• Adamın biri artık karısının eskisi kadar iyi duymadığından korkuyormuş ve karısının işitme cihazına ihtiyaç duyduğunu düşünüyormuş.Ona nasıl yaklaşması gerektiğinden emin değilmiş.

    Bu durumu konuşmak icin aile doktorunu aramış; doktor adamın karısının ne kadar duyduğunu anlayabilmesi için basit bir yöntem önermiş.

    “Yapacağın şey su, karından 40 adım ileride dur, normal bir konuşma tonuyla bir şeyler söyle; eğer duymazsa 30 adım ilerisinde aynı şeyi tekrarla, sonra 20 adım; cevap alana kadar aynı şeyi tekrarla

    “O aksam karısı mutfakta akşam yemeğini hazırlarken adam işlemi uygulamaya koymuş.

    40 adım uzaklıktan karısına normal bir konuşma tonuyla seslenmiş

    “Hayatım bu akşam yemekte ne var?”

    Cevap yok Mutfağa biraz yaklaşmış. Mesafeyi 30 adıma indirmiş ve soruyu tekrarlamış

    “Hayatım bu akşam yemekte ne var?”

    Gene cevap yok Mutfağa biraz daha yaklaşmış, mesafe 20 adım ve tekrar sormuş

    “Hayatım bu akşam yemekte ne var?”

    Hala cevap yok Adam mutfağın kapısına gelmiş artık mesafe iyice azalmış ve soruyu tekrarlamış

    “Hayatım bu akşam yemekte ne var?”

    Gene cevap alamamış Bu sefer karısına iyice yaklaşmıs ve aynı soruyu tekrar sormuş

    “Hayatım bu aksam yemekte ne var?”

    “Hayatım beşinci kez söylüyorum, Tavuk”

    Hikayenin ana fikri:Belki de genelde düşündüğümüz gibi problem daima karşımızdaki kişilerde olmayabilir. Problemlerin sebebini birazda kendimizde aramalıyız..

    Tags: ,

  • Adam yorgun bir şekilde eve döndüğünde 5 yaşındaki oğlunu kapıda beklerken buldu. Çocuk babasına, “Baba bir saat içinde ne kadar para kazanıyorsun” diye sordu? Zaten eve yorgun gelen adam, “Bu senin isin değil” diye cevapladı. Bunun üzerine çocuk, “Babacım lütfen, ama lütfen bilmek istiyorum” diye üsteledi. Adam, “ille da bilmek istiyorsan söyleyeyim. 20 Lira” diye cevapladı. Bunun üzerine çocuk , “Peki baba bana 10 milyon borç verir misin ?” diye sordu hemen. Adam iyice sinirlenip, “Benim şuan senin o saçma oyuncaklarına veya benzeri şeylerine ayıracak param yok. Hadi derhal odana git ve kapını kapat” diye bağırdı. Çocuk üzülerek sessizce odasına çıkıp kapıyı kapattı. Adam sinirli sinirli “Bu çocuk nasıl böyle bir şeye cesaret eder.” diye düşündü ve aradan bir saat geçtikten sonra adam biraz sakinleşti. Çocuğa parayı neden istediğini bile sormadığını düşündü, belki de gerçekten de çok gerekiyordu. Yukarı çocuğun odasına gitti ve kapıyı açtı, yatağındaki çocuğa, “Uyuyor musun oğlum” diye sordu. Çocuk “hayır” diye cevap verdi. “Al bakalım sana bugün benden istediğin 10 Lira. Sana az önce sert davrandığım için de üzgünüm. Ama yorucu ve uzun bir gün geçirdim” dedi. Çocuk sevinçle ayağı kalktı, “Teşekkürler babacığım” dedi ve yastığının altından diğer buruşuk paraları da çıkardı. Babasının yüzüne baktı ve yavaşça paraları saydı. Bunu gören adam tekrar sinirlenerek, “Paran olduğu halde neden benden para istiyorsun evladım. Benim, senin o pahallı saçma çocuk oyunlarına ayıracak vaktim yok” diye kızdı. Çocuk “Ama yeterince yoktu” dedi ve paraları babasına yavaşça uzattı; “İşte sana 20 Lira, bir saatini alabilir miyim?”

