• Bir gün karakuvvetleri komutanı hava kuvvetleri komutanı ve deniz kuvvetleri komutanı bir araya gelmiş muhabbet ediyolarmış.konu askerlerin eğitim ve cesaretine gelmiş. Hava kuvvetleri komutanı demişki en cesur asker benim askerim isterseniz ıspatlayabiliirim o arada bi F16 geçiyomuş hemen uçakla bağlantı kurmuşlar hava kuvvetleri komutanı emir vermiş askerin biri uçaktan atlasın.asker atlamış ölmüş hava kuvvetleri komutanı gördünüzmü ne kadar cesur benim askerlerim demiş. Kara kuvvetleri komutanıda oda bişeymi sen benim askerimi gör bide yanındaki askerin birine emir vermiş. Asker karşıdan geçen tankın altına yat asker hiç tereddüt etmeden tankın altına yatmış ve ölmüş. Deniz kuvvetleri komutanıda gülerek peh oda bişeymi siz bide benim askerin cesaretini görün ordan geçen denizcinin birine bağırmış oğlum ali gel buraya.asker dönmüş hassiktir len

  • Temel bigün askere gitmis, bu hayatinda hiç kari becermemis, buna herkesin becerdigi tescilli bir orospuyu ayarlamislar. Temel skini sokmus, kari hiçbir sey anlamamis. Sonra elini sokmus, karida yine hiçbir sey yok. Bundan sikilan temel bu sefer postaliyla birlikte bacagini sokmus ve kari zevke gelmis. Temel ayagini çekince postal içeride kalmis. Bunu üzerine temel elini sokmus; fakat hiçbir sey bulamamis, içeri girmis, kibriti yakmis ve komutanini görmüs: -“Gomitanum ne ararsin burda?” -“Asil sen ne ariyosun burda??” -“Gomitanum pen postalumi kaybettum…” -“Oglum sen yine iyisin postalini kaybettin, ben burda üç tabur asker kaybettim…”

  • Kayseriliydi. Tıpkı diğer Fikretler gibi o da vatani hizmetini yapmak için ayrılmıştı ana kucağından baba kucağından… Şafak 174 gündü. Hayat bulunduğu yere mıhlamıştı kendini adeta. Gözlerinin dolduğunu gizlemeye çalışsa da şapkasıyla sesi ele veriyordu hüznünü… Annem,babam, bacım… Tüm sohbet bu üç kelimede boğuklaşıyor ;adeta karanlık dehlizlere yuvarlanıyordu. On-oniki arasında tuttuğu nöbet öyle canını sıkmıştı ki artık sokaktan geçen insanlara dikkat ediyor; onları süzüyor kendince bazı yorumlar çıkarıyordu. İşte karşıda yine o çocuk geliyor.Boyu kendi boyuna yakın, zayıf,siyah gözlü, siyah saçlı,gencecik bir oğlan… Önce bu gece vakti ne yaptığını sordu. Daha sonra durumların nasıl olduğunu… En sonunda içinde azgın seller gibi bekleyen dertleşme isteğini bir çırpıda salıverdi. Delikanlı ilgilendikçe coştu.Coştukça anlattı.Sanki kalan beş ayı yarım satte bitecek hissindeydi… Konuşmaya yeni başlayan çocuklar gibi bulduğunu kaybetmemecesine sarıyor yeri geldiğince gülüp bazen hüzünleniyordu… Nihayetinde delikanlının ayrılma vakti gelmişti Az önce gözlerindeki sevinç deryası yavaş yavaş donuklaştı. Şimdi ise karamsarlık çöküyordu.Kapının önüne, nizamiyeye… Ayrılan yalnızca delikanlının bedeni değildi. Ortam önce ışığını kaybetti… Sonra yavaş yavaş soğudu. Gözleriyle takip etti köşede kaybolan gölgeyi… Sonra önüne döndü. Yarım kalan adımlarına tekrar başladı. Daha sıkı tutarken soğuk tüfeğinin kabzasını yavaş yavaş hayallere kaldığı yerden devam ediyordu

