• Kanûnî Sultan Süleyman merhum, Topkapı Sarayı’ nın bahçesindeki ağaçlarda mebzûl miktarda karınca görülmesi üzerine, kurtulmak için çare araştırır ve ağaçların gövdelerine ve diplerine kireç tatbik edilirse meselenin çözüleceğini öğrenir. Fakat ilim ehlinden izin almadan yapmak istemez ve Zenbilli Ali Efendi’ ye meseleyi sorar.

    Çok iyi bir şair olan –o kadar ki, bütün Osmanlı Şairleri içinde biri hariç (o biri Zâtî merhûmdur) hepsinden fazla miktarda gazel sahibidir Kanûnî ve şiirlerinde kullandığı mahlâs Muhibbî’ dir- Sultan suali de vezne koyar:

    Dırahtı ger sarmış olsa karınca Zarar var mı karıncayı kırınca
    Dıraht : Ağaç
    Ger : Eğer
    Cevap benzer şekilde gelir Zenbilli’ den:
    Yarın Hakkın divanına varınca Süleyman’dan hakkın alır karınca.

    [“Karıncaları kireç uygulayarak ber taraf edemezsin, buna izin yoktur” tarzında anlamamalı cevabı. Soranda cevap veren de pekâlâ bilirler ki, bunu yapmak caizdir, izin vardır. Ancak bu vesileyle Şeyhül islâm Zenbilli Ali Efendi, Padişaha demektedir ki, . evet helaldir ammâ, hesâba da çekilirsin; zâten malûm değil midir ki, helâle hesap var, harama azap!]

  • Hikaye : sevmeyen – sevilmeyen kız

    ben, erkek arkadaşımla arkadaşlarım vasıtasıyla tanışmıştım,aslında tam istediğim gibi bir insandı.arkadaşlarla her gittiğim yere o da geliyordu, mevkiside vardı, bu ilşkiye ben sevmeden istemeden başladım,ilk iki hafta iiyi güzeldi o çalışıyordu akşamdan akşama görüyoduk birbirimizi baen hiç görüşmüyoduk , görüştüğümüzdede hep yanımızda arkadaşlar oluyordu,ben bu ilşkiyi akadaşlarının yanında değil tek başımıza yaşamak istiyodum,onu tanımak, inanmak,güvenmek istiyodum ama olmadı soğudum,çok iyi bir insandı kimsyi incitmeyen bir insan ama olmayınca olmuyor işte,bende onu istemediğimi anladım ama ayrılmak isteyen ben olmak istemedim onun benden ayrılmasını sağladım ve ayrıldık ama ondan sonra onun gibiisni bulamadım o yüzden ben gerçek aşkın var olduğuna inamıyorum gerçek mutluluk gerçek aşk bence karşılıklı güven ve saygı içinde olur size dğer verene sizde değer o zaman gerçekten mutlu olacaksınız;ona dönmek istiyorum ama dönemiyorum, siz siz olun size değer verenin kıymetini bilin yaşadığınız günlerin kıymetini bilin

  • ormancı hikayesi 

    Mugla’nın Yatagan ilçesine baglı Gevenes koyunde Mustafa Şahbudak adın da, 1922 yılında bir efe dogar. Babası agadır, dolayısıyla Mustafa da bir aga çocugudur. Mustafa hiddetli bir kişilige sahiptir. Koy Muhtarı Tevfik Cezayirli en yakın canciger arkadaşıdır. Herke bu ikilinin arkadaşlıgına gıpta ile bakar Neredeyse her akşam koy kahvesinde bu iki arkadaş dama maçı duzenlerler iddialı ve dostça yapılan bu karşılaşmalar, kahvedekiler tarafından ilgi ile izlenir. Çunku bu olayların mukafatını, izleyiciler almaktadır. 1946 yılı, Temmuz ayının sıcak bir gununde bu arkadaşlıga kan damlar, ofke seli karışır. Ugursu hadise cezaevinde sonuçlanarak, elli beş yıldır soylenegelen bir drama donuşur.