    Tags: ,

  • Bir otobüs durağında karşılaşmışlardı ilk kez…Biri tıpta okuyordu, diğeri mimarlıkta…o ilk karşılaşmadan sonra, bir kere, bir kere, bir kere daha karşılaşabilmek için, hep aynı saatte, aynı duraktan, aynı otobüse bindiler…Gençtiler, çok genç…Birbirleri ile konuşacak cesareti bulmaları biraz zaman aldı, ama sonunda başardılar…İkisi de her sabah otobüse bindikleri semtte oturmuyorlardı aslında…Delikanlı arkadaşında kaldığı için o duraktan binmişti otobüse, kız ise ablasında…Sırf birbirlerini görebilmek için, her sabah erkenden evlerinden çıkıp, şehrin öbür ucundaki o durağa, onların durağına geldiklerini, gülerek itiraf ettiler bir süre sonra…Okullarını bitirince hemen evlendiler…Mutluydular, hemde çok mutlu…Bazen işsiz, bazen parasız kaldılar, ama öylesine sıkı kenetlenmişti ki yürekleri ve elleri, hiç birşeyi umursamadılar..Ayın sonunu zor getirdikleri günlerde de, ünlü bir doktor, ünlü bir mimar olduklarında da hep mutluydular..Zaman aşımına uğruyan, alışkanlıklara yenik düşen, banka hesabında para kalmadığı için, bitip tükeniveren sevgilerden değildi onlarınki..Günler günleri, yıllar yılları kovaladıkça sevgileri de büyüdü, büyüdü…Tek eksikleri çocuklarının olmamasıydı..Zorlu bir tedavi sürecine rağmen çocuk sahibi olamayınca, ’’bütün mutlulukların bizim olmasını beklemek, bencillik olur’’ diyerek devam ettiler hayatlarına, çocuk yerine sevgilerini büyüttüler…’’SENİN İÇİN ÖLÜRÜM!!!’’ derdi kadın, sımsıkı sarılıp adama ve adam ’’HAYIR BEN SENİN İÇİN ÖLÜRÜM’’ diye yanıt verirdi hep..Bazen eve geldiğinde aynanın üzerinde bir not görürdü kadın ‘’BİR TANEM KÜTÜPHANE’NİN İKİNCİ RAFINA BAK’’…Kütüphanenin ikinci rafında başka bir not olurdu..’’MUTFAKTA Kİ MASANIN ÜSTÜNE BAK VE SENİ ÇOK SEVDİĞİMİ SAKIN UNUTMA!!!’’..Mutfakta ki masadan, salonda ki dolaba sevgi dolu notları okuya okuya koşturan kadın, sonunda kimi zaman bir demet çiçek, kimi zaman en sevdiği çikolatalar, kimi zaman da pahalı armağanlarla karşılaşırdı…Aldığı hediyenin ne olduğu önemli değildi zaten…Hayat ne kadar hızlı akarsa aksın, işleri ne kadar yoğun olursa olsun hep birbirlerine ayıracak zaman buluyorlardı bulmasına, ama kırklı yaşların ortalarına geldiklerinde, daha az çalışmaya karar verdiler..Adam hastahaneden ayrıldı muayenehanesinde hasta kabul etmeye başladı…Kadında mimarlık bürosunu kapadı ve sadece özel projelerde görev aldı…Artık daha fazla beraber olabiliyorlardı…Birgün sahilde dolaşırken, harap durumda bir ev gördü kadın, üzerinde ‘’satılık’’ levhası asılı olan…


    -Ne dersin bu evi alalım mı? Dedi adama..

    -Bu viraneyi yıktırır, harika bir ev yaparız.Projeyi kafamda çizdim bile…Kocaman terası olan, martıları kahvaltıya davet edeceğimiz bir deniz evi yapalım burayı…

    -Sen istersin de ben hiç hayır diyebilir miyim..dedi adam..

    -Amerikada ki tıp kongresinden döner dönmez ararım emlakçıyı…Kaç para olursa olsun burası bizimdir artık…

    Sadece bir hafta ayrı kalacaklarını bildikleri halde, ayrılmaları zor oldu adam amerikaya giderken..Her gün her saat konuştular telefon da..Gözyaşları içinde kucaklaştılar hava alanında…Fakat birkaç gün sonra kocasında bir tuhaflık olduğunu fark etti kadın…Eskisi kadar mutlu görünmüyor, konuşmaktan kaçınıyordu…onu neşelendirmek için, sahilde ki evi hatırlattı ve çizdiği projeyi verdi kadın, ama hiç beklemediği bir cevap aldı..

