Hikayeler, Hikayesi

Senin Hikayen

Anı Hikayeler’ Kategorisi

Bir Uzaylı Gördüm

ÇocukluÄŸumdan beri avÅŸa adasına giden biriyim. oranın doÄŸası, denizi ve kumu…aşık olduÄŸum üç ÅŸeyi. o ortamda kendimi, huzurlu ve bütün kötü düşüncelerden arınmış hissederdim.
—bazen adanın ıssız bir köşesine gidip saatlerce aÄŸlarım. bazende diskosonda saatlerce dans ederim. astrolojiye aşırı ilgi duyan biriyim. bir yaz günüydü. yine adadaydım.gece olduÄŸunda kardeÅŸimle, gece yarılarına kadar balkonda oturur, yıldızları seyrederdik. Üç gündür deÄŸiÅŸik bir fırtına çıkmıştı. aÄŸaçlar sanki toprağı öpüyordu. bir anlam verememiÅŸtik. yine bir gece yıldızları seyrederken, deÄŸiÅŸik üç ÅŸeyin hareket ettiÄŸini farkettik. muzip yanım çoktur. beni tanıyanlar iyi bilir.kardeÅŸime ufolarla iletiÅŸim kuracağımı söyledim. ve düşüncelerimle onları çağırdım. o an balkonda çay içiyorduk. Çay bardaklarımız, biryerden biryere hareket etti. Åžaşırmıştık. bir anlam verememiÅŸtik. geç vakit olmuÅŸtu yattık. birtürlü uyku tutmuyordu beni. saÄŸa sola dönüp duruyordum. yattığım yerden salon görünüyordu. birden bir karaltı gördüm. gözlerimi karaltıdan ayıramıyordum. aynı çizimlerdeki gibi..
karşımda bir uzaylı duruyordu. Çok korktum. kardeşimi uyandırmayı düşündüm. ama bizlere kötülük yapmasından korktum. arkamı dönüp yattım.sabah olmuştu. gece yaşadığım olayı, kardeşime anlattım. neden onu uyandırmadığımı sordu. ben de kaçırılmaktan korktuğumu söyledim.
uzaylıları anlatan yazılarda, insanları kaçırdıklarını okumuştum.
—o gün gazetelerde uzaylıların bandırma\’da görüldüğünü okudum. acaba gördüklerim doÄŸrumuydu

Neredesin Oyun Arkadaşım

evimizin arkaya bakan odasındaki balkon penceresindeydim.perdenin arkasında hiçbir şey yapmadan öylece duruyordum. kaşlarım çatılmıştı kızgındım öfkeliydim.o zamana kadar sevdiğim insanları bir başkası ile paylaşabileceğimi hiç düşünmemiştim. zaten bu nasıl bir şey bilmiyordum ki, tek bildiğim herkesin onun gelişi için heyecanlandığı ve beni unuttuğu idi. en azından ben öyle düşünüyordum. dışarısı soğuktu. buğulanmış ve ıslanmış cama resimler yapıyordum.teyzemin sesi ile irkildim.

-nerdesin tolga

derken odaya girmişti. ben sessiz kalmıştım. perdeyi açtı.

-ne yapıyorsun kızım bu soğukta

derken elindeki oyuncağı gösterdi. bu bir kahve takımıydı.

-kardeşin göndermiş

dedi. bir süre oyuncağa baktıktan sonra aldım. ama herhangi bir memnuniyet belirtisi vermedim.dudağımı büzdüm.

-bunu onun getirmediğini biliyorum anneannem aldı.

dedim. teyzem beni camın önünden aldı.