  • Arkadaşlar Merhaba Adım Emre Ben Askerliğimin Acemiliğini DİYARBAKIR LİCE Usta Birliğini İse Şırnak`ın Merkezin`de Yaptım Gerçekten Çok ZOR`du Bir Gün ATIŞ EğitimLerin`de KOMUTAN Kim Ateş Edebilir ATEŞ Edemeyeni Döverim Dedi Tabi Ben Atladım Hemen Sazan Gibi KOMUTANIM Ben ATabilirmiyim AT dedi Ama Vuramassan Dayak Yersin Tamam Dedim Ve mg3`ü . Aldım Ve 1 EL Ateş ettim Çok Güzel Bi şekilde Vurdum Ve afferim Dedi Bana Ondan Sonra Biz Bir OPERASYON`A Dahil Edildik Tabi Gittik DağLık aLan Göz Gözü GÖrmüyor Çok Kötü bir Çatışmaya Girdik Kadın Teröristler Ama Tabiki 7 Tane Terörist`in Canını ALDIK Leşleri Gördük Ama 1 Arkadaşım Vuruldu göğsünden . O vuran Terörist`i Arkadaşım Vurdu Gözlerimin Önünde Arkadaşımın Vurulması beni çok sinirlendirmişti yani ne biliyim Delirmiştim Orda Bende Vurulabilirdim ama olmadı Leşleri Gördük SURATLARINA TÜKÜRDÜK …

    Böyle arkadaşlar HER ŞEY VATAN İÇİN

  • Benim babamın hikayesi çok garip ve komik .

    Benim babamın adı Fikret ÖZDEMİR , babam Kayseri de komando çavuş olarak acemi birliğini bitirmiş daha sonra Şırnağa usta birliğini yapmaya gitmiş . Zaman ilerlemiş bir bayram günü çocuklara konserve dağıtmak üzere araba ile köye inmişler babam çavuş olduğu için rütbesiz bir askere emir vermiş konserveleri dağıt diye rütbesiz askerde tüm konserveleri dağıtmış ve bitirmiş son bir tane kalmış asker babama sormuş komutanım son 1 tane kaldı bunu ne yapayım demiş babam da at gitsin çocuklardan biri bulur zaten demiş asker konserveyi atmış ama nereye tahmin edin yarbayın kafasına :) . tabi gerisi malum direk disko ya (askeri hapishane) 7 gün askerlikleri uzamış ve yedikleri dayakta üstlerine kar kalmış :)

  • 17 yaşındayım… lise 3. sınıfa gidiyorum bu şiirimi canımdan çok sevdiğim ve şuan askerde olan aşkım için yazdım onu çok özlüyorum anlatamam. Hasret acısı çok zor bunu yaşayan bilir benim için o gitti gideli ne zaman ne de günlerim geçmek bilmiyor onun için bütün duygularımı yansıtan bi şiir yazmak istedim. . Ya ne yapmam lazım bana yol gösterin onu çok seviyor ve de çok özlüyorum….

    Yaşam sebebim, canımın içi bitanem.
    Şimdi gurbet ellerde asker ocağındasın
    Seni ne çok özledim bi bilsen
    Gidişinde yokluğun kadar çok acı
    Seninle yaşamaya hazırdı bu can her an
    Ama sensizliğine alışamadım
    Gittin ama seninle birlikte yok olup gitti bütün ümitlerim
    Zor geçiyor günlerim, dakikalarım, saniyelerim…
    Gel artık gel gel bitsin bu sıkıntılarım
    Seni çok sevdim ben
    Seninle yeniden doğdum
    Hayata bakış açım seninle değişti
    Seninle var oldum
    Sen benim için hep ilk ve son aşkımdın..!
    Çünkü hep aklımdasın
    Seninle başlayıp senin varlığınla biten her günün
    Sensiz bitmesine alışamadım
    Gel artık gel gel ne olur
    Bitsin bu hasret bitsin bu acı
    Telefonu her an yanımda taşır oldum
    Belki sende unutmamışsındır beni arasın diye…

