın, ağabeyimin yüzünü görmeyince, ölmüş ise kanını almayınca bu gelin odasına girersem dedi.

     

    Ayağa kalktı. Tavladan bir koç at çıkardı eyerledi. Giyimini giydi. Diz bağı, kol bağı bağladı. Der: Kız sen beni bir yıl bekle, bir yılda gelmezsem iki yıl bekle, iki yılda gelmezsem üç yıl bekle, gelmezsem o vakit benim öldüğümü bilesin, aygır atımı boğazlayıp aşımı ver, gözün kimi tutarsa, gönlün kimi severse ona var dedi. Kız burada söylemiş, görelim hanım ne söylemiş:

     

    Der:

     

    Yiğidim ben seni bir yıl bekleyeyim
    Bir yılda gelmezsen iki yıl bekleyeyim
    İki yılda gelmezsen üç dört yıl bekleyeyim
    Dört yılda gelmezsen beş yıl altı yıl bekleyeyim
    Altı yol ayrımına çadır dikeyim
    Gelenden gidenden haber sorayım
    Hayır haber getirene at elbise vereyim
    Kaftanlar giydireyim
    Şer haber getirenin başını keseyim
    Erkek sineği üzerime kondurmayayım
    Murat ver murat al öyle git yiğidim

     

    dedi. Oğlan der: kavat kızı ağabeyimin başına and içmişim, dönmem yok dedi.

     

    Kız der: Ayağı uğursuz gelin diyeceklerine hayasız gelin desinler, kayın babama, kayınanama söyleyeyim dedi. Söylemiş :

     

    Babamdan daha iyi kayın baba
    Anamdan daha iyi kayın ana
    Develerinin erkeği ürktü gider
    Deveciler önünü kesti döndüremez
    Kara koç aygırın ürktü gider
    At çobanları önünü kesti döndüremez
    Ağıllarının koçları ürktü gider
    Çoban önünü kesti döndüremez
    Ela gözlü oğlun kardeşini andı gider
    Akça yüzlü gelinin döndüremez
    Size malum olsun

     

    dedi. Baba ana ah ettiler. Yerlerinden kalktılar oğul gitme diyerek, gördüler çare olmadı. Elbette o ağabeyimin tutulduğu kaleye varmayınca edemem dedi. Babası anası sür oğul, uğurun açık olsun, sağ esen varıp gelesin geleceğin var ise dediler.

     

     

    Babasının anasının elini öptü, kara koç atına sıçrayıp bindi. Geceyi gündüze kattı, at sürdü. Üç gün geceli gündüzlü at koşturdu. Dereşam’ın kenarından geçti. O kardeşinin tutulduğu koruya geldi. Gördü kî at çobanı kafirler kısrak güdüyorlar. Kılıç çekip altı kafir tepeledi. Davul çalıp kısrakları ürküttü getirip o koruya soktu. Geceyi gündüze katmış, üç gün geceli gündüzlü at koşturmuş yiğit, karanlıklı gözlerini uyku bürümüş yiğit atının yularını bileğine bağladı, yattı uyudu. Meğer kafirin casusu var idi.

     

    Gelip Tekür’e der: Oğuz’dan bir deli yiğit geldi, at çobanlarını öldürdü, kısrakları ürküttü getirip koruya soktu. Tekür der: Silahlı altmış adam seçin, varsınlar, tutup getirsinler dedi. Altmış silahlı adam seçtiler. Vardılar ansızın altmış demir giyimli kafir oğlanın üzerine geldiler. Giyim hışırtısından, at kıpırdamasından. Meğer yiğit aygır binerdi. Hanım at kulağı tetikte olur, çökerek oğlanı uyandırdı. Oğlan gördü ki bir alay atlı geliyor. Sıçradı Adı güzel Muhammed’e salavat getirdi. Atına bindi, kara elbiseli kafire kılıç vurdu, bastı kaleye tıktı. Yine uykusunu yenemeyip yerine varıp yattı uyudu. Gene atının yularını bileğine geçirdi. Kafirler, sağ olanları, kaçarak Tekür’e’ geldiler.

     

    Tekür der: Tu yüz kerre : Altmış kişi bir oğlanı tutamadınız dedi. Bu sefer yüz kafir oğlanın üzerine geldiler. Aygır yine oğlanı uyandırdı. Gördü kafirler saf bağlamış geliyorlar. Oğlan kalktı atına bindi. Adı güzel Muhammed’e salavat getirdi, kafire kılıç çaldı, bastı kaleye tıktı. Atını döndürdü, gene konaklama yerine geldi. Uykusunu yenemedi, tekrar yattı uyudu. Atının yularını yine bileğine geçirdi. Bu sefer at oğlanın bileğinden boşandı kaçtı, Kafirler yine Tekür’e geldiler. Tekür der: Bu defa üç yüz varın dedi.

     

    Kafirler der: Varmayız, kökümüzü keser, hepîmizi öldürür dediler. Tekür der: Ya nasıl eylemek gerek, varın o esir yiğidi çıkarın getirin, tekmeleyenin karnını boynuzlayan yırtar, at verin giyini verin dedi. Geldiler Egreğe dediler: Yiğit sana Tekür himmet eyledi, surda bir deli yiğit yolcunun yola gidenin, çobanın çoluğun ekmeğini alıyor, tut o deliyi oldur, seni bırakı verelim var git dediler. Pekala dedi. Egreği zindandan çıkardılar. Saçını sakalını tıraş ettiler. Bir at, bir kılıç verdiler. Üç yüz kafiri ona arkadaşlığa verdiler. Oğlanın üzerine geldiler. Üç yüz kafir açıkta durdular.

    Egrek der: Gelin varalım dedi, tutalım.

    Kafirler der: Tekür’den buyruk sana oldu, sen var dediler.

    Egrek der: İşte uyuyor, gelin varalım dedi. Kafirler der: Ay ne uyumak, koltuğunun altından bakar, kalkar bize geniş ovayı dar gösterir dediler. Der: Şimdi ben varayım, elini ayağını bağlayayım, sonra siz gelirsiniz dedi. Sıçradı kafirler arasından çıktı. At şurup bu yiğidin üzerine geldi. Atından indi, yularını bir daha iliştirdi. Baktı gördü ki ayın on dördüne benzer bir güzel ela gözlü genç yiğit boncuk boncuk terlemiş uyuyor, gelenden gidenden haberi yok. Dolandı başı ucuna geldi.

    Gördü ki belinde kopuzu var. Çıkarıp eline aldı söylemiş, görelim hanım ne söylemiş:

    Der:

    Kalkıp yerinden doğrulan yiğit
    Yelesi kara cins atına sıçrayıp binen
    Arku Beli Ala Dağdan geceleyin aşan
    Akıntılı güzel suyu delip geçen
    Gurbete gelen yatar mı olur
    Benim gibi pazusundan ak ellerini bağlatarak
    Domuz damında yatar mı olur
    Ak sakallı babasını ak bürçekli anasını
    Ağlatarak sızlatır mı olur
    Niye yatırıyorsun yiğit
    Gafil olma güzel başını kaldır yiğit
    Ela gözünü aç yiğit
    Kadirin verdiği tatlı canını uyku bürümüş yiğit
    Pazusundan kollarını bağlatma
    Ak sakallı babanı ihtiyarcık ananı ağlatma
    Ne yiğitsin kudretli Oğuz dinden gelen yiğit
    Yaradan hakkı için kalkı ver
    Dört yanını kafir sardı belli bil

    dedi. Oğlan sıçradı kalktı. Kılıcının sapına yapıştı ki bunu vursun. Gördü ki elinde kopuz var. Der: Bre kafir Dedem Korkut kopuzu hürmetine çalmadım dedî, eğer elinde kopuz olmasaydı ağabeyimin başı için seni iki parça kılardım dedi. Çekti kopuzu elinden aldı. Oğlan burada söylemiş, görelim hanım ne söylemiş :

    Sabah erken yerimden kalktığım kardeş için
    Ak boz atlar yormuşum kardeş için
    Kalenizde esir var mıdır kafir söyle bana
    Kara başım kurban olsun kafir sana

    dedi. Büyük kardeşi Egrek burada söylemiş, görelim hanım ne söylemiş :

    Ağzın için öleyim kardeş
    Dilin için öleyim kardeş
    Memleketini doğum yerini sorar olsam neresidir
    Karanlık gece içinde, yolu kaybetsen ümidin nedir
    Büyük sancak tutan hanınız kim
    Kavga günü önden at tepen alpınız kim
    Yiğit senin baban kim
    Alp erin erden adım saklaması ayıp olur
    Adın nedir yiğit

    dedi. Bir daha söylemiş, der:

    Develerimi güdünce devecim misin
    Kara koçumu güdünce at çobanım mısın
    Ağıllarımı güdünce çobanım mısın
    Kulağımda çınlayan naibim misin
    Beşikte koyup gittiğim kardeşçiğim misin
    Yiğit söyle bana
    Kara başım kurban olsun bugün sana

    dedi. Segrek burada büyük kardeşine söyledi, der:

    Karanlık gece içinde yolu kaybetsem ümidim
    Büyük sancak tutan hanımız Bayındır Han
    Savaş günü önden at tepen alpımız Salur Kazan
    Babamın adını sorarsan Uşun Koca
    Benim adımı sorar olsan Şegrek
    Kardeşim var imiş adı Egrek

    dedi. Bir daha söyledi, der:

    Develerini güdünce devecinim
    Kara koçunu güdünce at çobanınım
    Beşikte koyup gittiğin kardeşinim

    dedi. Büyük kardeşi Egrek burada söylemiş, görelim hanım nasıl söylemiş:

    Der:

    Ağzın için öleyim kardeş
    Dilin için öleyim kardeş
    Er mi oldun yiğit mi oldun kardeş
    Gurbete kardeşini aramağa sen mi geldin kardeş

    dedi. İki kardeş kucaklaşa kucaklaşa görüştüler. Egrek küçük kardeşinin boynunu öptü. Segrek de ağabeyisinin elini öptü. Karşı yakadan kafirler bakışıyorlar. Derler: Güreştiler galiba, belki bizimki yener dediler. Gördüler ki kucaklaştılar, görüştüler, cins atlara biniştiler. Kara elbiseli kafire at sürdüler, kılıç yürüttüler. Kafiri bastılar öldürdüler, kaleye döktüler. Gelip yine o koruya girdiler kısrakları dışarı çıkardılar. Davul çalıp kısrakları önlerine kattılar. Dereşam suyunu at tepip geçtiler.