    Sıcak bir temmuz gunu Mustafa Şahbudak, her zamanki gibi yine koy kahvesi ne gider. O sırada kahveye Muhtar Tevfik Cezayirli’yi gormege, Yatagan ilçe Milli Egitim Mufettişi ile tahsildar gelmiştir. Muhtar olmadıgı için misafirleri her zaman oldugu gibi, Mustafa Şahbudak agırlama gorevini ustlenir. İki misafiri alıp yemege goturur. Donduklerinde Muhtar’ı kendilerini bekler gorurler. O gun iki misafirden izin isteyip, yine dama tahtasının başına otururlar. Oyunun yarısında orman memuru, Mehmet İn, çıkagelir. Mehmet, sarhoştur. Bir gun once, komşu olan Çiftlik koyunde yangın olmuştur. 1946 seçimlerinin evrakları Yatagan’a gonderilecektir. Seçim evrakını Yatagan’a, koy bekçisinin goturmesi zorunludur. Ormancı ise, yangın evrakının bir an once ilçeye goturulmesi için, bekçiyi Muhtar’dan ister. Muhtar:
    ***Olmaz, daha acil olan seçim sonuçlarının ulaştırılması gerekiyor. Bekçiyi gonderemem der. Bunun uzerine Ormancı ile Muhtar arasında, bir tartışma başlar. Muhtar en sonunda:
    ***Ayıp ediyorsun Mehmet, bize musaade et, der.

    Ormancı kahveye girip tekrar geri doner, gelir. Dama masasını bir yumrukta darmadagın eder. Mustafa Şahbudak, bu davranışa tahammul edemez ve Ormancı’ya bir tokat atar. Olayın buyuyecegini anlayan koyluler, adamı alıp sakinleşmesi için kahvenin arka tarafına gotururler. Ormancı oradan bagırarak kufurler savurmaktadır. Kufurler Mustafa Şahbudak’ın tahammul sınırını daha da zorlar. Yerinden kalkar, Ormancı’nın uzerine yurur. Ormancı Mehmet’in, kamasını çıkarıp Mustafa Şahbudak’ın sol kolunun pazısından yaralar. O zaman, Mustafa Şahbudak Ormancıyı korkutmak için, belindeki tabancayı çıkarır, yere dogru ateş eder. İşte ne olursa, o an olur!

    Muhtar, Ormancı’nın ikinci kez kama vurmaması için elini tutar. Fakat, Mustafa Bey tetigi çoktan çekmiştir… Ormancı bunun uzerine kaçmaya başlar. Mustafa Şahbudak kaçmasın diye, bir el daha ateş eder. Bu ateş de oldurmek için degil, kaçmasına engel olmak içindir. ikinci atış uzerine Mehmet in, yere duşer.

    Arka cebinde tabaka oldugu için, ona hiç bir şey olmaz. Bu arada ne yazık ki, Mustafa Şahbudak, kaza kurşunu ile dostu Tevfik’i vurur. O gunlerin imkansızlıkları içerisinde Tevfik’i, tahta bir sal uzerinde Mugla devlet hastahanesine gotururler. Tevfik, çok kan kaybetmektedir. Mustafa, Doktor Veli Bey’e:

    Babamın selamı var, bu adamı iyileştir. der.
    Veli Bey:
    ***O olecek, once senin kolunu saralım. der. O sırada Tevfik eliyle işaret edip Mustafa’yı yanına çagırarak:
    ***Ben oluyorum hakkını helal et. der.
    Mustafa:
    ***Hayır, sen olmeyeceksin! derken aglamaya başlar. Aslında orada herkes efelerin aglamadıgını bilir. Ancak Mustafa, arkadaşının bu durumuna dayanamamıştır.
    Gerçekten de biraz sonra Tevfik, hayata gozlerini kapar. Mustafa, en yakın arkadaşını oldurdugu için polise teslim olur, Bu olay uzerine dort yıl ceza yer. Ceza. evindeyken her gece Tevfik ruyasına girer. Ancak Ormancı’ya kini gittikçe artar. Bu acı olaydan sonra koyde kalamayacagını anlayan Ormancı, tayin ister.
    Kavaklıdere Orman Mudurlugune atanır. Aslen Marmarislidir. Emekliliginden sonra oraya yerleşir. Doksanlı yılların başında, kendi memleketi olan Marmaris’te olur.