    -Canım o ev bizim bütçemizi aşıyor..Sen en iyisi o evi unut…

    Mutsuzluk, mutluluğun tadına alışmış insanlara dahada acı, dahada çekilmez gelir…Yıllardır sevdiği adam, duyarsız ve sevgisiz biriyle yer değiştirmişti sanki…Ona ulaşmaya çalıştıkça, beton duvarlara çarpıyordu kadın, her çarpmada daha da fazla kanıyordu yüreği…Birgün çocukluğunun, gençliğinin ve bütün hayatının birlikte geçtiği arkadaşına dert yanarken:

    -Artık dayanamıyorum, sana söylemek zorundayım, diye sözünü kesti arkadaşı.

    -O seni aldatıyor..İş yerinin tam karşısında ki restoran da genç bir kadınla yemek yiyor her öğlen..Sonra sarmaş dolaş biniyorlar arabaya…

    -SUS!!!Sus çabuk, duymak istemiyorum bu yalanları, diye bağırdı kadın…

    Onca yıllık arkadaşını kendisini kıskanmakla suçladı..Ertesi gün, öğle vakti o restoranın hemen karşısında bir köşeye sindi sessizce ve peri masallarının sadece masal olduğunu anladı…Kocasının eskiden aynı hastahane de çalıştığı genç çocuk doktorunu tanıdı hemen..Bazen evlerinde ağırladıkları kadına nasıl sarıldığını gördü adamın…Akşam kocası eve gelir gelmez, bazen bağırıp, bazen ağlayarak, bazen ona sımsıkı sarılıp, bazen de yumruklayarak haykırdı suratına her şeyi…İnkar etmedi adam…Zamanla duyguların değişebileceği gibi bir şeyler geveledi ağzında ve bavulunu alıp gitti evden…Kapıdan çıkarken:

    -Son kez kucaklamak isterim seni, diyecek oldu ama kadın:

    -Defol!!! Dedi nefretle…

    İlk celsede boşandılar..Modern bir aşk hikayesinin böyle son bulmasına kimse inanamadı..Arkadaşlarının desteği ile ayakta kaldı kadın…Adamın sevgili ile birlikte Amerika ya yerleştiğini öğrendi..Bazen yalnız kaldığında onu hala sevdiğini hissedince, ağlama nöbetleri geçiriyor, aşkın yerini, en az onun kadar yoğun olan nefretin alması için dua ediyordu…Aradan bir yıl geçti…Her şeyin ilacı olduğu söylenen zaman bile, kadının derdine çare olamamıştı..Bir sabah ısrarla çalan zilin sesine uyandı..Kapıyı açtığın da karşısın da o kadını gördü…

    -Sen buraya ne yüzle geliyorsun diye bağırmak istedi, ama sesi çıkmadı…

    -Lütfen içeri girmeme izin ver mutlaka konuşmamız gerekiyor, dedi genç kadın…Kanepeye ilişti ve zor duyulan bir sesle konuşmaya başladı..

    -Hiçbir şey göründüğü gibi değil aslında…ÇOK ÜZGÜNÜM AMA O, BİR SAAT ÖNCE ÖLDÜ…Geçen yıl Amerikada ki kongre sırasında öğrendi hastalığını ve yaklaşık bir sene ömrü kaldığını..Buna dayanamayacağını, hep söylediğin gibi ONUNLA ÖLMEK İSTEDİĞİNİ biliyordu…Seni kendinden uzaklaştırmak için, benden sevgili rolünü oynamamı istedi…Ailesine de haber vermedi…Birlikte Amerika ya yerleştiğimiz yalanını yaydı…Oysa ilk karşılaştığınız otobüs durağının karşısın da bir ev tutmuştu…Tedavi görüyor ve kurtulacağına inanıyordu, ama olmadı…Gece fenalaşmış, bakıcısı beni aradı, SANA BU KUTUYU VERMEMİ istedi…