-hadi gel bak birazdan kardeÅŸin gelecek

derken beni kolumdan tutup salona götürdü. gerçekten kısa bir süre sonra geldiler. anneannem ve annem ellerinde küçük bir battaniye ile geldiler. her ikisi de yorgun görünüyordu. gülen bir yüz ifadesinde olduklarını hatırlayamıyorum. onu yatırdıklarında baktım. kara kuru küçücük bir şeydi. ozan koymuşlardı adını. bu muydu benim tahtımı sallayacak olan dedim içimden. İlerleyen zamanlarda bana olan ilginin azalmadığını fark ettim. her şey aynıydı. annem ve babam boşanmıştı. annem çalışıyordu. teyzemler ve dayım okuyordu. bize anneannem bakıyordu.onun bebekliğine dair hatırladığım fazla bir anım yok. karşı apartmanda bir kız vardı. bazen onu kardeşi ile dışarıda görürdüm. ve ona büyük bir hayranlık duyardım keşke bende ozan’la dışarı çıkabilsem derdim. camdan onların el ele dolaşmalarını seyrederdim.aslında istediğim oldu. anneannem beni ilk defa ozan’la bakkala gönderdiğinde kendimi o kadar büyümüş hissettim ki yolda yürürken onların penceresine bakmıştım. o kızı görmeyi ve bizi görmesini umut etmiştim. benim de kardeşim var diyecektim. o günden sonra her yere birlikte gittik.artık yavaş yavaş bir şeyleri paylaşmaya başlamıştık. bütün gün birlikte oyunlar oynuyorduk. evimiz iki oda bir salon ve antreden oluşuyordu.aslında oyun alanımız soba nerede yanıyorsa o bölüm ile kısıtlı kalıyordu.ama bizim için fark etmiyordu. biz her yerde oyun oynayabiliyorduk. oyunlarımız sabah kahvaltıda başlardı. ta ki yatana dek sürerdi. havanın sıcak olduğu zamanlarda teyzemlerin odasında oynardık. odada iki kütüphaneli divan, bir gar dolap ve bir koltuk vardı. koltuğu araba yapardık ben teyzemin eski çantasını alır odaya ondan önce koşup koltuğa otururdum. böylelikle ilk ben oturduğum için araba da benim olurdu.o hiç sesini çıkarmazdı. ozan çok sevecen, iyi huylu, muhlis bir yapıdaydı. oynadığımız oyunlarda asla mızıkçılık yapmazdı. mızıkçılık yapan ben olurdum her şey benim olsun isterdim.oynadığımız oyunun adı mağazacılık olurdu. İlerleyen zamanlarda kendimize değişik oyun isimleri de bulmuştuk.belki de pek çok çocuğun oynamadığı enteresan oyunları tercih eder kendimize her gün bir yenisini bulurduk. Çok eğleniyorduk. annemin aldığı salıncakta daha çok sallanabilmek için kavga çıkaran yine ben olmuştum.salıncağı at arabası gibi kullanır.hayalimizde yüklediğimiz un çuvallarını taşırdık. balkonda balık ekmek satardık.evin hangi bölümünde bulunursak bulunalım bizim için oyun alanı sayılırdı. sevmediğimiz yemekleri oyun içerisine alarak zevkle yemenin bir yolunu bile bulmuştuk. annem maliyede çalışıyordu.her yaz ailecek maliye kampına giderdik. yazlıkta değişik arkadaşlarımız olmasına rağmen onların aramıza girmesine izin vermez araya mutlaka mesafe koyardık. Çünkü biz en iyi iki oyun arkadaşıydık, başkalarına yada oyuncaklara ihtiyacımız yoktu.salıncakta sallanır denize girer kumda oynardık. akşamları ailemizle gittiğimiz gazinoda en çok sevdiğimiz şey gazozlarımızı alıp kapının önünde diğer çocuklarla korkunç hikayeler anlatarak birbirimizi korkutmak olurdu. tatil dönüşü her zaman hüzünlü olurdu. eve döndüğümüzde birbirimize neler yaptıklarımızı hatırlatır gülerdik. artık belli saatlerde sokağa çıkmamıza izin veriyorlardı. ben yavaş yavaş kız arkadaşlarla oynamaya başlamıştım. onları ancak sokakta görebiliyordum.kah evcilik kah ip atlama oynuyorduk. evcilik oyunundan pek hoşlanmazdım. anne, hayali bir baba ve çocuklardan oluşan bu oyun bana oldukça sıkıcı gelirdi. İp atlamayı ve lastik hoplamayı çok severdim ama onu da ben yapamazdım. zamanımın çoğu ipi sallamakla yada lastiği tutmakla geçerdi. bu sürelerde ozan yanımdan ayrılmazdı. zaten onun yaşında erkek çocuk yoktu büyükler ya misket ya da çivi oynarlardı. o da benim yanımda olmayı tercih ederdi. başkaları ile oynamaya pek alışık değildik ama ben artık onun sürekli benim yanımda olmasından sıkılır olmuştum nereye gitsem yanımda oluyordu. kızıyor bağırıyor onu yanımdan kovuyordum. ama o hiç küsmezdi. sessiz sedasız bizim oyunlarımızı seyrederdi. bense akşamları evde lastiğimin bir tarafını koltuğun bacağına diğer tarafını da ozanın ayağına takar zıplamaya çalışırdım. tabi bu oyun her seferinde anneannemin