    Mustafa Şahbudak cezaevinden çıktıktan sonra, anılarla dolu o koyde yaşayamayacagını anlayıp, Mugla merkeze yerleşir.

    Çok sevdigi, gunlerini birlikte geçirdigi arkadaşını Muhtar Tevfik Cezayirli’yi tek
    kurşunla oldurdugunde arkada yirmi beş yaşında bir eş ve uç çocuk bırakır. Muhtar’ın eşi Pembe, bu acıya dayanamayınca birkaç yıl sonra aklı dengesini yitirir. Oglanın biri İzmir’e yerleşir. Diger oglanla kız, koyde evlenirler ve hayatlarını orada surdurmeye devam etmekteler.

    Yıllardır her şeyi unutmaya çalışan Mustafa’ya bir gun arkadaşları, Tahir Usta adında bir degirmenciden bahsederler. Bu degirmenci, annesinin akrabasıdır. Degirmenci Tahir Usta aynı zamanda turku de bestelemektedir. İşte Gevenes koyunde yaşanan bu acı olay da bu kişi tarafından bestelenmiştir. Dugunlerde okunan, herkesin diline duşen turku ”Ormancıdır.” Bir gun, radyodan duydugu bu turku ile unutmak istedigi olayları, tekrar yaşar gibi olur. Radyoyu kapatır, bu turkuden çok incinmiştir.
     
    Ormancı turkude Ormancı adı ile, Mustafa Şahbudak ise ”Bay Mustafa” adı ile yer almıştır.

    Ormancı Mehmet’in bir anlık sarhoşlugunun musibetini, yıllarca pişmanlık
    duyarak ve memleketinde barınamayarak odedi demek yanlış olur.
    Çunku o turku yaşadıgı muddetçe kotu adam olarak anılacaktır ve tarihe oyle geçecektir.*
    ORMANCI TuRKuSu

    Çıktım Belen kahvesine baktım ovaya
    Bay Mustafa çagırdı, dam oynamaya,
    Ormancı da gelir gelmez, yıkar masayı,
    Soz dinlemez Ormancı, çekmiş kafayı
    Aman Ormancı, canım Ormancı
    Koyumuze bıraktın yoktan bir acı

    Gevenes’ in ortasında, degirmen doner,
    Degirmenin suları, dagından iner,
    Ormancı’ya atılan kurşun, Tevfik’ e doner,
    Tevfik’ in feryatları, yurekler deler,
    Aman Ormancı, canım Ormancı
    Koyumuze bıraktın yoktan bir acı

    Gevenes’ in suları hoştur içmeye,
    ustunde koprusu var, gelip geçmeye,
    Tevfik’ imi vurdular, hiç mi hiç yere,
    Yazık ettin Ormancı, koyun iki gencine
    Aman Ormancı, canım Ormancı
    Koyumuze bıraktın yoktan bir acı

  • Gece yarısına doğru evden sesler yükselmeye başladı. Pencerenin camlarından parlak ve renkli ışıklar dışarı süzülüyordu. Yavrukuş çok korkmuştu. Hemen yuvasından uçup, yakındaki ağacın dallarına kondu ve pencereden ne olup bittiğini görmeye çalıştı. Odada tavana kadar yükselen bir çam ağacı vardı! Ağacın altına renk renk paketler, oyuncaklar konulmuştu. Çocuklar ağacın etrafında sevinçle koşuyor, oyunlar oynuyorlardı. Saka kuşu yavrusu, insanların gece yarısı neden bu kadar sevindiklerini anlayamamıştı. Çünkü Yavrukuş daha o yaz yumurtadan çıkmıştı ve bu koca dünyaya dair fazla bir şey bilmiyordu. O gece, insanlar ışıkları söndürüp yattıktan sonra, çok geç uyuyabildi.