    Geceyi gündüze kattılar, Oğuz’un hudut boyuna yetiştiler. Kanlı kafir elinden kardeşçiğini çekip aldı. Ak sakallı babasına müjdeci gönderde babam bana karşı gelsin dedi. Uşun Koca’ya haberci geldi. Müjde, gözün aydın, oğulların ikisi beraber sağ esen geldi dediler. Koca işitip şad oldu. Gümbür gümbür davullar çalındı. Altın tunç borular öttürüldü. O gün alaca büyük otağlar dikildi. Artan aygır, deveden erkek deve, koyundan koç kesildi. Koca Bey oğullarına karşı geldi. Attan indi, oğlanları ile kucaklaşa kucaklaşa görüştü. İyi misiniz, esen misiniz oğullar dedi. Gölgeliği altınlıca odasına geldiler. Eğlence, yemek içmek oldu. Büyük oğlana da güzel gelin getirdi. İki kardeş birbirine sağdıç oldular. Gelin odalarına koşturup indiler, murada maksuda eriştiler.

    Dedem Korkut gelip destan söyledi, deyiş dedi. Evvel ahir uzun yaşın ucu ölüm. Ölüm vakti geldiğinde arı imandan ayırmasın. Günahınızı Muhammet Mustafa’nın yüzü suyuna bağışlasın. Amin diyenler Tanrı’nın yüzünü görsün hanım hey!…

    Tags: , , ,

  • Meğer hanım bir gün Oğuz otururken üstüne düşman geldi. Gece içinde ürktü göçtü. Kaçıp giderken Aruz Koca’nın oğlancığı düşmüş. Bir aslan bulup götürmüş, beslemiş. Oğuz yine zamanla gelip yurduna kondu.

    Oğuz Han’ın at çobanı gelip haber getirdi, der: Hanım sazdan bir aslan çıkıyor, at vuruyor, sallana sallana yürüyüşü adam gibi, at basarak kan sömürüyor. Aruz der: Hanım, ürktüğümüz zaman düşen benim oğlancığımdır belki dedi. Beyler bindiler, aslan yatağı üzerine geldiler. Aslanı kaldırıp oğlanı tuttular. Aruz oğlanı alıp evine getirdi. Şenlik yaptılar, yeme içme oldu. Amma oğlanı ne kadar getirdilerse durmadı, geri aslan yatağına vardı. Tekrar tutup getirdiler.

    Dedem Korkut geldi, der: Oğlanım sen insansın, hayvanla arkadaş olma, gel güzel ata bin, güzel yiğitlerle at sür, at koştur dedi. Büyük kardeşinin adı Kıyan Selçuk’tur, senin adın Başat olsun, adını ben verdim, yaşını Allah versin dedi. Oğuz bir gün yaylaya göçtü. Aruz’un bir çobanı var idi. Adına Konur Koca Sarı Çoban derlerdî. Oğuz’un önünce bundan evvel kimse göçmezdi. Uzun Pınar denmekle meşhur bir pınar var idi. O pınara periler konmuştu. Ansızın koyun ürktü. Çoban erkeçe kızdı, ileri vardı. Gördü ki peri kızları kanat kanada bağlamışlar, uçuyorlar. Çoban, keçesini üzerine attı, peri kızının birini tuttu. Tamah edip derhal temasta bulundu. Koyun ürkmeğe başladı. Çoban koyunun önüne koştu. Peri kızı kanat vurup uçtu, der: Çoban yıl tamam olunca, bende emanetin var, gel al dedi. Amma Oğuz’un başına felaket getirdin dedi.

    Çobanın içine korku düştü. Amma, kızın derdinden, benzi sarardı. Zamanla Oğuz yine yaylaya göçtü. Çoban gene bu pınara geldi. Gene koyun ürktü. Çoban ileri vardı. Gördü ki bir kütle yatıyor, parıl parıl parlıyor. Peri kızı geldi, der: Çoban emanetini gel al, amma Oğuz’un başına felaket getirdin dedi. Çoban bu kütleyi görünce dehşete düştü. Geri döndü, sapan taşına tuttu. Vurdukça büyüdü. Çoban kütleyi bıraktı kaçtı. Koyun ardına düştü. Meğer o sırada Bayındır Han beylerle gezinti için ata binmişlerdi. Bu pınarın üzerine geldiler. Gördüler ki bir alamet şey yatıyor, başı kıçı belirsiz. Etrafına toplandılar. İndi bir yiğit bunu tepti. Teptikçe büyüdü. Bir kaç yiğit daha indiler teptiler. Teptiklerince büyüdü. Aruz Koca da inip tekmeledi. Mahmuzu dokundu, bu kütle yarıldı. İçinden bir oğlan çıktı, gövdesi adam, tepesinde bir gözü var. Aruz aldı bu oğlanı eteğine sardı.

    Der: Hanım bunu bana verin, oğlum Başat ile besleyeyim dedi. Bayındır Han senin olsun dedi. Aruz Tepegözü aldı evine getirdi. Buyurdu, bir dadı geldi. Memesini ağzına verdi. Bîr emdi, olanca sütünü aldı. İki emdi kanını aldı, üç emdi canını aldı. Bir kaç dadı getirdiler, helak etti. Gördüler olmuyor, sütle besleyelim dediler. Günde bir kazan süt yetmiyordu. Beslediler büyüdü, gezer oldu, oğlancıklar ile oynar oldu. Oğlancıkların kiminin burnunu, kiminin kulağını yemeğe başladı. Hasılı, halkın bunun yüzünden çok canı yandı, aciz kaldılar. Aruza şikayet edip ağlaştılar. Aruz Tepegözü dövdü, sövdü, men etti, o dinlemedi. Nihayet evinden kovdu. Tepegözsün peri anası gelip oğlunun parmağına bir yüzük geçirdi, oğul sana ok batmasın, tenini kılıç kesmesin dedi.

    Tepegöz Oğuz’dan çıktı, bir yüce dağ vardı. Yol kesti, adam aldı, büyük harami oldu. Üzerine bir kaç adam gönderdiler, ok attılar batmadı, kılıç vurdular kesmedi, mızrak sapladılar işlemedi. Çoban çoluk kalmadı hep yedi. Oğuz’dan dahi adam yemeğe başladı. Oğuz toplanıp üzerine vardı. Tepegöz görüp kızdı, bir ağacı yerinden kopardı, atıp elli altmış adam helak eyledi. Alplar başı Kazan’a darbe vurdu. dünya basma dar oldu. Kazan’ın kardeşi Karo Göne Tepegöz’ün elinde perişan oldu. Düzen oğlu Alp Rüstem şehit oldu. Uşun Koca oğlu gibi pehlivan elinde şehit oldu. Zayıf canından iki kardeşi Tepegöz’ün elinde helak oldu. Demir giyimli Mamak elinde helak oldu. Bıyığı kanlı Bügdüz Emen, elinde perişan oldu. Ak sakallı Aruz Koca’ya kan kusturdu. Oğlu Kıyan Selçuk’un ödü patladı. Oğuz Tepegöz’e kar etmedi, ürktü kaçtı. Tepegöz çevirip önünü kesti. Oğuz’u bırakmadı, geri yerine kondurdu.

    Velhasıl Oğuz yedi kerre ürktü, Tepegöz önünü kesip yedi kerre yerine getirdi. Oğuz Tepegöz’ün elinde tam perişan oldu. Vardılar Dede Korkut’u çağırdılar, onunla konuştular, gelin kesim keselim dediler. Dedem Korkut’u Tepegöz’e gönderdiler. Geldi selam verdi, der: Oğul Tepegöz, Oğuz elinde perişan oldu, bunaldı, ayağının toprağına beni attılar, sana haraç verelim, derler dedi. Tepegöz der: Günde altmış adam verin yemeğe dedi. Dede Korkut der: Bu şekilde sen adam bırakmaz tüketirsin dedi, amma günde iki adam île beş yüz koyun verelim dedi. Dede Korkut böyle söyleyince Tepegöz der: Pekala öyle olsun, evet hem bana iki adam verin yemeğimi benim pişirsin, ben yiyeyim dedi.

    Dede Korkut döndü, Oğuz’a geldi. Der: Yünlü Koca ile Yapağılı Koca’yı Tepegöz’e verin yemeğini pişirsin dedi ve hem günde iki adam ile beş yüz koyun istedi dedi. Bunlar da razı oldu.

    Dört oğlu olan birini verdi, üçü kaldı Üç olan birini verip ikisi kaldı. Kapak Kan derler bir adam var idi. İki oğlu var idi. Bir oğlunu verip biri kalmıştı. Tekrar sıra dönüp dolaşıp ona gelmişti. Anası feryat edip ağladı, figan etti. Meğer hanım, Aruz oğlu Basat gazaya gitmişti, o sırada geldi. Yaşlı kadıncağız der: Basat şimdi akından geldi, varayım, belki bana bir esir verir, oğlancığımı kurtarırım dedi.

    Basat altınlı gölgeliğini dikip otururken gördüler ki bir hatun kişi geliyor. Geldi içeri Basat‘a girdi selam verdi, ağladı, der:

    Avucuna sığmayan karaçalı oğlu
    İri teke boynuzundan katı yaylı
    İç Oğuzda Dış Oğuzda adı belli
    Aruz oğlu hanım Başat bana medet

    dedi. Basat der: Ne istiyorsun? Yaşlı kadıncağız der: Yalancı dünya yüzünde bir er ortaya çıktı, otlağında Oğuz elini kondurmadı, kara çelik öz kılıçlar kesilecek kılını kesmedi, kargı mızrak oynatanlar saplayamadı, kayın oku atanlar kar etmedi, alplar başı Kazan’a bir darbe vurdu, kardeşi Kara Cöne elinde perişan oldu, bıyığı kanlı Bügdüz Emen elinde perişan oldu, ak sakallı baban Aruz’a kan kusturdu, meydan üzerinde kardeşin Kıyan Selçuk ödü patladı can verdi, kudretli Oğuz beylerinin de kimisini perişan edip kimisini şehit eyledi, yedi defa Oğuz’u yerinden sürdü, haraç dedi kesti, günde iki adam beş yüz koyun istedi. Yünlü Koca ile Yapağılı Koca’yı ona hizmetkar verdiler, dört oğlu olan birini verdi, üçü olan birini verdi, ikisi olan birini verdi, iki oğlancığım var idi, birini verdim biri kaldı, döndü sıra tekrar bana geldi, onu da istiyorlar, hanım bana medet dedi. Basanın karanlıklı gözleri yaşla doldu. Kardeşi için söylemiş, görelim hanım ne söylemiş :

    Der:

    Kenar yerde dikilmiş otağlarını
    O zalim yıktırdı demek kardeş
    Koşucu olan atlarını tavlasından
    O zalim seçtirdi demek kardeş
    Cins cins develerini katarından
    O zalim ayırdı demek kardeş
    Şöleninde kestiğin koyununu
    O zalim kesti demek kardeş
    Güvencimle getirdiğim gelinciğini
    O zalim senden ayırdı demek kardeş
    Ak sakallı babamı oğul diye ağlattın demek kardeş
    Akçe yüzlü anamı sızlattın demek kardeş
    Karşı yatan kara dağımın yükseği kardeş
    Akıntılı güzel suyumun taşkını kardeş
    Güçlü belimin kuvveti kardeş
    Karanlıklı gözlerimin aydını kardeş
    Kardeşimden ayrıldım

    diye çok ağladı, feryat figan kıldı.