    Gözlerinden akan yaşı durduramayacağını biliyordu kadın…Hemen oracıkta ölmek istiyordu…Elini tutuşturulan kutuyu açmayı neden sonra akıl edebildi…İtinayla katlanmış bir sürü kağıt duruyordu kutuda..İlk kağıtta:

    -‘’LÜTFEN BÜTÜN NOTLARI SIRAYLA OKU BİRTANEM’’ diyordu, sırayla okudu…

    -‘’SENİ ÇOK SEVDİM’’… ‘’ SENİ SEVMEKTEN HİÇ VAZGEÇMEDİM’’… ‘’SENİN İÇİN ÖLÜRÜM DERDİN HEP, DOĞRU SÖYLEDİĞİNİ BİLİRDİM’’… ‘’FAKAT BENİM İÇİN ÖLMENİ İSTEMEDİM’’… ‘’ŞİMDİ BANA SÖZ VERMENİ İSTİYORUM, BENİM İÇİN YAŞAYACAKSIN ANLAŞTIK MI???… son kağıdı eline alırken, kutuda bir anahtar olduğunu gördü kadın…Ve son kağıtta şunlar yazılıydı… :

    SAHİLDE Kİ EVİMİZİ SENİN ÇİZDİĞİN PROJEYE GÖRE YAPTIRDIM, KOCAMAN TERASTA MARTILARLA KAHVALTI EDERKEN, BEN HEP SENİ İZLİYOR OLACAĞIM…

    Tags: ,

  • Genç kadın bebeği görünce güzelliğinden gözleri inanmadı varlığına. Düz sarı saçları, iri ve mavi gözleri, kalkık ve şirin bir burun ve küçük kırmızı dudaklarıyla bir kartpostalı andıran dünya güzeli bir bebek, genç kadının şimdiye kadar gördüğü en cana yakın kız çocuğuydu. Onun güzel yanaklarını daya doya öpmek ve cennet kokusunu içine çekmek için eğildi ve “Sakın dokunma bana“ diye bir ses duydu. “Bana dokunmaya öpmeye hakkın yok senin” Kadın korkuyla irkilip etrafına baktı ama bebekle kendisinden başka odada kimseler yoktu. Aynı sesi tekrar duydu ve bebeğe döndü. Aman Allah’ım! Yeni doğmuş bir bebek nasıl da konuşabilir. “Bana yaklaşmanı bile istemiyorum” diye devam etti. “Hemen uzaklaş benden.” Kadın, biraz olsun kendini toplamaya çalıştı “Çocuklarımız hep erkek oluyor” dedi. “Onlar da güzel ama benim bir kız çocuğum olsun istiyorum. Bu yüzden seni öpmek istedim.” “Beni öpemezsin, dokunma bana” diye ağlamaya başladı bebek. “Benim de seni öpemeyeceğim gibi” “Neden ?” diye sordu kadın. “Neden öpemezsin ki?” Bebek, hıçkırıklara boğulurken: “Bunun sebebini sen daha iyi bilirsin” dedi. “Bunu düşünürsen mutlaka bulursun” Kadın, neler olup bittiğini tam hatırlamak üzereyken kendine geldi. Özel bir hastanenin en lüks odalarından birinde yatıyor ve narkozun tesirinden midesi bulanıyordu. Aile dostları olan doktor, odayı dolduran çiçeklerden bir papatyayı vazodan çıkartıp kadına uzattı ve “Geçmiş olsun!” dedi. “Başarılı bir kürtaj oldu doğrusu. Ha bu arada! Sahi, “Aldırdığınız bebek kızmış…”

    Tags: ,

  • “Bebeğimi görmek istiyorum” dedi yeni anne. Kucağına sarmalanmış beyaz bir bohça verildi ve anne, bebeğinin yüzünü görmek için kundağı açtı ve şaşkınlıktan bir şey söyleyemez oldu. Anne ve bebeğini seyreden doktor hızlı bir şekilde arkasını döndü ve camdan dışarı bakmaya başladı. Bebeğin kulakları yoktu. Muayenelerde, bebeğin duyma ile ilgili bir problemin olmadığını sadece görünüşte bir kulak yoksunluğu olduğu ortaya çıkmıştı. Aradan uzun seneler geçti, çocuk büyüdü ve okula başladı. Bir gün okul dönüşü eve koşarak geldi ve kendisini annesinin kucağına attı. Ağlıyordu. Bu onun yaşadığı ilk büyük hayal kırıklığıydı, hıckırarak “Bugün bir çocuk bana ucube dedi.” Küçük çocuk bu tarz şeylerle büyüdü. Arkadaşları tarafından sevilen ve oldukça da başarılı bir öğrenciydi. Sınıf başkanı bile olabilirdi; eğer insanların arasına biraz olsun karışmış olabilseydi. Annesi, herzaman ona “Yaşıtlarının arasına karışmalısın” diyordu, ama aynı zamanda derin bir acıma ve şefkat hissediyordu.