    Sabah Yavrukuş dışarda cırlak sesleriyle gürültü yapan serçelerin çığlıklarını duyup uyandı. Yuvadan dışarı uçup şöyle seslendi onlara:
    “Ne diye bağırıyorsunuz sabah sabah! Gece yarısı insanların gürültüsünden uyuyamadım, şimdi de siz rahat vermiyorsunuz! Neler oluyor?”
    “Ne mi oluyor?” diye şaşırdı serçeler. “Bugün yeni yılın ilk günü. Herkes neşe içinde. İnsanlar da biz de sevinçle karşılarız yeni gelen yılı.”
    “Yeni yıl mı? O da ne demek?”
    “Ah, yazık sen pek de küçükmüşsün” diye güldü serçeler. “Yeni yılın ilk günü yılın en güzel günüdür. Bu gün artık güneş bize geri gelmeye başlar. Bugün takvimin ilk günüdür. Bugün bir Ocak!”
    “Ocak mı? O da ne oluyor? Peki ‘takvim’ ne demek?”
    “Anlaşıldı” diye dudak büktü serçeler, “demek sen yumurtadan çıkalı fazla bir zaman geçmemiş. Takvim bütün bir yılın düzenidir. Bir yıl aylardan oluşur. İlk ay Ocak’tır, yani yılın gagasının ucu. Sonra on tane, yani iki ayağının parmakları kadar ay gelir. Şubat, Mart, Nisan, Mayıs, Haziran, Temmuz, Ağustos, Eylül, Ekim ve Kasım. Ardından son ay olan Aralık. Ocak nasıl yılın gagasıysa. Aralık da işte yılın kuyruğunun sonudur. Anladın mı Yavrukuş?”
    “Hayır, doğrusunu isterseniz hiç de anlamadım” diye iki yana doğru salladı başım Yavrukuş. “Bütün söylediklerinizden aklımda kalanlar ‘gaga’, ‘iki ayağın parmakları’, ‘kuyruk’ kelimeleri oldu. Diğerleri zor şeyler.”

    “Bana bak!” dedi yaşlı serçe, “Şimdi sen biraz ormanda, kırlarda, tarlalarda uç bakalım. Ama gözlerin! dört aç ve çevrene dikkatle bak. Çevrende olup bitenleri izle. Ayın bittiğini duyunca da geri gel. Bak ben de bu evde yaşıyorum. Yuvam işte çatının altındaki boşlukta. Ben sana bir sonraki ayın ne olduğunu anlatırım. Böylece sırayla hepsini öğrenirsin.”

    “Çok güzel fikir” diye sevindi Yavrukuş. “Ben mutlaka sana geri geleceğim! Sonra da kanatlarını çırptı ve uçuverdi.

    Küçücük bir saka kuşuydu “Yavrukuş“. Daha yuva kuracak kadar da büyümemişti. Bilirsiniz, saka kuşları tembel tembel dallarda tünemeyi hiç sevmezler. O da bütün gün dallardan bahçe çitlerine, ev çatılarından çalılıklara neşeyle uçardı. Akşam olduğunda da Yavrukuş kendine ağaçlarda bir kovuk arar, orada sabahlardı. Tüylerini kendine yastık yapar, kanatlarını da yorgan gibi üzerine çeker bir güzel uyurdu.Kış mevsiminin, artık havaların iyice soğuk olduğu günlerinden birinde şans Yavrukuş’un yüzüne gülüverdi. Bir pencere pervazının altında boş bir serçe yuvası buldu. Yuva yumuşacık tüylerle döşenmişti. Yavrukuş hiç düşünmeden yuvaya yerleşti. Annesinin yuvasından uçalı beri, ilk defa böyle sıcak ve sakin bir yuvada uyuyordu.

  • İşadamı Sedat, karısı Ceren’i çok sevmesine rağmen manken Nazan’ın cazibesine kapıldı. Ceren aldatıldığını öğrendi ve kardeşinden yardım istedi