-kızım aşağıda insan var evin içinde zıplanır mı? bağırsakların dolaşacak vallahi

uyarısı ile sona ererdi. ozan hiç sıkılmaz, ya biraz da ben hoplayayım falan demezdi. oysaki kızlar hiç benim hoplamama izin vermezlerdi. en ufak bir yanlışta hadi sen yandın derlerdi. onlarla kavga etmeden gruplara ayrılmadan oynamanın imkanı yoktu. her zaman birisi yada birileri çıkar ve tercih yapma zorunluluğu çıkarırdı. gruplaşmalar olur ve saatlerce yada birkaç gün gruplar birbirleri ile konuşmazlardı. ben herkesle konuşurdum birilerini tercih etmeyi ya da küsmeyi sevmezdim. bu davranışta onların hoşuna gitmezdi. kardeşimin kıymetini anlamaya başlamıştım ama ona bunu söylemek işime gelmiyordu. onlarla ozan’la eğlendiğim kadar eğlenemiyordum. tabi oyunlarımız sadece evin içi ile kısıtlı değildi. kendimi bildim bileli evimizde hep bir su sıkıntısı olurdu. apartmanın en üst katında oturuyorduk. su zaman zaman aksa bile bize hiç çıkmazdı.o zamanlarda musluklardan suyun aktığını çok nadir görmüştüm. genelde gece yarısı gelir ve sabaha karşı giderdi. evimizdeki küvet her zaman depo niyetinde kullanılırdı. büyüyene kadar aslında onun içinde yıkanılabileceğini bilmiyordum. evin her tarafında bidonlarla su vardı.bütün işler dökme su ile yapılıyordu. tabi su akmadığı için bu bidonların zaman zaman doldurulması gerekiyordu. evde kalan anneannem olduğu için bu görev ona kalmıştı. suyu ya kuyulardan ya da belediyenin bahçesindeki çeşmeden taşıyorduk ama bunu yapan yalnızca biz değildik. komşularımızla birlikte uncunun arabasını alır çocuklarla birlikte hoplaya zıplaya çeşmeye giderdik. arabaya sırayla otururduk. suların doldurulma aşaması da bizim için oyun zamanı demek ti. Çünkü belediyenin yan tarafı kırlık bir alandı. büyükler dolum işi ile uğraşırken biz koşuştururduk. gitme vakti geldiği zaman arabayı itmek için birbirimizle yarışırdık.tabi suları yukarı beşinci kata taşımak hiç de kolay olmazdı. ozan otomatiğin başında durup zıplayarak ara sıra sönen ışığı yakar, bende küçük bidonumla elimden geldiğince anneanneme yardım etmeye çalışırdım. tabi ara sıra anneannemin bağırtısı duyulurdu. Çünkü biz her katta merdivenlerden atlama oyunu oynardık.okul çağım gelene kadar oyunlarımız devam etti. okula başlayınca zamanımın çoğu ders yapmakla geçiyordu. ama o zamanda ozan bana eşlik etti. zaten biz okula başlamadan önce okuma ve yazmayı öğrenmiştik. benimle birlikte oda bir şeyler yapardı. böylelikle hiç sıkılmazdım. bazen derslerden arta kalan zamanlarda anneannemin peşine takılıp onunla kuyruklara giderdik.yağ,tüp,ekmek en çok tüp kuyruğunda eğlenirdik çünkü her zaman çok uzun olurdu ve biz uzun bir süre dışarıda kalırdık. bazen anneannem bizi o kuyruktaki komşularımıza emanet edip kendisi bir başka kuyruğa giderdi. hoplardık, zıplardık zamanın nasıl ilerlediğini anlamazdık.yorulduğumuz da kaldırımın kenarına oturur, büyüklerin kendi aralarında şikayetlerini dinlerdik. ozanın da okula gitme zamanı geldiğinde aynı okulda değişik katları paylaştık. teneffüs zili çaldığında kantinin önünde buluşur dışarı çıkardık. beslenme saatlerinde yemeklerimizi birlikte yerdik.okulda da ayrılmamıştık. o benden üç yaş küçük olduğu için hep onu koruma iç güdüsü ile hareket ediyordum. yerli malları haftası olduğu zamanlarda yada öğretmenleri gelmediği günlerde öğretmenimden izin alıp onu sınıfa getirirdim. arkadaşlarım da onu çok sevimli bulurdu.kızları güldürebilmeye o yaşta başlamıştı. okula giderken bütün yolları dener kendimize kestirme yollar bulmaya çalışır ve eve geç kalırdık.. aslında kestirme yolların en uzun yol olduğunu öğrenmemiz zaman almıştı.bir süre sonra annem ve babam yeniden evlendi.annem artık kendi evimize