    O hatun kişiye bir esir verdi, var oğlunu kurtar dedi. Hatun aldı, oğlunun yerine verdi. Hem oğlun geldi diye Aruz’a müjdeledi. Aruz sevindi, kudretli Oğuz beyleri ile Basata karşı geldi. Basat babasının elini öptü, ağlaştılar bağrıştılar. Anasının evine geldi. Anası karşı geldi, oğlancığını bağrına bastı. Basat anasının elini öptü, görüştüler ağlaştılar. Oğuz beyleri toplandı. Yemeler içmeler oldu.

    Basat der: Beyler kardeş uğruna Tepegöz île buluşacağım, ne buyurursunuz dedi. Kazan Bey burada söylemiş, görelim hanım nasıl söylemiş:

    Kara ejderha oldu Tepegöz
    Gök yüzünde çevirdim yenemedim Basat
    Kara kaplan oldu Tepegöz
    Kara kara dağlarda çevirdim yenemedim Basat
    Kükremiş aslan oldu Tepegöz
    Kalın sazlarda çevirdim yenemedim Basat
    Er olsan bey olsan da bre
    Ben Kazan gibi olmayasın Basat

    dedi.

    Ak sakallı babam ağlatma
    Ak bürçekli ananı sızlatma

    Basat der: Elbette varırım. Kazan der: Sen bilirsin. Babası ağladı, der: Oğul ocağımı sahipsiz koyma, kerem eyle, varma dedi. Baaat der: Yok ak sakallı aziz baba varırım dedi, dinlemedi. Okluğundan bir tutam ok çıkardı beline soktu, kılıcını omzundan çaprazlama kuşandı, yayını koluna taktı, eteklerini kıvırdı, babasının anasının elini öptü, helalleşti, hoşça kalın dedi.

    Tepegözün bulunduğu Salahana Koyasına geldi. Gördü Tepegöz güneşe karşı yatıyor. Çekti belinden bir oç çıkardı. Tepegöz’ün sırtına bir ok vurdu. Ok geçmedi, parçalandı. Bir daha attı. O da parça parça oldu. Tepegöz ihtiyarlara dedi: Bu yerin sineği bizi usandırdı dedi. Basat bir daha attı. O da parçalandı. Bir parçası Tepegöz’ün önüne düştü. Tepegöz sıçradı baktı. Basat’ı gördü, elini yarıldı, yedi yerden kapı açıldı. Birinden dışarı çıktı. Tepegöz künbede elini soktu, öyle kaçtı ki künbet altüst oldu. Tepegöz der: Oğlan kurtuldun mu? Basat der: Tanrım kurtardı dedi. Tepegöz der: Sana ölüm yokmuş, şu mağarayı gördün mü?

    Basat der: Gördüm. Der: Orda iki kılıç var, biri kınlı biri kınsız, o kınsız keser benim basımı, var getir, benim basımı keş dedi. Basat mağara kapısına vardı. Gördü bir kınsız kılıç durmaz iner çıkar. Basat der: Ben buna hemen tedbirsizce yapışmayayım deyip kendi kılıcını çıkardı tuttu, iki parçaya böldü. Vardı bir ağaç getirdi kılıca tuttu, onu da iki parça eyledi. Sonra yayını eline aldı, ok ile o kılıcın asıldığı zinciri vurdu. Kılıç yere düştü gömüldü. Kendi kılıcını kınına soktu. Sapından o kılıcı sımsıkı tuttu. Geldi, der: Bre Tepegöz nicesin dedi. Tepegöz der: Bre oğlan daha ölmedin mi? Basat der: Tanrım kurtardı. Tepegöz der: Sana ölüm yokmuş dedi. Çağırıp Tepegöz söylemiş, görelim hanım ne söylemiş:

    Gözüm gözüm yalnız gözüm
    Sen yalnız göz ile
    Ben Oğuzu kırıp geçirmiştim
    Ela gözden ayırdın yiğit beni
    Tatlı candan ayırsın Kadir seni
    Öyle ki ben çekerim göz acısını
    Hiç bir yiğide vermesin kadir Tanrı göz acısını

    dedi. Tepegöz gene der:

    Memleketten doğum yerinden yiğit yerin neresidir
    Karanlık gece içinde yolu kaybetsen ümidin nedir
    Büyük sancak tutan hanınız kim
    Savaş günü önden at tepen alpınız kim
    Ak sakallı babanın adı nedir
    Alp erenin erden adını saklaması ayıp olur
    Adın nedir yiğit söyle bana

    dedi. Basat Tepegözce söylemiş, görelim hanım ne söylemiş :

    Memleketten doğum yerinden yerim güney
    Karanlık gece içinde yolu kaybetsem ümidim Allah Tek.
    Büyük sancak tutan hanımız Bayındır Han
    Savaş günü önden at tepen alpımız Ulaş oğlu Salur Kazan
    Babamın adını sorar olsan koca ağaç
    Anamın adını dersen kükremiş aslan
    Benim adımı sorarsan Aruz oğlu Basattır

    dedi. Tepegöz der: Şimdi kardeşiz, kıyma bana dedi.

    Basat der:

    Bre kavat ak sakallı babamı ağlatmışsın
    İhtiyarcık ak bürçekli anamı sızlatmışsın
    Kardeşim Kıyanı öldürmüşsün
    Akça yüzlü yengemi dul eylemişsin
    Ela gözlü bebeklerini öksüz koymuşsun
    Bırakır mıyım seni
    Kara çelik öz kılıcımı çekmeyince
    Tepeli börklü başını kesmeyince
    Alca kanını yer yüzüne dökmeyince
    Kardeşim Kayanın kanını almayınca
    Bırakmam

    dedi. Tepegöz de burada söylemiş, der:

    Kalkıp yerimden doğrulayım derdim
    Kudretli Oğuz beyleriyle ahdimi bozayım derdim
    Yeniden doğanını öldüreyim derdim
    Bir defa adam etine doyayım derdim
    Kudretli Oğuz beyleri üzerime toplanıp gelsin derdim
    Kaçıp Salahana Kayasına gireyim derdim
    Ağır mancınığı taşla atayım derdim
    İnip taş başıma düşerek öleyim derdim
    Ela gözden ayırdın yiğit beni
    Tatlı candan ayırsın Kadir seni

    dedi. Tepegöz bir daha söylemiş der:

    Ak sakallı yaşlıları çok ağlatmışım
    Ak sakalının bedduası tutmuş olacak gözüm seni
    Ak bürçekli ihtiyarcıkları çok ağlatmışım
    Gözünün yaşı tutmuş olacak gözüm seni
    Bıyıcığı kararmış yiğitcikleri çok yemişim
    Yiğitlikleri tutmuş olacak gözüm seni
    Elceğizi kınalı kızcağızları çok yemişim
    Bedduaları tutmuş olacak gözüm seni
    Öyle ki çekerim ben göz acısını
    Hiç bir yiğide vermesin kadir Tanrı göz acısını
    Gözüm gözüm ey gözüm yalnız gözüm

    dedi. Basat kızıp yerinden kalkıverdi. Erkek deve gibi Tepegöz’ü dizi üzerine çökertti. Tepegöz’ün kendi kılıcı ile boynunu vurdu. Deldi, yay kirişini taktı. Sürüye sürüye mağara kapısına geldi. Yünlü Koca ile Yapağılı Koca’yı Oğuz’a müjdeci gönderdi.

    Ak boz atlara binerek koşturdular. Kudretli Oğuz ellerine haber geldi. At ağızlı Aruz Koca evine dört nala geldi, anasına Basat’ın sevinç haberini verdi,müjde, oğlun Tepegöz’ü tepeledi dedi.

    Kudretli Oğuz beyleri yetiştiler. Salahana Kayasına geldiler. Tepegöz’ün başını ortaya getirdiler. Dedem Korkut gelip neşeli havalar çaldı, gazi erenlerin başına ne geldiğini söyleyi verdi Hem Basat’a dua verdi:

    Kara dağa seslendiğinde cevap versin
    Kanlı kanlı sulardan geçit versin

    dedi. Erlikle kardeşinin kanını aldın, kudretli Oğuz beylerini yükten kurtardın, kadir Allah yüzünü ak etsin Basat dedi. Ölürn vakti geldiğinde arı imandan ayırmasın.

    Tags: , ,

  • Kam Gön oğlu Han Bayındır yerinden kalkmıştı. Kara yerin üzerine ak otağını dikmişti. Alaca gölgeliği gök yüzüne yükselmişti. Bin yerde ipek halıcığı döşenmişti. İç Oğuz, Dış Oğuz beyleri sohbete toplanmıştı. Yeme içme idi.

    Kazılık Koca derlerdi bir kişi var idi. Bayındır Han’ın veziri idi. Şarabın keskini başına çıktı. Kaba dizi üzerine çöktü. Bayındır Han’dan akın diledi. Bayındır Han izin verdi. Nereye istersen git dedi. Kazılık Koca iş görmüş, işe yarar odamdı. İşe yarar yaşlılarını yanına topladı, teçhizat ve levazımı île yola girdi. Çok dağlar, dere tepe geçti. Günlerden bir gün Düzmürd Kalesi’ne geldi. Karadeniz kenarında idi.

    Ona erişip kondular. O kalenin bir tekürü var idi. Adına Arşın oğlu Direk Tekür derlerdi. O kafirin altmış arşın boyu var idi. Altmış batman gürz vururdu, çok kuvvetli yay çekerdi. Kazılık Koca kaleye yetişir yetişmez cenge başladı. Sonra o tekür kaleden dışarı çıktı, meydana girdi, er diledi. Kazılık Koca onu görür görmez yel gibi yetişti, tutkal gibi yapıştı. Kafirin ensesine bir kılıç vurdu, zerre kadar kestiremedi. Sıra kafire geldi. O altmış batman gürz ile Kazılık Koca’ya tepeden aşağı tutup çaldı. Yalan dünya başına dar oldu düdük gibi kan fışkırdı. Kazılık Koca’yı yakolayıp tutup kaleye koydular.

    Yiğitleri durmayıp kaçtılar. Kazılık Koca tam on altı yıl kalede esir oldu. Sonra Emen derlerdi bir kişi altı kerre varıp kaleyi alamadı. Meğer hanım, Kazılık Koca esir olduğu vakit bir oğlancığı var idi. Bir yaşında idi. On beş yaşına girdi, yiğit oldu. Babasını öldü biliyordu. Yasak eylemişlerdi, esir olduğunu oğlandan saklıyorlardı. O oğlanın adına Yigenek derlerdi. Günlerden bir gün Yigenek oturup beyler ile sohbet ederken, Kara Göne oğlu Budak ile uyuşamadı. Birbirine söz atıştılar.