    Tırnaklarıyla kazıyarak konfeksiyon işinde iyi bir yere gelen Sedat Y.nin hayatı, ürünleri tanıtmak için getirdiği manken Nazlı E. ile tanışmasıyla değişti. Güzel mankenle gönül ilişkisine giren bir çocuk babası Sedat, durumu eşi Ceren’in öğrenmesiyle sıkıntılı günler yaşamaya başladı. n Ceren, aldatıldığını kardeşi Ümit’e söyleyince, öfkeli genç eniştesini kurşun yağmuruna tuttu. Hayati tehlikeyi atlatan Sedat her şeyi itiraf etti. Arkadaşımız Sadık Işıklar araştırdı. SADIK IŞIKLAR SEDAT çok küçük yaşlarda İstanbul’a geldi. Koskoca şehirde yaşam kavgası veren Sedat çok eşitli işler yaptı. İnşaatlarda çalıştı, fırıncılık yaptı, hatta simit bile sattı, çok azimliydi. Biriktirdiği küçücük parayla kendi patronu olmak istiyordu. İsteği iki makine alıp konfeksiyon atölyesi açmaktı. Sonunda istediğine kavuştu. Biraz borçlandı ama kendi kendinin patronu oldu. Küçük atölyesinde sabahlara kadar hiç yılmadan çalışıyordu. Birbirlerine aşıktılar… Amacı bir yuva kuracak kadar para yapmaktı. Çünkü o atölyesinin karşısında oturan Ceren’e aşıktı. Ceren de Sedat’ın ilgisinden hoşnuttu. O da Sedat’ı beğeniyordu. Kısa bir zaman iki genç duygularını birbirlerine açarak aşklarını dile getirdiler. Sedat bundan böyle daha çok çalışması gerektiğini her fırsatta Ceren’e söyledi. Çünkü Ceren’in hemen karısı olmasını istiyordu. Aradan birkaç ay geçtikten sonra Sedat ailesinden Ceren’i istedi. Ceren’in ailesi Sedat’ı çalıştığı çevrede araştırdı. Ve sonuç olarak aralarında nişan yaptılar. Ardından da nikah işlemlerine başladılar.

  • BIr varmis bir yokmus.Evvel zaman icinde,kalbur saman icinde, kucuk bir köyde guzeller guzeli bir kız yasarmıs.Bu kız dolasmayı cok severmis.
    Birgun,annesinden izin alip,dısarı cıkmıs.Dola-
    sirken,yolunu kaybetmis.Araya araya sonunda yo-
    lunu bulmus.Bu kız yine annesinden izin alip,di-
    sari cikmis.Yine yolunu kaybetmis ama bu sefer bir daha bulamamis.Gittikcede hava kararıyormus. Continue reading “orman hikayesi” »

  • BIr varmis bir yokmus.Evvel zaman icinde,kalbur saman icinde, kucuk bir köyde guzeller guzeli bir k1z yasarm1s.Bu k1z dolasmay1 cok severmis.
    Birgun,annesinden izin alip,d1sar1 c1km1s.Dola*
    sirken,yolunu kaybetmis.Araya araya sonunda yo*
    lunu bulmus.Bu k1z yine annesinden izin alip,di*
    sari cikmis.Yine yolunu kaybetmis ama bu sefer bir daha bulamamis.Gittikcede hava karar1yormus.
    Bu k1z evini ararken karsisina bir orman c1km1s.
    Bu orman1n icinden inleme sesleri geliyormus.
    cok korkmus.Korkmas1na ragmen ormana girmeye karar vermis.Ormana girip,gezmis gezmis ve inleme seslerinin cok yak1ndan geldigini his*
    setmis.Bulunduu yerde sag1na soluna bakarken,
    önune yavru ve yaral1 bir ceylan c1km1s.K1z bu yavru ceylan1 evine göturmek istiyormus fakat
    evinin yolunu kaybetmisti.Yavru ceylan1 kucag1na alarak evini bulmaya cal1s1yormus ki birden ö*
    nune bir aslan c1km1s.K1z cok korkakm1s fakat bir yandanda .ok ak1ll1 imis.Hemen aslan1n dikkatini baska yere vermeyi basarmis.Ama aslan da biraz uyanan1k c1km1s.K1z hemen kacmaya baslam1s.Tam aslan k1z1 yakalayacakm1ski,or*
    mandaki agaclara tak1lm1s.K1zda fark1nda olmadan ormandan c1km1s.B1rden evi önune c1km1s ve hemen evine gitmis.Annesinden bir ton laf isitmisti ama sonunda evini bulmustu.Olanlar1 annesine anlanlar1 annesine anlatt1 ve cocuguna bir sey olmad1g1 icin sevindi.cocuk annesine ceylan1
    iyilestirmesini istedi.Annesi zaten veterinermis.
    hemen yard1m etti.Ceylan 2,3 gun sonra iyilesmis ve kendini iyice toparlam1st1.K1z 1 gun sonra ceylan1 al1p ormana göturdu.Ceylan nas1l oluyorsa konustu.Demis ki “Buras1 Gizemli Orman.
    Beni kurtard1n sagol ama kendini asla kurtarama*
    yacaks1n!“K1z,ceylan1n bu sözunden cok urkmustu.
    Ormandan hemen c1kmak istedi fakat agaclar buna engeldi.K1z o gunden beri bu orman1n gizemini cözmeye cal1sm1s fakat basaramam1st1.Zaten o gunden beri de k1zdan kimse haber alamam1st1.