    Çocuğun babası, aile doktoru ile oğlunun bu problemi ile ilgili konuştu; “Hiç birşey yapılamaz mi, doktor?” diye sordu. Doktor “Eğer bir çift kulak bulabilirsek, o zaman organ nakli yapabiliriz” dedi. Sonra genç bir adam için kulaklarını feda edecek birini atramaya başladılar. İki yıl aradan sonra bir gün babası “Hastaneye gidiyorsun oğlum, annen ve ben, sana kulaklarını verecek birini bulduk ancak unutma bu bir sır olacak” dedi. Ameliyat çok başarılı geçti. Yeni görünümüyle de gencin psikolojisi de düzelmişti, okulda ve sosyal hayatında büyük basarlar elde etmişti. Daha sonra evlendi ve kaymakam oldu. Yıllar geçmişti, birgün babasına gidip sordu: “Bilmek gerekiyor, bana bu kadar iyilik yapan kişi kim ? Bense o kişi için hiçbir şey yapamadım.” Bir şey yapabileceğini sanmıyorum” dedi babası, “Ama anlaşma kesin, su anda öğrenemezsin, daha değil.” Bu derin sır uzun seneler boyunca gizlendi. Lakin bir gün açığa çıkma vakti geldi. Hayatının en karanlık gününde, annesinin cenazesi basında babasıyla birlikte bekliyordu. Babası yavaşça annesinin basına doğru elini uzattı; ipek kahverengi saçlarını eliyle geriye doğru itti; annesinin kulakları yoktu. “Annen hiçbir zaman sacını kestirmek zorunda kalmadığı için çok mutlu oldu” diye kısık bir sesle konuştu babası “Ve hiç kimse, annenin daha az güzel olduğunu düşünmedi değil mi ?” Gerçek güzellik fiziksel görünüşte değildir, Ancak kalptedir! Gerçek mutluluk, gördüğün şeyde değil, asil görünmeyen yerdedir. Gerçek sevgi, yapıldığı bilinen birşey değil, yapıldığı halde kimsenin bilmediği şeydedir!”

    Tags: ,

  • Küçük kız, kendini bildi bileli annesinden hep güzel bir şefkat görmüş ve ondan duyduğu sözlerle ve davranışlarla, pamuk prensesten daha güzel olduğuna inanmıştı. Küçük kıza göre; nur yüzlü ve badem gözlünün biriydi. Biricik yavrusuydu her zaman. Ama ilkokula başlar başlamaz işler değişti. Kızın arkadaşları onun hiç de güzel olmadığını, hatta ve hatta kızın çirkin bile sayıldığını söylemekteydiler. Küçük kız, önceleri onlara inanmadı çünkü herkes birbirini kıskanır bir durumdaydı.

    Fakat bir kaç yılda gerçeklerle yüzleşmişti. Annesinin bir pamuğa benzettiği o yüzü, çiçek bozuğunu andıran bir cilde sahipti. “Badem” dediği gözleri ise biraz şaşıydı. Vücudu ise bir serviyi andırmıyordu. Demek annesi onu aldatmış ve yıllar yılı çekinmeden yalan söylemişti.

    Kızın anne sevgisi, bir zaman sonra nefrete dönüştü. Evlenme çağına gelmiş olmasına rağmen onun yüzüne bakan yoktu. Üstelik gözleri, bütün tedavilere rağmen düzelmiyordu. Genç kız, doktorların gizlice yaptığı görüşmelerden kör olacağını anladığında çılgına döndü ve kendisini hâlâ o çocukluk yıllarındaki ifadelerle seven annesinin bu yalanlarına dayanamayıp evi terk etmeye karar verdi. Ama annesi, uzaklarda bir iş bulduğunu söyleyerek daha önce davrandı ve kazandığı paraları bir akrabasına gönderip, biricik kızına bakmasını rica etti. Genç kız bir zaman sonra doktorların dediği gibi kör oldu. Karanlık dünyasıyla tanışmış oldu. Bu süreçte kızın annesini hiç mi hiç merak etmiyordu. Ne de olsa yalancıydı annesi, ölse bile bir kayıp sayılmazdı onun için. Bir gün doktorlar, uygun bir çift göz bulduklarını söyleyerek kızı ameliyat ettiler.