  • ben istanbulda yaşayan karadenizli bi gencim.yazacağım hikaye tamamiyle gerçektir.2002 yılında üniversiteyi kazanıp uşak meslek yüksekokuluna gittim bi kız gördüm çarpıldım bu daha öncekiler gibi değildi çok guzel ve asildi.kafayı ona takmıştım ona yaklaşmayı denerken en yakın arkadaşının benden hoşlandığını öğrendim yıkıldım ama pes etmek yoktu bi fırsatını buldum açıldım ve büy bi aşk başladı dolu dolu gündüzleri beraber olmak yetmiyodu aynı eve taşınmıştık.çok kavgacıydım hergün bi olaya bulaşıyodum ve o beni yola getirdi okul bitti izmirli olduğu için istemeye gittik uzak diye vermediler 6 ay sonunda vazgeçmeyeceğimizi görüp verdiler nişan yaptık 4 ay sonra askere gittim ilk zamanlar her gün ağlıyodum konuşurken sonra dağıtım geldi komandoydum ve şırnak beytüşşebapa gidecektim oradaki ortam yavaş yavaş piskolojimi bozmaya başlamıştı en ufak sebepler kavgaya dönüşüyodu ama ben anlatamıyodum ordaki cehennemi üzülmesin diye ama farkında olmadan cok kırıyodum zordu çatışmalar cesetler ve şehitler cehennemdi.kuzey ırak operasyonuna gitmek için habur sınır kapısına geldiğimde yine kavga ve bitsin dedi yapma dedim değişmedi bitti 55 gün vardı tezkereme 55 günde saçlarım beyazladı biiti.cok zordu ve bitti zor toparladım ve 1,5 yıl sonrabaşkasıyla nişanlandım düğünüme bir hafta kala geldi sana kaçtım dedi neyaptım sizce!verdiğim cevap:gözümden yaş olup düştükten sonra sende herkes gibi olduktan sonra geldin dedim.şuan başkasıyla evlıyım cok mutluyum.ama yara bu içinden zaman geçmeyen tek yara.şu bi gerçekti beni parayla kıyaslayan asker ocagında bi başıma bırakan birine nasıl ömür adarım.benim için neyaptın dedım hiç dedi sen ne yaptın dedi cevabım ölmedim oldu .bu hayat ben varsam var ben yoksam yok kimse için değil kendim için yaşıyorum böyle çok güzel

  • benim kisi umutsuz bi aşk ama gerçek bi OKS ye girdim ve anadolu lisesine girdim
    ve okul başladı ilk gunlerdiki okızı nermini gordum ve o anda nermine aşk oldum oyle tatlıydıki
    oyle guzel diki okuldan çıkana kadar oyle onabakarak dalıp gittim okulun ortalarına geldikki oda fark etti
    hertenefuste ona bakardım oda bana bakar gulerdi işte o anda kalbimde bi sızıntı başlardı acımıdır aşk mı bilmem ama bi turlu ona açıklayamadım okulun sonlarında biriyle arkadaş olmuştu ozaman bana bakamıyordu utanıyodu bende ona bakarak kafamı salladım ve kapıdan çıktım karneler verilmişti arkama baktıgımda yere oturup aglıyodu işte onu son goruşumdu o son bakıştı okulun kaydını başka yere aldım aldım amaaa o hala kalbimde işte o bakış hala aklımda unutamıyorum yere oturup aglamasını