    Budak der: Burada boş laf edip ne yapıyorsun, mademki er diliyorsun, varıp babanı kurtarsana, on altı yıldır esirdir dedi. Yigenek bu haberi işitince yüreği oynadı, kara bağrı sarsıldı. Kalktı.

    Bayındır Han’ın huzuruna vardı, yere yüz koydu, der:

    Sabah erken sapa yerde dikilince ak otağa
    Atlas ile yapılınca mavi gölgelikli
    Tavla tavla çekilince yiğit atlı
    Çağınp yardım isteyince bol çavuşla
    Çalkandığında yağ dökülen bol nimetli
    Darda kalmış yiğidin arkası
    Zavallının biçarenin ümidi
    Türkistanın direği
    Yırtıcı kuşun yavrusu
    Amıt suyunun aslanı
    Karacuğun kaplanı
    Devletli han medet

    Bana asker ver, beni babamın esir olduğu kaleye gönder dedi.

    Bayındır Han buyurdu, yirmi dört sancak beyi gelsin dedi. Önce Demirpakı Derbendinde bey olan, kargı mızrak ucunda er böğürten, hasıma yetiştiğinde kimsin diye sormayan Kıyan Selçuk oğlu Deli Dündar seninle beraber varsın dedi. Aygır Gözler Suyu’ndan at yüzdüren, elli yedi kalenin kilidini alan Eylik Koca oğlu Dülek Evren beraber varsın dedi. Çift burçtan kayın oku durmadan geçen Yağrıncı oğlu Kalmış seninle beraber varsın. Üç kerre düşman görmese kan ağlayan Toğsun oğlu Rüstem beraber varsın dedi. Ejderhalar ağzından adam alan Deli Evren beraber varsın. Yer yüzünün bir uçundan bir ucuna yetişeyim diyen Soğan Sarı beraber varsın. Sayılmakla Oğuz erenleri tükense olmaz.

    Bayındır Han yirmi dört kahraman sancak beyini Yigeneğe arkadaşlığa verdi. Beyler toplanıp hazırlıklarını yaptılar. Meğer o gece Yigenek rüya gördü. Rüyasını arkadaşlarına söyledi, görelim hanım ne söyledi:

    Der: Beyler birdenbire kara başım, gözüm uykuda iken rüya gördü. Ela gözümü açıp dünya gördüm.

    Ak boz atlar koşturan alplar gördüm. Ak miğferli alpları yanıma aldım. Ak sakallı Dede Korkut’tan öğüt aldım. Ataca yatan kara dağları aştım. İleri yatan Karadeniz’e girdim. Gemi yapıp gömleğimi çıkardım yelken kurdum. İleri yatan denizi deldim geçtim. Öteki kara dağın bir yanında alnı başı parlayan bir er gördüm. Kalkıp yerimden doğruldum. Kargı dilli öz mızrağımı kaptım. Karşılayıp o ere vardım. Karşısından o eri mızraklayacağım zaman denedim. Göz ucu île o ere baktım. Dayırn Emen imiş onu bildim. Döndüm o ere selam verdim. Oğuz ellerinden kimsin dedim. Gözkapaklarını kaldırıp yüzüme baktı. Oğul Yıgenek nereye gidiyorsun dedî, söyledi. Ben dedim: Düzmürd kalesine gidiyorum, babam orada esir imiş dedim. Burada dayım bana söyledi:

    Der:

    Yetiştiğinde yel yetişmezdi yedi vurgunum
    Yedi bayırın kurduna benzerdi yiğitlerim
    Yedi kimiyle kurulurdu benim yayım
    Kayın dalı tüylerinden som altınlı benim okum
    Yel esti yağmur yağdı yükü koptu
    Yedi defa vardım o kaleyi alamadım geri döndüm
    Benden daha er çıkmayasın Yigeneğim dön

     

    dedi. Yigenek rüyasında dayısına söylemiş:

    Der:

    Kalkıp yerinden doğrulduğunda
    Ela gözlü bey yiğitleri yanına almadın
    Adı belli beylerle sen at koşturmadın
    Beş akçeli süvarileri arkadaş ettin
    Onun için o kaleyi sen alamadın

     

    demiş. Yigenek yine der:

    Kese kese yemeğe yahni güzel
    Kesme gününde kumandan hızlı güzel
    Daim geldiğince dursa devlet güzel
    Bildiğini unutmasa akıl güzel
    Hasmından dönmese kaçmasa erlik güzel

    dedi.

     

    Bu rüyayı Yigenek arkadaşlarına hikaye eyledi. Meğer dayısı Emen orada yakın idi. Cümle beylerle arkadaş olup gittiler. Düzmürd Kalesine yetişince etrafını çevirip gittiler kondular. Kafirler bunları görünce Arşın oğlu Direk Tekür’e haber verdiler.

     

    O mel’un da kaleden dışarı çıkıp bunların karşısına geçti, er diledi. Kıyan Selçuk oğlu Deli Dündar yerinden kalkı verdi, altmış tutam sivri mızrağını koltuğa kısıp o kafiri karşısından mızraklayayım dedi, mızraklayamadı. Kafir Tekür yakalayıp zorladı, mızrağını çekti elinden aldı. O altmış batman gürz ile Dündar’ı tepeden aşağı tutup çaldı. Geniş dünya başına dar oldu. Cins atını çevirdi, çekilip döndü. Ondan sonra Dönebilmez Dülek Evren altı kanatlı çomağı ile at tepip gelip yukarıdan aşağı kafire şiddetle vurdu, yenemedi.

    Tekür yakalayıp elinden çomağını aldı, ona da gürz ile vurdu. O da cins atını çevirdi döndü. Hanım, yirmi dört sancak beyi Tekür’ün elinde perişan oldu. Sonra Kazılık Koca oğlu Yigenek, taze yiğitcik yaradan Allah’a sığındı, ölümsüz mabudu övdü, der:

     

    Yücelerden yücesin
    Kimse bilmez nicesin
    Aziz Tanrı
    Sen anadan doğmadın
    Sen babadan olmadın
    Kimsenin rızkını yemedin
    Kimseye güç etmedin61
    Bütün yerlerde birsin
    Sen daim ve baki olan Allahsın
    Ademe sen taç giydirdin
    Şeytana lanet kıldın
    Bir suçtan ötürü huzurundan sürdün
    Nemrud göğe ok attı
    Karnı yarık balığı karşı tuttun
    Ululuğuna haddin yok
    Senin boyun kaddin62 yok
    Veya cism ile ceddin yok
    Vurduğunu ulutmayan Ulu Tanrı
    Bastığını belirtmeyen belli Tanrı
    Kaldırdığını göğe yetiştiren güzel Tanrı
    Kızdığını kahreden kahhar Tanrı
    Birliğine sığındım Rabbim kadir Tanrı
    Medet senden
    Kara elbiseli kafire at tepiyorum
    İşimi sen yoluna koy

     

    dedi. Hemen at sürdü. Yel gibi yetişti, tutkal gibi yapıştı. Kafirin omuzuna bir kılıç vurdu. Giyimini kuşamını doğradı, altı parmak derinliğinde yara açtı. Kara kanı fışkırdı, kara kalçası, çizmesi dolu kan oldu. Kara başı bunaldı darda kaldı. Hemen döndü kaleye kaçtı. Yigenek ardından yetişti. Kale kapısına girmişken kara çelik öz kılıcı ile ensesine öyle çaldı ki başı top gibi yere düştü. Ondan sonra Yigenek atını döndürdü. askerin yanma geldi.

     

    Esir olan Kazılık Koca’yı bırakı vermişler, çıkıp geldi. Hay bey yiğitler kafiri kim öldürdü diyerek söylemiş, görelim hanım ne söylemiş:

     

    Der:

     

    Develerin dişisini gebe koydum
    Erkek midir dişi midir onu bilsem
    Kara elimin koyununu gebe koydum
    Koç mudur koyun mudur onu bilsem
    Ela gözlü güzel helalimi hamile koydum
    Erkek midir kız mıdır onu bilsem
    Bre bey yiğitler haber bana Yaradanın aşkına

     

    dedi. Yigenek burada söylemiş, görelim hanım ne söylemiş:

     

    Der:

     

    Develerin dişisini gebe koydun erkek oldu
    Kara elde koyununu gebe koydun koç oldu
    Ela gözlü güzel helalin! hamile koydun aslan oldu

     

    dedi. Yigenek babası île görüştü. Ondan sonra gerikalan beyler görüştü. Sonra hep birden beyler kaleye yürüyüş ettiler, yağmaladılar. Babası ile Yigenek gizli yaka tutarak koklaştılar, iki hasret birbiriyle
    buluştular, ıssız yerin kurdu gibi uluştular. Tanrı’ya şükürler kıldılar.

     

    Kalenin kilisesini yıkıp yerine mescit yaptılar. Aziz Tanrı adına hutbe okuttular. Kuşun alaca kanım, kumaşın arısını, kızın güzelini, dokuz katlı içlenmiş süslü elbise, cübbe Bayındır Han’a hisse çıkardılar. Geri kalanını gazilere bağışladılar. Döndüler, evlerine geldiler.

     

    Dedem Korkut gelip destan söyledi, deyiş dedi. Bu Oğuzname Yigeneğin olsun dedi.

     

    Dua edeyim hanım : Yerli kara dağların yıkılmasın. Gölgeli koca ağacın kesilmesin. Ak sakallı babanın yeri cennet olsun. Ak bürçekli ananın yeri cennet olsun. Ahir sonu an imandan ayırmasın. Ak olnında beş kelime dua kıldık kabul olsun. Günahınız adıı güzel Muhammed Mustafa’nın yüzü suyuna bağışlasın hanım hey!…

    Tags: , , ,

  • Oğuz zamanında Kanglı Koca derlerdi bir gürbüz er var idi. Yetişmiş bir yiğit oğlu var idi, adına Kan Turalı derlerdi.

    Kanglı Koca der: Dostlar, babam öldü ben kaldım, yerim yurdunu tuttum, yarınki gün ben Öleceğim oğlum kalacak, bundan daha iyisi yoktur ki gözüm görürken oğul gel seni evlendireyim dedi. Oğlan der: Baba mademki beni evlendireyim diyorsun, bana layık kız nasıl olur?

     

    Kan Turalı der: Baba ben yerimden kalkmadan o kalkmış olmalı, ben kara koç atıma binmeden o binmiş olmalı, ben kanlı kafir eline varmadan o varmış bana baş getirmiş olmalı dedi. Kanglı Koca der: Oğul sen kız istemezmişsin, bir yiğit bahadır istermişsin, onun arkasında yiyesin içesin hoş geçesin.