    Ama, gözünü açtığında yine aynı yüzü görmekten korkuyordu. Ama kör olmak gerçekten çok zordu. Enazından kimselere yük olmazdı. Genç kız, ameliyat sonunda aynaya baktığında, inanılmaz bir çığlık attı. Karşısında gerçek bir dünya güzeli vardı. Gerçekten de mükemmel bir kızdı gördüğü. Yüzündeki bozuklukların hepsi kaybolmuştu. Çok kemerli olan burnu düzelmis, kepçe kulakları normalleşmiş ve yaban otlarını andıran saçları, dalga dalga oluvermişti. Genç kız, yanındaki orta yaşların üstündeki doktora sevinçle sarılarak: “Sanki bir daha dünyaya geldim!” dedi. “Yüzümde hiçbir çirkinlik kalmamış, estetik ameliyatı siz mi yaptınız?” Yaşlı doktor: “Böyle bir ameliyat falan yapmadık kızım!.” diye gülümsedi. Annenin bağışladığı o gözleri taktık. Sen de onun gözünden gördün kendini..”

    Tags: ,

  • Bir kafese 5 maymunu koyarlar. Ortasına da bir merdiven ve tepesine iple de muzlari asıverirler. Her bir maymun muzlara ulasmak için merdivenleri çiktıklarında disaridan üzerine soguk su dökerler. Her maymun ayni denemeye giristiginde buz gibi soguk bir suyla islatilir. Bütün maymunlar tüm denemeler sonunda sirilsiklam islanirlar. Bir zaman sonra muzlara hareketlenen maymunlar digerlerince engellenmeye baslanir. Suyu kapatıp maymunlardan birini disari alinip yerine yeni bir maymun koyarlar. Ilk yaptigi is muzlara ulasmak için merdivene tirmanmak olur; ama diger 4 maymun buna izin vermez ve yeni maymunu bir güzel döverler. Daha sonra islanmis maymunlardan bir tanesi daha yeni bir maymunla degistirilir ve merdivene ilk yaptigi atakta diğerlerince dayak yer. Bu ikinci yeni maymunu en siddetli ve istekli dövense ilk yeni maymundur. Islak maymunlardan üçüncüsü de yenisiyle degistirilir. En yeni gelen maymun da ilk ataginda yine cezalandirilir. Diger 4 maymundan yeni gelen ikisinin en yeni gelen maymunu niçin dövdükleri konusunda hiç bir fikirleri yoktur. Son olarak en bastaki islanan maymunlarin 4. ve 5.si de yenileriyle degistirilir. Tepelerinde bir salkim muz asili oldugu halde artik hiç biri merdivene yaklasmamaktadir. Neden mi? Çünkü burada isler böyle gelmis ve böyle gitmelidir.

    Bu organizasyonel negatif ögrenmenin /sartlanmanin başlangıcıdır.

    Tags: ,

  • Savaşın en kanlı ve karmaşık günlerinden biriydi. Asker, en iyi arkadaşının ona göre kardeşinin biraz ilerde kanlar içinde yere düştüğünü gördü. İnsanın başını bir an bile siperin üzerinde tutamayacağı felaket bir ateş yağmuru altındaydılar. Asker teğmenine koştu ve..

    - Teğmenim. Şöyle fırlayıp arkadaşımı alıp gelebilir miyim?

    Delirdin mi sen? der gibi baktı teğmen.

    - Oraya gitmeye değer mi?. Arkadaşın delik deşik olmuş ve büyük ihtimal ölmüştür. Kendi hayatını da sakın ama sakın tehlikeye atma. Asker çok ısrar etti ve teğmen “Peki ” demek zorunda kaldı. “Git o zaman.” İnanılması çok güç bir olay. Asker o korkunç ateş yağmuru altında arkadaşına koştu ve sonunda ulaştı. Onu sırtına aldı ve koşa koşa sipere döndü. Birlikte siperin içine yuvarlandılar. Hemen kanlar içindeki askeri muayene ettiler. Teğmen de onu sipere taşıyan arkadaşına döndü:

    - Sana değmez, hayatını boşuna tehlikeye atma, demiştim. Bak zaten ölmüş.