  • Mevsim ilkbahar. Eli silah tutan herkesin cepheye koştuğu, yokluk ve sefaletin diz boyu olduğu savaş günleri. Çanakkalede nice erin siperlerde kurşun yağmuruna karşı savaştığı, gönderilen nice yiğitten haberin alınamadığı zaman. Cephesini dahi bilemediğimiz Mehmetçiklerin köylerinden ve yakınlarından yürek yakan ayrılığı, memleketin kan ağladığı günler.. – Pe pe peki nereye gidiyoruz? Diyordu köy meydanında geride kalan sevdiklerine acıyla bakan M.K.Paşa’nın Güllüce Köyündeki pepe Ali AYDEMİR. Meydanlıktaki ağaçlar bile mahzun kalıyordu köyde. El sallayanlar hıçkırığı boğazında buruk ve acılı, öylece duruyorlardı. Ali köyüne doğru son kez baktı. Gözlerinin önünde hiç silinmeyecek hüzünlü bir tablo vardı. Belki geri dönmeyecekti köyüne. Kendi ölümüne doğru bir davet almış gidiyordu belki. Vatan için her şey feda, diye düşündü. Çanakkalede yapılan savaşlar 1inci Dünya harbinin en kanlı savaşı olmuştu. Anafartalar Cephesi, 6 Ağustos 1915 tarihindeki Suvla Koyu civarında yapılan çıkartma harekâtıyla başlamıştı. Savaş süresince herkesin her an ölebileceği bir atmosfer vardı. Gecenin karanlığı ona çok şeyler düşündürüyordu. . Ay ışığında elleriyle kazıp çıkardıkları ayrık otlarının köklerini yemişlerdi bazen. Günlük bir avuç buğday dağıtılıyordu Her şeyi ortaya koyarak vatanı için mücadele eden Mehmetçikler, iki askerin geçemeyeceği kadar dar siperlerde kendilerinden emindiler. Çünkü yanlarında Mustafa Kemal gibi bir komutan vardı. Gece ilerlerken tanıdık adımlarla askerlerin arasında hep o görkemli Anafartalar Komutanı Mustafa Kemal’in silueti dolaşıyordu. Güllüceli Ali, Mustafa Kemal’in emir eri ve seyisi idi. Bir gün top ve silah sesleriyle dolu güneşin altında Mustafa Kemal kendisinden su istediğinde; Ali, kör bir kuyunun dibine inip suyu çizmenin içerisinde yukarıya çıkartmıştı. Karanlık bir gelecek ve aşılmaz dağlar; dikenli yollar önünde, zor koşullar içinde kıvranıyordu Ali. 25 yaşındaydı. Gençliği savaş yıllarına denk gelmişti. Çetin zorluklar içinde geçecek olan bir zaman. Çanakkale Savaşı, yurdu paylaşmak için kollarını sıvayanlara karşı gerekli ve onurlu bir direniş olmuştur. Çanakkale’deki zaferden sonra Ali, köyüne -Güllüce’ye- döndü. Daha çok savaş bekliyordu Ali’leri Mehmet’leri.. Çanakkale Savaşı’ndan epey zaman sonra 1937 yılında Atatürk, Bursa Merinos Fabrikasının açılış töreni bitiminde fabrika çıkışında kalabalığın arasında emir eri Güllüceli Ali AYDEMİR ile karşılaştı. Ali ileri atılarak “Paşam beni tanıdınız mı?” dedi. Atatürk kendisini tanıyıp “ Ali seni gördüğüm için çok memnunum, varol dinç ve kuvvetlisin” dedi. Ali, Atasından olumlu cevap alınca çok mutlu oldu ve köyünde muhtarlık yaptığından övgüyle bahsetti… Savaşta Anafartalar’da üç bölükle üç tümene ateş etmişler, üç gün üç gece uykusuz bekledikleri günler olmuştu. Atatürk kendisine “Benden bir isteğin var mı ?” diye sorduğunda, Atasının sağlığından başka bir isteği olmadığını duyunca bu yanıta şaşırdı ve menfaat beklemeyen bu gururlu insan . . için sevindi.. O gün Atatürk, kendisini 15 Martta Ankara’ya beklediğine dair mektup verir. Asaletli emir eri, köyünden, o tarihlerdeki bir rahatsızlığından dolayı gidemez Ankara’ya. Atatürk’le kucaklaşmalarından bir yıl sonra Ali, 1938 de çok gözyaşı dökmüştür Atasını kaybetmenin acısıyla. İleriki yıllarda ailesiyle Ankara’ya Anıtkabir’e ziyarete gider defalarca. Vatan müdahalesinde . Çanakkale’de Anafartalar Savaşı’nda göğsünde bir şarapnel parçasıyla vurulduğunda, cep saatinin hayatını kurtardığı anda sırtında taşıyan, Atasına destek veren; güler yüzlü, hoşsohbet, iyiliksever Ali, 1975 kışında soğuk bir Şubat günü edebiyete göçtü. Kendisi askeri bir cenaze töreniyle muhtarlık yaptığı köyünde –Güllüce’de-toprağa verildi.

  • 87/1 tertip askerliğimin son 1.5 ayı nöbetten düşemememin verdiği nefretlikler 20-22 nöbete gittim.karnım açtı alt devrelere nöbetten önce kuleye yemek getirmelerini söyledim.nöbete son 1 saat kala uzaktan 2 kişi geliyordu.birinin elinde ekmek.bende g-3 nedense bir anda doğrulttum onlara doğru.kurma kolunu çekip bıraktıktan sonra manevrayı atıp gerçeği ağzına aldı silah.ama ben dalgınlıkla ağza alınan mermiyi unuttum.şarjörü çıkarıp tetiğe basınca elinde ekmek olan yerde sürüme vaziyeti aldı.ama diğerini göremedim.rasim ses yok.rasim 2 dakika sonra bizim çömez lan manyaaak kafayımı yedin diye söyleniyodu:ucuz yırttım

Rss Feed Tweeter button Facebook button Technorati button Reddit button Myspace button Linkedin button Webonews button Delicious button Digg button Flickr button Stumbleupon button Newsvine button Youtube button
Edebiyat Edebiyat