  • Bir Amerikali ile Japon safari’ye çıkmışlar. Her ikisi de son teknolojik silahlarıda birbirlerine nazire yapmak için yanlarına almışlar. Derken uzakta bir aslan görünmüş. Amerikalı lazer tüfeğini doğrultmuş ve aslana ateş etmiş. Ama karavana. Hemen Japon uydudan yönlendirmeli tüfeğini doğrultup ateş etmiş. Fakat o da karavana. Aslan bizimkileri farkedince üzerlerine doğru gelmeye başlamış. Amerikalı bir yudum viski içip acı sonu beklemeye başlamış. Japon hemen botlarını çıkarıp spor ayakkabılarını giymeye başlamış. Amerikalı sormuş :
    -Ne o, aslandan hizlı mı koşacaksın ?
    -Yoo, senden hızlı koşsam yeter.

    Tags: , ,

  • Bir cift , gol kiyisina tatile gider..
    Golde bazi bolumlerde balik avlamak yasaktir…
    Koca yasak olmayan bolumlerde avlanarak , kadin da kitap okuyarak gunlerin gecirmektedirler. Derken bir gun adam balik avlamaktan gelir ve ogleden sonra kestirmek uzere odasina cekilir. Kadinin cani sikilir ve botla golde bir gezinti yapmaya karar verir. Bu gezinti umdugu gibi gitmez ve botun hakimitiyetini yitirir. Bot gol uzerinde serbsetce dolasmaya baslar. Kadin da yapacak bir sey olmadigi icin cikarip kitabini okumaya baslar. Derken devriyeye cikmis olan serif kadini gorur ve yanina yanasir..
    “Hanfendi burada ne yapiyorsunuz?”
    “Gormuyormusunuz kitap okuyorum.”
    “Ama bu bolgede balik avlamak yasaktir.”
    “Zaten ben de balik avlamiyorum”
    “Ama gerekli butun ekipmana sahipsiniz, sanirim sizi karakola goturup ceza kesmem gerekiyor.”
    “Eger boyle bir sey yaparsaniz ben de bana tecavuz ettiginiz soylerim.”
    “Size dokunmadim bile..!!”
    “Ama gerekli tum ekipmana sahipsiniz, degil mi?”

    Tags: ,

  • Malum, avcılar atıcılıklarıyla meşhurdurlar. Yine bir mecliste üç avcı karşılıklı olarak köpeklerini övüyorlarmış. Birincisi demiş ki:”Benim köpeğim çok akıllıdır, bakkala gönderirim, ne istersem alır ve getirir.” Hemen ikinci avcı atlamış:” Ya benimki! Sadece istediklerimi almakla kalmaz, paranın üstünü de doğru olarak getirir, satış fişini de alır vs. vs.
    Bu sırada üçüncü avcı kendinden emin bir tavırla aynen şöyle der:”Sizin köpeklerinizin alışveriş ettiği dükkanı benim köpeğim çalıştırıyor.”

    Tags:

Rss Feed Tweeter button Facebook button Technorati button Reddit button Myspace button Linkedin button Webonews button Delicious button Digg button Flickr button Stumbleupon button Newsvine button Youtube button
Edebiyat Edebiyat