    Der: Evet canım baba öyle isterim, ya varasın bir cici bici türkmen kızını alasın, birdenbire kayayım üzerine düşeyim, karnı yırtılsın dedi. Kanglı Koca der: Oğul kız görmek senden, mal rızk vermek benden dedi. Böyle diyince yiğitler ejderhası Kan Turalı yerinden kalktı. Kırk yiğidini yanına aldı.

    İç Oğuz’u gördü, kız bulamadı. Çekildi geri döndü, evlerine geldi. Babası der: Oğul kız buldun mu? Kan Turalı der: Yıkılsın Oğuz elleri, bana yarar kız bulamadım baba dedi. Babası der: Hey oğul kız dileyip varan böyle varmaz. Kan Turalı der: Ya nasıl varır baba dedi. Kanglı Koca der: Oğul sabah varıp öğlen gelmek olmaz, öğlen varıp akşam gelmek olmaz, oğul sen mala dört elle sarıl, yığ, ben sana kız aramağa gideyim dedi. Kanglı Koca sevine kıvana kalktı. Ak sakallı çok yaşlı ihtiyarları yanına aldı.

    Iç Oğuz’a girdi, kız bulamadı. Dolandı Dış Oğuz’a girdi, bulamadı. Dolandı Tırabuzan’a geldi. Meğer Tırabuzan tekürünün44 bir fevkalade güzel dilber kızı var idi. Sağına soluna iki çift yay çekerdi. Attığı ok yere düşmezdi. O kızın üç canavar kalınlığı kaftanlığı var idi. Kim o üç canavarı bastırsa yense öldürse kızımı ona veririm diye vad eylemişti. Bastıramasa başını keserdi. Böylelikle otuz iki kafir beyinin oğlunun başı burç bedeninde kesilip asılmıştı. O üç canavarın biri kükremiş aslan idi, biri kara boğa idi, biri de kara erkek deve idi. Bunların her birisi bir ejderha idi. Bu otuz iki baş ki burçta asılmıştı, kükremiş aslan ile kara erkek devenin yüzünü görmemişlerdi, ancak boğa boynuzunda helak olmuşlardı.

    Kanglı Koca bu başları ve bu canavarları gördü, başında olan bit ayağına toplandı46.Der. Varayım oğluma doğru haber vereyim, hüneri var isa gelsin alsın, yoksa evdeki kıza razı olsun dedi. At ayağı çabuk ozan dili çevik olur. Kanglı Koca giderek geldi Oğuz’a çıktı. Kan Turalı’ya haber oldu, baban geldi dediler. Kırk yiğit ile babasına karşı vardı. Elini öptü. der: Canım baba bana yarar kız buldun mu? Der: Buldum oğul hünerin var ise dedi. Kan Turalı der: Altın akçe mi ister, katır deve mi ister?

    Babası der: Oğul hüner gerek hüner dedi. Kan Turalı der: Baba yelesi kara cins atıma eyer vurayım, kanlı kafir eline akın edeyim, baş keseyim, kan dökeyim, kafire kan kusturayım, kul hizmetçi getireyim, hüner göstereyim. Kanlı Koca der: Hay canım oğul hüner dediğim o değil. O kız için üç canavar beslemişler. Kim ki o üç canavarı bastırır, o kızı ona verirler. Bastırıp öldürmese onun başını keserler burca asarlar. Kan Turalı der: Baba bu sözü sen bana dememeliydin, mademki dedin, elbette varmalıyım, başıma kakınç, yüzüme dokunç olmasın, kadın ana bey baba esen kalın dedi.

    Kanglı Koca der: Gördün mü ben bana nettim, oğlana korkunç haberler vereyim, belki gitmez döner dedi. Kanglı Koca burada söylemiş, görelim hanım ne söylemiş :

    Der:

    Oğul senin varacağın yerin
    Dolamaç dolamaç yolları olur
    Atlı batıp çıkamaz onun balçığı olur
    Alaca yılan sökemez onun ormanı olur
    Gök ile boy ölçüşen onun kalesi olur
    Göz Kakarak gönül alan onun güzeli olur
    Hay demeden baş getiren celladı olur
    Sırtında kalkan oynar yayası olur
    Yaman yerlere yeltendin geri dön
    Ak sakallı babanı ihtiyarcık olmuş ananı ağlatma

    dedi. Kan Turalı kızdı, der:

    Ne söylüyorsun ne diyorsun canım baba
    Bu kadar işten korkan yiğit mi olur
    Alp ere korku vermek ayıp olur
    Dolamaç dolamaç yollarını
    Kadir kor ise geceleyin at sürüp geçeyim
    Atlı batıp çıkamaz onun balçığına kumlar döşeyeyim
    Alaca yılan sökemez ormanını
    Çakmak çakıp ateşe vereyim
    Gök ile boy ölçüşen kalelerini
    Kadir kor ise yapayım yıkayım
    Göz kakarak gönül alan güzelinin boynunu öpeyim
    Sırtında kalkan oynar yayasının
    Kadir kor ise başını keseyim
    Ya varayım ya varmayayım
    Ya geleyim ya gelmeyeyim
    Ya kara erkek devenin göğsü altında kalayım
    Ya boğanın boynuzuna ilişeyim
    Ya kükremiş aslanın pençesinde didileyim
    Ya varayım ya varmayayım
    Ya geleyim ya gelmeyeyim
    Yine görünceye kadar bey baba hatun ona esen kalın

    dedi. Gördüler ki namus için durmuyor, dediler: Oğul uğurun açık olsun, sağ esen varıp gelesin dediler. Babasının anasının ellerini öptü.

    Kırk yiğidini yanına aldı. Yedi gün yedi gece at koşturdular. Kafirin hudut boyuna eriştiler, çadır diktiler. Koşucu atını koşturup Kan Turalı gürzünü göğe atıyor, inip yere düşmeden kavrıyor, tutuyor,

    Hey kırk eşim kırk arkadaşım
    Yüğrük olsa yarışsam
    Hak Taala inayet eylese
    Üç canavarı öldürsem
    Güzeller sultanı sarı elbiseli Selcen Hatunu alsam
    Babamın anamın evine dönsem
    Hey kırk eşim kırk arkadaşım
    Kırkınıza kurban olsun benim başım

    diye söylüyordu.

    Bunlar bu sözde iken meğer hanım teküre haber vardı. Oğuz’dan Kan Turalı derler bir yiğit var imiş, kızını istemeğe geliyor dediler. Kafirler yedi ağaç yer karşı geldiler, neye geldiniz yiğit beyler dediler. Karşılıklı vermeğe almağa geldik dediler. İzzet hürmet eylediler. Ak çadır diktiler, alaca halı düşediler, ak koyun kestiler, yedi yıllık al şarap içirdiler. Alıp bunları teküre getirdiler.

     

    Tekür taht üzerinde oturmuştu. Yüz kafir gizlice giyimini giyinmişti. Yedi kat meydanı dolandı geldi. Meğer kız meydanda bir köşk yaptırmıştı. Bütün yanında olan kızlar al giymişlerde kendisi sarı giymişti, yukarıdan temaşa ediyordu. Kan Turalı geldi, kara şaykalı teküre selam verdi. Tekür selam aldı. Alaca halı döşediler. oturdu. Tekür der: Yiğit nereden geliyorsun? Kan Turalı yerinden kalkı verdi, sallana sallana yürüdü, ak alnını açtı, ak bileklerini sıvadı, dedi ki:

    Karşı yatan kara dağını aşmağa gelmişim
    Akıntılı suyunu geçmeğe gelmişim
    Dar eteğine geniş koltuğuna sığınmağa gelmişim
    Tanrı buyruğu ile Peygamber kavli ile
    Kızını almağa gelmişim

    dedi. Tekür der: Bu yiğidin sözü hızlı, eğer elinde hüneri var ise. Tekür der: Bu yiğidi anadan doğma soyundurun.

    Soyundurdular. Kan Turalı altınlı ince keten bezini beline sardı. Kan Turalı’yı alıp meydana getirdiler. Kan Turalı cemal ve kemal sahibi idi. Oğuzda dört yiğit yüz örtüsü ile gezerdi. Biri Kan Turalı, biri Kara Çöğür ve oğlu Kırk Kınak ve boz aygırlı Beyrek. Kan Turalı yüz örtüsünü sıyırdı açtı. Kız köşkten bakıyordu, eli ayağı gevşedi, kedisi miyavladı, avsıl53 olmuş dana gibi ağzının suyu aktı. Yanındaki kızlara der: Hak Taala babamın gönlüne merhamet lütfetse de başlık kesip beni o yiğide verse, bunun gibi yiğit yazık olur ki canavarlar elinde helak olsun dedi.

    Bu sırada demir zincirle boğayı getirdiler. Boğa dizini çöktü, boynuzu ile mermer taşı yuğurdu peynir gibi ditti. Kafirler der: Şimdi yiğidi atar, yıkar, yere serer, delik deşik eder. yıkılsın Oğuz etleri, kırk yiğit bir bey oğlu ile bir kızdan Ötürü ölmek ne oluyor dediler. Bunu işitince kırk yiğit ağlaştılar. Kan Turalı sağına baktı kırk yiğidini ağlar gördü, soluna baktı öyle gördü/Der: Hey kırk eşim kırk arkadaşım, niye ağlıyorsunuz, kolca kopuzumu getirin övün beni dedi. Burada kırk yiğit Kan Turalı’yı övmüşler, görelim hanımnasıl övmüşler:

    Der:

    Sultanım Kan Turalı
    Kalkarak yerinden doğrulmadın mi
    Yelesi kara cins atına binmedin mi
    Arku Beli Ala Dağı
    Anlayarak kuşlayarak aşmadın mı
    Babanın ak otağının eşiğinde
    Hizmetçiler inek sağar görmedin mi
    Boğa boğa dedikleri
    Kara inek buzağısı değil midir
    Alp yiğitler hasmından kaygılanır mı olur
    San elbiseli Selcen Hatun köşkten bakar
    Kime baksa aşk ile ateşe yakar
    Kan Turalı sarı elbiseli kız aşkına bir hu

    dedi.