    - Değdi teğmenim.

    - Nasıl değdi? dedi teğmen de. Bu asker ölmüş görmüyor musun?.

    - Gene de değdi komutanım. Çünkü yanına ulaştığımda henüz yaşıyordu.

    Onun son sözlerini duymak, dünyaya bedel benim için. Ve arkadaşının o son sözlerini acı bir şekilde tekrarladı:

    - Geleceğini biliyordum! demişti arkadaşı. Geleceğini biliyordum..

    Tags: ,

  • Aklınızdan çıkarmayın, sevdiğimiz herkes bir gün gelir düşmanımız olabilir. Nefret ettiğiniz herkes de bir gün en yakın dostunuz.

    Bir gün bir oduncu, ormanda odun keserken çalıların arasında bir yılanla karşılaşmış. Tam elindeki baltayı yılanın başını vurmak üzereyken bir an göz göze gelmiş. Yaratana olan o aşkı -karşısındaki yılan bile olsa- yaratılana yansımış ve yılana bir türlü kıyamamış. Yılan da duygulanmış ve hemen dile gelmiş. Ey insanoğlu, sen bana kıyamadın, ben de sana bir iyilik yapacağım demiş. Kör bir kuyuya dalmış ve kaybolmuş. Biraz sonra ağzında bir altınla geri dönmüş ve oduncuya uzatmış. “Bugünden sonra böyle ömür boyu sana hergün bir altın vereceğim.” Oduncu altını hemen bozdurmuş ve evde o gün şenlik olmuş. Ama ailesi dahil hiç kimseye olan biteni anlatmamış. Herkes oduncunun sadece çok çalıştığı için durumunun düzeldiğini zannetmiş. Yıllar boyu her gün o kör kuyunun başına gidermiş , yılanla buluşur altınını alırmış. Gel zaman git zaman, oduncu bir gün çok ağır hastalanmış. Kuyunun başına bir türlü gidemez olmuş. Bir kaç zaman geçince bolluğa alışmış evinde darlık başlamış. Oduncu oğlunu hemen yanına çağırmış ve yılanla olan sırrını açıklamış. “Git o kör kuyunun başına ve oğlum olduğunu söyle, yılan sana bir altın verecek” demiş. Oğlu ne kadar inanmasa da gitmiş, yılan önce saklanmış, sonra ortaya çıkmış. Onun oduncunun oğlu olduğuna iyice kanaat getirdikten sonra kuyuya inip bir altın getirmiş. Oğlan önce inanmadığı bu hikayenin gerçek olduğunu görünce hemen hırsa kapılmış, kimbilir daha ne kadar altın var kuyunun içinde demiş. Hırsla yılanı öldürmek için bir hamle yapmış, ıskalamış ama yılanın kuyruğunu yerinden koparmış. Yılan da can havliyle oğlanı sokmuş ve oracıkta öldürmüş. Akşam olduğunda oğlu gelmeyince oduncu iyice endişelenmiş. Hasta yatağında bile olsa kalkmış, kuyunun başına gitmiş ve ne görsün. Oğlu orada cansız yatıyor. Yılan o arada görünmüş, kuyruğu yok bir şekilde. Yılan olanları hemen anlatmış, oduncu bu durumu anlamış ve çok üzülmüş. Canının parçası oğlu yerde cansız, yıllardır velinimeti olan yılansa yaralı. Hatalı olan oğlum olmalı demiş ve yılandan özür dilemiş ve tekrar dost olalım demiş. Yılan ise acı bir şekilde gülümsemiş ve çok isterdim ama… Sende bu evlat acısı, bende de bu kuyruk acısı varken artık biz asla dost olamayız.

    Tags: ,

Rss Feed Tweeter button Facebook button Technorati button Reddit button Myspace button Linkedin button Webonews button Delicious button Digg button Flickr button Stumbleupon button Newsvine button Youtube button
Edebiyat Edebiyat