    Bre boğanızı koyu verin gelsin dedi. Boğanın zincirini aldılar, salı verdiler. Boynuzu elmas mızrak gibi. Kan Turalı’nın üzerine hücum etti. Kan Turalı adı güzel Muhammed’e salavat getirdi, boğanın olnına öyle bir yumruk vurdu ki boğayı kıçı üzerine çökertti. Alnına yumruğunu dayadı, sürdü meydanın başına çıkardı. Çok uğraştılar. Ne boğa yener, ne Kan Turzalı yener. Küt küt boğa solumağa başladı. Ağzı köpüklendi. Kan Turalı der: Bu dünyayı erenler akıl ile bulmuşlardır, bunun önünden sıçrayayım, ne hünerim var ise ardından göstereyim dedi. Adı güzel Muhammed’e salavat getirdi, boğanın önünden savuldu. Boğa boynuzu üzerine dikildi. Kuyruğundan üç kere kaJdırıp yere attı. Kemikleri hurdahaş oldu. Bastı boğazladı. Bıçak çıkatıp derişini’ yüzdü. Etini meydanda bırakarak derisini Tekür’ün önüne getirip der: Yarın sabah kızını bana veresin dedi. Tekür der: Bre kızı verin. şehirden sürün, çıksın gitsin dedi. Tekür’ün kardeşi oğlu var idi, der: Canavarların sultanı aslandır, onunla da oyun göstersin, kızı ondan sonra verelim dedi.

    Vardılar aslanı çıkardılar, meydana getirdiler. Aslan haykırdı, meydanda ne kadar at var ise kan kaşandı. Yiğitleri der: Boğadan kurtuldu, aslandan nasıl kurtulsun dediler, ağlaştılar. Kan Turalı yiğitlerini ağlar gördü, der: Bre alca kopuzumu ele alın beni övün, sarı elbiseli kız aşkına bir aslandan döneyim mi dedi. Arkadaşları burada söylemiş, görelim hanım ne söylemiş:

    Der:

    Sultanım Kan Turalı
    Akça sazlar içinde san deriler görüp taylar basan
    Avın damarını delerek kanım emen
    Kara çelik öz kılıçtan dönmeyen
    Ak kirişli katı yaydan korkmayan
    Ak tüylü delici oktan çekinmeyen
    Canavarlar sultanı kükremiş aslan kıran54
    Alaca köpek yavrusuna kendisini dalatır mı
    Alp yiğitler savaş günü hasmından kaygılanır mı

    dediler.

    San elbiseli Selcen Hatun köşkten bakar
    Kime baksa aşk ile ateşe yakar
    San elbiseli kız aşkınaa bir hu

    dedi.

    Kan Turolı, bre katır aslanını koyu ver gelsin dedi. Kara çelik öz kılıcım yok ki kapıştığı zaman iki biçeydim, sana sığındım cömertler cömerdi gani Tanrı, medet dedi. Aslanı koyu verdiler, sürdü geldi. Kan Turalı bir çoban keçesini eline doladı, aslanın pençesine sunu verdi. Adı güzel Muhammed’e salavat getirdi, aslanın alnını gözetip öyle bir yumruk vurdu ki, yumruk çenesine dokundu ufattı. Ensesinden tuttu belini yüzdü, sonra kaldırıp yere vurdu, hurdahaş oldu. Tekür’ün önüne geldi, dedi: Dost, kızını bana ver dedi. Tekür der: Kızı getirin verin, bu yiğidi gözüm gördü gönlüm sevdi, ister dursun ister gitsin dedi. Yine kardeşi oğlu der: Canavarların başı devedir, onunla da oyununu oynasın dedi, ondan sonra kızı verelim dedi.

    Tanrıdan inayet olunca beyin paşanın himmeti Kan Turalı’nın oldu. Tekür devenin ağzını yedi yerden bağlayın dedi. Hasut kafirler bağladılar, yularını sıyırıp salı verdiler. Kan Turalı fırlar devenin koltuğundan girer, fırlar çıkar. Sarhoş yiğit hem iki canavarla savaşmıştı, kaydı düştü. Altı cellat ensesine geldiler, yalın kılıç tuttular. Burada arkadaşlar söylemiş, görelim hanım ne söylemiş :

    Kalkarak Kan Turalı yerinden doğruluverdin
    Yelesi kara cins atına sıçrayıp bindin
    Ela gözlü yiğitlerini yanına aldın
    Arku Beli Ala Dağı geceleyin aştın
    Akıntılı güzel suyunu geceleyin geçtin
    Kanlı kafir eline geceleyin girdin
    Kara- boğa geldiğinde hurdahaş eyledin
    Kükremiş aslan geldiğinde belini büktün
    Kara erkek deve geldiğinde niye geçtin^
    Kara kara dağlardan haber aşar
    Kanlı kanlı sulardan haber geçer
    Kudretli Oğuz eline haber varır
    Kanglı Koca oğlu .Kan Turalı netmiş derler
    Kara boğa geldiğinde kıpırdatmamış
    Kükremiş aslan geldiğinde belini bükmüş
    Kara erkek deve geldiğinde niye geçmiş derler
    Büyük küçük kalmaz söz eder
    Yaşlı kadın erkek dedikodu eder
    Ak sakallı baban dertli olur
    îhtiyarcık olmuş anan kan yaş döker
    Hanım kalkarak yerinden doğrulmazsan
    Altı cellat ensende yalın kılıç tutar
    Birdenbire güzel basını keser
    Aşağıdan yukarı bakmaz mısın
    Karşına alaca kaz geldi şahinini atmaz mısın
    Sarı elbiseli Selcen Hatun işaret eder görmez misin
    Seni deve burnundan perişan olur dediler bilmez misin
    Son elbiseli Selcen Hatun köşkten bakar
    Kime baksa aşk ile ateşe yakar
    Sarı elbiseli kız aşkına bir hu

     

    dedi. Kan Turalı ayağa kalktı. Der: Bre ben bu devenin burnuna yapışınca o kız sözü île yapıştı derler, yarın Oğuz eline haber varır, deve elinde kalmıştı kız kurtardı derler, bre kolca kopuzumu çalın övün beni, yaradan kadir Tanrı’ya sığındım, bir erkek deveden döneyim mi, inşallah bunun da başını keseyim, dedi.

    Vay göz açıp gördüğüm
    Gönül verip sevdiğim
    Vay al duvağımın sahibi
    Vay alnımın başımın umudu
    Han Beyrek

    diye ağladı. Babasına anasına haber oldu, apalaca yurduna feryat figan girdi, ak çıkardılar, kara giydiler. Kudretli Oğuz Beyleri Beyrek’ten ümit kestiler.

    Yalancı oğlu Yaltacuk küçük düğününü yaptı büyük düğününe mühlet koydu.

    Beyreğin babası Pay Püre Bey de bezirganlarını çağırdı yanına getirdi, der: Bre bezirganlar varın, iklim iklim arayın. Beyreğin ölüsü dirisi haberini getirirsiniz belki der.

    Bezirganlar hazırlık gördüler. Gece gündüz demeyip yürüdüler. Birdenbire Parasarın Bayburt Hisarına geldiler. Meğer o gün kafirlerin mukaddes günleri idi. Her biri yemekte içmekte idi. Beyreği de getirip kopuz çaldırıyorlardı. Beyrek yüce çardaktan baktı bezirganları gördü. Bunları gördüğünde haberleşti, görelim hanım ne haberleşti:

    Der:

    Düz engin havadar yerden gelen kervancı
    Bey babamın kadın anamın hediyesi kervancı
    Ayağı uzun koç ata binen kervancı
    Ünümü anla sözümü dinle kemancı
    Ulaş oğlu Salur Kazan’ı sorar olsam sağ mı kervancı
    Kudretli Oğuz içinde Kıyan Selçük oğlu Deli Dündarı sorar
    olsam sağ mı kervancı
    Kara Göne oğlu Kara Budağı sorar olsam sağ mı kervancı
    Ak sakallı babamı
    Ak bürçekli anamı sorar olsam sağ mı kervancı
    Göz açıp da gördüğüm
    Gönül ile sevdiğim
    Pay Piçen kızı Banu Çiçek evde mi kervancı
    Yoksa kimseye vardı mı kervancı
    Söyle bana
    Kara başım kurban olsun kervancı sana

    dedi. Bezirganlar der:

    Sağ mısın esen misin canım Bamsı
    On altı yılın hasreti hanım bamsı
    Kudretli Oğuz içinde
    Kazan Beyi sorar olsan sağdır Bamsı
    Kıyan Selçuk oğlu Deli Dündar’ı sorar olsan sağdır Bamsı.
    Kara Göne oğlu Budağı sorar olsan sağdır Bamsı
    O beyler ak çıkardı kara giydi senin için Bamsı
    Ak sakallı babanı
    Ak bürçekli ananı sorar olsan sağdır Bamsı
    Ak çıkarıp kara giydiler senin için Bamsı
    Yedi kız kardeşini yedi yol ayırımında ağlar gördüm Bamsı
    Güz elması gibi al yanaklarını yırtar gördüm Bamsı
    Vardı gelmez kardeş diye feryad eder gördüm Bamsı
    Göz açıp da gördüğün
    Gönül verip sevdiğin
    Pay Piçen kızı Banu Çiçek
    Küçük düğününü yaptı büyük düğününe mühlet koydu
    Yalancı oğlu Yaltacuğa varır gördüm Han Beyrek
    Parasarın Bayburt Hisarından uçmağa bak
    Ap alaca gerdeğine gelmeğe bak
    Gelmez olsan Pay Piçen kızı Banu Çiçeği aldırdın belli bil

    dedi. Beyrek kalktı, ağlaya ağlaya kırk yiğidin yanına geldi. Kaba sarığı kaldırdı yere çaldı, der: Hey benim kırk arkadaşım, biliyor musunuz neler oldu? Yalancı oğlu Yaltacuk benim ölüm haberini iletmiş, penceresi altın otağına babamın figan girmiş, kaza benzer kızı gelini ak çıkarmış kara giymiş, göz açıp da gördüğüm, gönül verip sevdiğim Banu Çiçek Yalancı oğlu Yaltacuğa varır olmuş.

     

    Böyle diyince kırk yiğidi kaba sarıklarını kaldırdılar yere çaldılar, böğüre böğüre ağlaştılar, feryat figan kıldılar. Meğer kafir beyinin bir bekar kızı var idi. Her gün Seyreği görmeğe getirdi. O gün yine görmeğe geldi. Baktı gördü Beyrek müteessir olmuş. Kız der: Niçin müteessirsin hanım yiğit? Geldikçe seni şen görürdüm, gülerdin oynardın, şimdi noldun dedi. Beyrek der: Nasıl müteessir olmayayım? On altı yıldır ki babanın esiriyim, babaya anaya, akrabaya kardeşe hasretim ve hem bir kara gözlü yavuklum var idi. Yalancı oğlu Yaltacuk derler bir kişi var idi.

     

    Varmış yalan söylemiş, beni öldü demiş, ona varır olmuş dedi. Böyle söyleyince kız —Beyreğe aşık olmuştu— der: Eğer seni hisardan aşağı urgan ile sallandıracak olursam, babana anana sağlık ile varacak olursan beni burada gelip helallığa alır mısın dedi. Beyrek and içti: Kılıcıma doğranayım, okuma saplanayım, yer gibi kertmeyim, toprak gibi savrulayım. sağlık ile varacak olursam Oğuz’a gelip seni helallığa olmazsam dedi. Kız da urgan getirip Beyreği hisardan aşağı sallandırdı. Beyrek aşağı baktı kendisini yeryüzünde gördü. Allah’a şükreyledi, yola düştü. Giderek kafirin at sürüsüne geldi. Bir at bulursam tutayım bineyim dedi. Baktı gördü kendisinin deniz tayı boz aygırı burada otlayıp duruyor.

    Boz aygır da Beyreği görüp tanıdı, iki ayağının üzerine kalktı kişnedi. Beyrek de övmüş, görelim hanım nasıl övmüş:

    Der :

    Açık açık meydana benzer senin alıncığın
    İki gece ışık saçan tasa benzer senin gözceğizin
    İbrişime benzer senin yeleciğin
    İki çift kardeşe benzer senin kulacığın
    Eri muradına yetiştirir senin arkacığın
    At demem sana kardeş derim kardeşimden daha iyi
    Başıma iş geldi arkadaş derim arkadaşımdan daha iyi

    dedi. At başını yukarı tuttu, bir kulağını kaldırdı Beyreye karşı geldi. Beyrek atın göğsünü kucakladı, iki gözünü öptü. Sıçradı bindi, hisarın kapısına geldi. Otuz dokuz arkadaşım emanet etti, görelim hanım nasıl emanet etti:

    Beyrek der:

    Bre pis dinli kafir
    Benim ağzıma söğüp duruyordun tahammül edemedim
    Kara domuz etinden yahni yedirdin tahammül edemedim
    Tanrı bana yol verdi gider oldum bre kafir
    Otuz dokuz yiğidimin emaneti bre kafir
    Birini eksik bulsam yerine on öldüreyim
    Onunu eksik bulsam yerine yüzünü Öldüreyim bre kafir
    Otuz dokuz yiğidimin emaneti bre kafir

    dedi. sonra tuttu yürüyü verdi. Kırk kişi kafirler atlandılar, ardına düştüler. Kovalayıp gittiler yetişemediler döndüler.

    Beyrek Oğuz’a geldi. Baktı gördü bir ozan gidiyor. Der: Bre ozan nereye gidiyorsun? Ozan der: Bey yiğit düğüne gidiyorum. Beyrek der: Düğün kimin? Yalancı oğlu Yaltacuğun dedi. Bre kimin nesini alıyor dedi. Ozan der: Han Beyreğin adaklısını alıyor dedi.

    Beyrek der: Bre ozan kopuzunu bana ver atımı sana vereyim, sakla, geleyim değerini getireyim alayım dedi. Ozan der: Avazım kısılmadan, sesim kalınlaşmadan bir attır elime geçti, götüreyim saklayayım dedi. Ozan kopuzu Beyreğe verdi. Beyrek kopuzu aldı, babasının yurduna yakın geldi. Baktı gördü ki bir kaç çobanlar yolun kenarını almışlar ağlıyorlar, hem durmayıp taş yığıyorlar. Beyrek der: Bre çobanlar, bir kişi yolda taş bulsa yabana atar, siz bu yolda bu taşı niçin yığıyorsunuz?

    Çobanlar der: Bre sen seni bilirsin, bizim halimizden haberin yok dediler. Bre ne haliniz vardır? Çobanlar der: Beyimizin bir oğlu var idi, on altı yıldır ki ölüsü dirisi haberini kimse bilmez. Yalancı oğlu Yaltacuk derler, ölüsü haberini getirdi, adaklısını ona verir oldular, gelir burdan geçer, vuralım onu, ona varmasın, eşine dengine varsın dediler.

    Beyrek der: Bre yüzünüz ak olsun, ağanızın ekmeği size helal olsun dedi. Oradan babasının yurduna geldi. Meğer evlerinin önünde bir büyük ağaç var idi. Dibinde bir güzel pınar var idi. Beyrek baktı gördü kim küçük kız kardeşi pınardan su almağa geliyor, kardeş Beyrek diye ağlıyor feryat ediyor, toyun düğünün kara oldu diye ağlıyor. Beyreğe müthiş ayrılık acısı çöktü, dayanmadı. boncuk boncuk gözünün yaşı akıp gitti. Çağırarak burada söyler, görelim hanım ne söyler:

    Beyrek der:

    Bre kız ne ağlıyorsun ne bağırıyorsun ağabey diye
    Yandı bağrım yakıldı içim
    Senin ağabeyin yok mu olmuştur
    Yüreğine kaynar yağlar mı dökülmüştür
    Kara bağrın mı sarsılmıştır
    Ağabey diye ne ağlıyorsun ne bağırıyorsun
    Yandı bağrım yakıldı içim
    Karşı yatan kara dağı sorar olsam yaylak kimin
    Soğuk soğuk sularını sorar olsam içme kimin
    Tavla tavla koç atları sorar olsam binek kimin
    Katar katar develeri sorar olsam yük taşıyıcı kimin
    Ağıllarda akça koyunu sorar olsam şölen kimin
    Karalı mavili otağı sorar olsam gölge kimin
    Ağız dilden kız işi haber bana
    Kara başım kurban olsun bugün sana

    dedi. Kız der:

    Çalma ozan söyleme ozan
    Yaslı ben kızın nesine gerek
    Karşı yatan kara dağı sorar olsan
    Ağabeyim Beyreğin yaylası idi
    Ağabeyim Beyrek gideli yaylayanım yok
    Soğuk soğuk sularını sorar olsan
    Ağabeyim Beyreğin içmesi idi
    Ağabeyim Beyrek gideli içenim yok
    Tavla tavla koç atları sorar olsan
    Ağabeyim Beyreğin bineği idi
    Ağabeyim Beyrek gideli binenim yok
    Katar katar develeri sorar olsan
    Ağabeyim Beyreğin yük taşıyıcısı idi
    Ağabeyim Beyrek gideli yükleyenim yok
    Ağıllarda akça koyunu sorar olsan
    Ağabeyim Beyreğin şöleniydi
    Ağabeyim Beyrek gideli şölenim yok
    Karalı mavili otağı sorar olsan
    Ağabeyim Beyreğindir
    Ağabeyim Beyrek gideli göçenim yok

    Yine kız der.

    Bre ozan
    Karşı yatan kara dağdan geldiğinde geçtiğinde
    Beyrek adlı bir yiğide rastlamadın mı
    Taşkın taşkın suları aşıp geldiğinde geçtiğinde
    Beyrek adlı bir yiğide rastlamadın mı
    Ağır adlı şehirlerden geldiğinde geçtiğinde
    Beyrek adlı bir yiğide rastlamadın mı
    Bre ozan gördün ise söyle bana
    Kara başım kurban olsun ozan sana

    dedi. Kız gene der:

    Karşı yatan kara dağım yıkılmıştır
    Ozan senin haberin yok
    Gölgeli koca ağacım kesilmiştir
    Ozan senin haberin yok
    Dünyalıkta bir kardeşim alınmıştır
    Ozan senin haberin yok
    Çalma ozan söyleme ozan
    Yaslı ben kızın nesine gerek ozan
    önünde düğün var düğüne varıp öt

    dedi. Seyrek bundan geçti, büyük kız kardeşlerinin yanına geldi. Baktı gördü kız kardeşleri karalı mavili oturuyorlar. Çağırıp Beyrek söyler, görelim hanım ne söyler:

    Der:

    Sabah sabah yerinden kalkan kızlar
    Ak otağı bırakıp kara otağa giren kızlar
    Ak çıkarıp kara giyen kızlar
    Bağır gibi katılaşan yoğurttan ne var
    Kara saç altında kül ekmeğinden ne var
    Deri yaygıda ekmekten ne var
    Üç gündür yoldan geldim doyuran beni
    Üç güne varmasın Allah sevindirsin sizi

    dedi. Kızlar vardılar yemek getirdiler, Beyreğin karnını doyurdular. Beyrek der: Ağabeyinizin başı ve gözü sadakası eski kaftanınız var ise giyeyim düğüne varayım, düğünde elime kaftan verirler, tekrar kaftanınızı geri vereyim dedi. Vardılar, Beyreğin kaftanı var imiş, buna verdiler. Aldı giydi, boyu boyura, beli beline, kolu koluna yakıştı. Büyük kız kardeşi bunu Beyreğe benzetti, kara süzme gözleri kan yaş doldu. Söylemiş, görelim hanım ne söylemiş :

    Kara sürme gözlerin fersizleşmeseydi
    Ağabeyim Beyrek diyeydim ozan sana
    Yüzünü kara saç örtmeseydi
    Ağabeyim Beyrek diyeydim ozan sana
    Sağlam sağlam bileklerin solmasaydı
    Ağabeyim Beyrek diyeydim ozan sana
    Sallana sallana yürüyüşünden
    Aslan gibi duruşundan
    Darda kalmış yiğidin arkası
    Zavallının biçarenin ümidi
    Bayındır Han’ın güveyisi
    Yırtıcı kuşun yavrusu
    Türkistanın direği
    Amıt suyunun aslanı
    Karacuğun kaplanı
    Yağız al atın sahibi
    Han Uruz’un babası
    Hanım Kazan
    Ünümü anla sözümü dinle
    Sabah sabah kalkmışsın
    Ak ormana girmişsin
    Ak kavağın budağından sallayarak geçmişsin
    Can yaycığını eğmişsin
    Okcağızını kurmuşsun
    Adını gelin odası koymuşsun
    Sağda oturan sağ beyler
    Sol kolda oturan sol beyler
    Eşikteki inançlılar
    Dipte oturan has beyler
    Kutlu olsun devletiniz

    dedi. Böyle söyleyince Kazan Bey der: Bre deli ozan benden ne dilersin, çadırlı otağ mı dilersin, kul hizmetçi mi dilersin, altın akçe mi dilersin, vereyim dedi. Beyrek der: Sultanım beni bıraksan da şölen yemeğinin yanına varsam, karnım açtır, doyursam dedi. Kazan der: Deli ozan devletini tepti, beyler bugünkü beyliğim bunun olsun, bırakın nereye giderse gitsin, neylerse eylesin dedi.

    Beyrek şölen yemeğinin üzerine geldi. Karnını doyurduktan sonra kazanları tepti, döktü, çevirdi. Yahninin kimini sağma, kimini soluna atar. Sağdan gideni sağ alır, soldan gideni sol alır. Haklıya hakkı değsin, haksıza yüzü karalığı değsin.

    Kazan Bey’e haber oldu, sultanım deli ozan hep yemeği döktü dediler, şimdi kadınların yanına varmak istiyor. Kazan der: Bre bırakın kadınların yanına da varsın dedi.

    Beyrek kalktı, kadınların yanına vardı Zurnacıları kovdu, davulcuları kovdu, kimini dövdü, kiminin başını yardı. Kadınların oturduğu otağa geldi, eşiğini uttu oturdu. Bunu gördü Kazan Bey’in hatunu boyu uzun Burla kızdı, der: Bre kavat oğlu deli kavat, sana düşer mi teklifsizce benim üzerime gelesin dedi. Beyrek der: Hamın. Kazan Bey’den bana buyruk oldu. bana kimse karışamaz dedi. Burla Hatun der: Bre madem ki Kazan Bey’den buyruk olmuştur, bırakırı otursun dedi. Yine döndü Seyreğe der: Bre deli ozan peki maksadın nedir? Der: Hanım maksadım odur ki kocaya varan kız kalksın oynasın, ben kopuz çalayım dedi.

    Kısırca Yenge derler bir hatun var idi, ona dediler: Bre Kısırca Yenge kalk sen oyna. ne bilir deli ozan dediler. Kısırca Yenge kalktı, der: Bre deli ozan kocaya varan kız benim dedi. oynamağa başladı. Beyrek kopuz çaldı söyledi, görelim hanım ne söyledi :

    Der:

    And içmişim kısır kısrağa bindiğim yok
    Binip mukaddes savaşlara vardığım yok
    öküz ardında çobanlar sana bakar
    Boncuk boncuk gözlerinin yaşı akar
    Sen onların yanına var
    Muradını onlar verir belli bil
    Seninle benim işim yok
    Kocaya varan kız kalksın
    Kol sallayıp oynasın
    Ben kopuz çalayım

    dedi. Kısırca Yenge, vay bu zeval gelecek deli beni görmüş gibi söylüyor, dedi, vardı yerinde oturdu.

    Bu sefer Boğazca Fatma derler bir hatun var idi. kalk sen oyna dediler. Kızın kaftanını giydi, çal bre deli ozan, kocaya varan kız benim, oynayayım dedi. Deli ozan der:

    And içeyim bu sefer boğaz33 kısrağa bindiğim yok
    Binip mukaddes savaşlara vardığım yok
    Evinizin ardı derecik değil miydi
    Köpeğinizin adı Barak değil miydi
    Senin adın kırk oynaşlı Boğazca Fatma değil miydi
    Daha aybını açarım belli bil

    dedi.

    Seninle benim oyunum yok
    Var yerine otur
    Kocaya varan yerinden kalksın
    Ben kopuz çalayım
    Kol sallayıp oynasın

    dedi. Böyle söyleyince Boğazca Fatma der: Vay deli boğmaca çıkaracak olanca aybımızı kalktı, kalk kız, oynarsan oyna, oynamazsan cehennemde oyna, Beyrek’ten sonra başına bu hal geleceğini biliyorduk dedi. Burla Hatun der: Kız kalk oyna, elinden ne gelir dedi.

    Banu Çiçek kırmızı kaftanını giydi, ellerini yenine çekti gözükmesin diye, oyuna girdi, dedi. Bre deli ozan çal. kocaya varan kız benim, oynayayım dedi. Beyrek der:

    Ben bu yerden gideli deli olmuş
    Pek çok beyaz karlar yağmış dize çıkmış
    Han kızının evinde kut, halayık tükenmiş
    Maşrapa almış suya varmış
    Bileğinden on parmağını soğuk almış
    Kızıl altın getirin han kızına tırnak yontun
    Ayıplıca han kızı kocaya varmak ayıp olur

    dedi. Banu işitince Banu Çiçek kızdı: Bre deli ozan ben ayıplı mıyım ki, bana ayıp koşuyorsun dedi, gümüş gibi ak bileğini açtı, elini çıkardı. Beyreğin geçirdiği yüzük göründü. Beyrek yüzüğü tanıdı. Burada söylemiş, görelim hanım ne söylemiş:

    Beyrek gideli bam bam tepe başına çıktığım çok
    Kargı gibi kara saçımı yolduğum çok
    Güz elması gibi al yanağımı yırttığım çok
    Vardı gelmez bey yiğidim han yiğidim Beyrek diye ağladığım çok
    Seviştiğim Bamsı Beyrek sen değilsin
    Altın yüzük senin değildir
    Altın yüzükte çok nişan vardır
    Altın yüzüğü istiyorsan nişanını söyle

    dedi. Beyrek der:

    Sabah sabah hankızı yerimden kalkmadım mı
    Boz aygırın beline binmedim mi
    Senin evinin üzerine yabani geyik yıkmadım mı
    Sen beni yanına çağırmadın mı
    Seninle meydanda at koşturmadık mı
    Senin atını benim atım geçmedi mi
    Ok atınca ben senin okunu geride bırakmadım mı
    Güreşte ben seni yenmedim mi
    Üç öpüp bir ısırıp
    Altın yüzüğü parmağına geçirmedim mi
    Seviştiğin Bamsı Beyrek ben değil miyim

    dedi. Böyle diyince, kız tanıdı bildi ki Beyrek’tir, cübbesi ile çuhası ile Beyreğin ayağına kapandı. Beyreğe dadılar kaftan giydirip donattılar. Hemen kız sıçradı ata bindi. Beyreğin babasına anasına müjdeye koşturup gitti. Kız der:

    Halka halka kara dağın yıkılmıştı yüceldi ahir
    Kanlı kanlı suların çekilmişti çağladı ahir
    Koca ağacın kurumuştu yeşerdi ahir
    Yiğit atın ihtiyarlamıştı tay verdi ahir
    Kıvıl develerin ihtiyarlamıştı yavru verdi ahir
    Ak koyunun ihtiyarlamıştı kuzu verdi ahir
    On altı yıllık hasretin oğulun Beyrek geldi ahir
    Kayın baba kaynana müjde bana ne verirsiniz

    dedi. Beyreğin babası anası der:

    Dilin için öleyim gelinciğim
    Yoluna kurban olayım gelinciğim
    Yalan ise bu sözlerin gerçek olsun gelinciğim
    Sağ esen çıkıp gelse
    Karşı yatan kara dağlar sana yaylak olsun
    Soğuk soğuk suları sana içme olsun
    Kulum halayığım sana cariye olsun
    Yiğit atlarım sana binek olsun
    Katar katar develerim sana yük taşıyıcı olsun
    Ağıllarda akça koyunum sana şölen olsun
    Altın akçem sana harçlık olsun
    Penceresi altın otağım sana gölge olsun
    Kara başım kurban olsun sana gelinciğim

    dedi. Bu sırada beyler Beyreği getirdiler. Kazan Bey der: Müjde Pay Püre Bey oğlun geldi dedi. Pay Püre Bey der: Oğlum olduğunu şundan bileyim, serçe parmağını kanatsın, kanını mendile silsin, gözüme süreyim, açılacak olursa oğlum Beyrek’tir dedi. Zira ağlamaktan gözleri görmez olmuştu. Mendili gözüne sürünce Allah Taala’nın kudreti ile gözü açıldı. Babası anası feryat ettiler. Beyreğin ayağına kapandılar. der:

    Penceresi altın otağımın kabzası oğul
    Kaza benzer kızımın gelinimin çiçeği oğul
    Görür gözümün aydını oğul
    Tutar belimin kuvveti oğul
    Kudretli Oğuz imrenileni canım oğul

    diyerek çok ağladı, Allah’ına şükürler eyledi.

    Yalancı oğlu Yaltacuk bunu işitti. Seyreğin Korkusundan kaçtı kendini Dana Sazına attı. Beyrek ardına düştü, kovalaya kovalaya saza düşürdü. Beyrek der: Bre ateş getirin. Getirdiler, sazı ateşe verdiler. Yaltacuk gördü ki yanıyor, sazdan çıktı Beyreğin ayağına kapandı, kılıcı altından geçti Beyrek de suçundan geçti. Kazan Bey der: Gel muradına eriş. Beyrek der: Arkadaşlarımı çıkarmayınca, hisarı almayınca murada erişmem dedi. Kazan Bey, Oğuz’una beni seven binsin dedi.

    Kudretli Oğuz beyleri atlandılar, Bayburt Hisarı’na dört nala yetiştiler. Kafirler de bunları karşıladılar.

    Kudretli Oğuz beyleri arı sudan abdest aldılar, ak alınlarını yere kodular, iki rekat namaz kıldılar. Adı güzel Muhammedi yad ettiler. Gümbür gümbür davullar dövüldü. Bir kıyamet savaş oldu, meydan dolu baş oldu. Şöklü Melik’i böğürderek Kazan Bey attan yere düşürdü. Kara Tekürü Deli Dündar kılıçladı yere düşürdü. Kara Arslan Meliki Kara Budak yere düşürdü. Derelerde kafire kırgın girdi. Yedi kafir beyi kılıçtan geçti. Beyrek, Yigenek, Kazan Bey, Kara Budak. Deli Dündar, Kazan oğlu Uruz Bey bunlar kaleye yürüyüş ettiler. Beyrek otuz dokuz yiğidinin üzerine geldi, onları sağ ve esen gördü. Allah’a şükreyledi. Kafirin kilisesini yıktılar, yerine mescit yaptılar. Keşişlerini öldürdüler. Ezan okuttular, aziz Tanrı adına hutbe okuttular. Kusun, alaca kanını, kumaşın temizini, kızın güzelini, dokuz katlı işlenmiş süsler elbise, cübbe hanlar hanı Bayındır’a hisse çıkardılar. Pay Püre Bey’in oğlancığı Beyrek, melikin kızını aldı, ak evine ak otağına geri döndü, düğüne başladı. Bu kırk yiğidin bir kaçına Han Kazan, bir kaçına Bayındır Han kızlar verdiler.

    Beyrek de yedi kız kardeşini yedi yiğide verdi. Kırk yerde otağ dikti. Otuz dokuz kız talihli talihine birer ok attı. Otuz dokuz yiğit okunun ardınca gitti. Kırk gün kırk gece toy düğün eylediler. Beyrek yiğitleri ile murat verdi, murat aldı. Dedem Korkut geldi, neşeli havalar çaldı, destan söyledi deyiş dedi. gazi erenler başına ne geldiğini söyledi, bu Oğuzname Beyreğin olsun dedi. Dua edeyim hanım: Yerli kara dağların yıkılmasın. Gölgeli koca ağacın kesilmesin. Ak sakallı babanın yeri cennet olsun. Ak bürçekli ananın yeri cennet olsun.

     

    Oğul ile kardeşten ayırmasın. Ahir vaktinde arı imandan ayırmasın. Amin amin diyenler Tanrı’nın yüzünü görsün. Derlesin toplasın günahınızı adı güzel Muhammet Mustafa’nın yüzü suyuna bağışlasın hanım hey!…

    Tags: , , , ,

Rss Feed Tweeter button Facebook button Technorati button Reddit button Myspace button Linkedin button Webonews button Delicious button Digg button Flickr button Stumbleupon button Newsvine button Youtube button
Edebiyat Edebiyat