taşınacağımızı söyledi. anneannem ve teyzemlerden ayrılmak zor gelmişti.orası bizim evimizdi nasıl başka bir yere gidebilirdik. eve ilk taşındığımız gün oldukça hüzünlü geçmiş babam akşama kadar bizi oyalamak için her yolu denemiş ve sonunda başarmıştı. en nihayetinde çocuktuk ve babam bu konuda başarılıydı.her ikisi de çalışıyorlardı.sabah erken kalkar okula gidene kadar oynardık. tabi yataklarımız veya kahvaltı sofrası okula yetişmemiz gerektiği için dağınık kalırdı. annem çok despot olduğu için ondan korkardık akşamüstü onlar gelmeden birlikte evi toparlardık. bu konu dada beni asla yalnız bırakmazdı. İlk okulu bitirip orta okula başladığımız zamanda ayrıldık. bu bizim ilk ayrılığımızdı. bir kardeşimiz daha olmuştu ve babam onun bakımı için kendi ailesinin yanına taşınmamız gerektiğini söylemişti. ama yanılmıştı bu konuda bize pek yardımları olmamıştı. oraya taşınmak sadece ailemizi bölmüş evimizi başka bir yere taşımamıza sebep olmuştu. o İstanbul’da anneannemle kaldı, ben annemlerle adana’ya gittim. onun nasıl zaman geçirdiğini bilmiyorum ama ben sıkılıyordum. tek başına zaman geçirmek çok sıkıcı oluyordu. onu çok özlüyordum. birbirimize mektup yazıyorduk.okullar kapanınca anneannem onu sünnet olmak için getirdi. karşılaştığımızda ilk anda çekingen kalsak da daha sonra oyunlarımıza kaldığımız yerden devam etmiştik. tabi biraz daha büyüdüğümüz için oyun şekilleri değişmişti.annem onu bir daha İstanbul’a göndermemişti. aile içerisinde her an mutluluk olmasa bile biz bir arada olmaktan mutluyduk.zaman zaman kavga etmiyor değildik. küslüğümüz ancak birkaç dakika sürerdi.hatırlıyorum da her zaman ilk adımı atan hep o olmuştu.lise’ye başladığımızda bursa’ya taşındık. ama taşınmadan önce ozan’la bir tanıdığımızın evinde bir iki hafta kalmıştık.ev uzun zaman kullanılmadığı için çok toz olmuştu. sürekli şakalaşarak temizlediğimiz için tüm günümüzü almıştı.babam da bizimle kalıyordu. biz her gün sabah kahvaltıdan sonra sokağa çıkıp dolaşır bursa’nın altını üstüne getirirdik. daha taşınmadan bursa’nın her yerini öğrenmiştik. taşınma olayımız da bizim için unutulmazdı. babam iş gezisinde olduğu için taşınma işlemi anneme kalmıştı ve oda bizimde kamyonda gidebileceğimizi söylemişti. Önceleri bundan hiç hoşnut olmasak da sonradan her zamanki gibi kendimize bir eğlence bulmuştuk. gece olup ta şoför yorulunca bir yerde durmak zorunda kaldık. Şoför ön tarafta koltukta uyurken annem kamyonun arkasındaki eşyaları düzelterek bize yer yaptı üçümüz kıvrılıp orada yattık ama uyumamız uzun sürmüştü. Çünkü sonbahar da konya geceleri çok soğuk oluyormuş, Öğrendik. bu her zaman aramızda bir espri kaynağı olmuştu. ne zaman gülmek istesek konya’da donduğumuz zamanı hatırlıyor musun derdik.sıkıcı bir yerleşme döneminden sonra evimize alışmıştık. kışları da eğlenceli geçerdi. evimiz tam üç bayır yukarıdaydı. yokuş o kadar dikti ki kaymadan ya da düşmeden inmek oldukça çaba gerektiriyordu. bizde onun bulduğu yöntemle,yani şişme montunun üzerinde aşağı kadar kayarak inerdik. evin arka bahçesinde bizim olduğunu sandığımız ama yandaki evin olan ayva ağaçlarını taşlar ama bir türlü bizim bahçeye düşüremezdik. evin çatısı fazla yüksek olmadığı için onları küremekle uğraşırken kartopu oynamayı ihmal etmezdik. hafta sonları önce sinemaya ,sonrada hamburger yemeye giderdik. okulda ki güzel kızlar hep onunla ilgilenirlerdi ama o çok utangaç davranırdı. bende bunu fırsat bilip bu konuda onu hep sıkıştırırdım.onu hep babama söylemekle tehdit eder istediklerimi yaptırmayı başarırdım. ama bilmediği bir şey vardı ki o da aslında hiçbir zaman şikayet etmeyecek olmamdı. onunla geçen her an mutlu olduğumu hatırlıyorum. en üzgün zamanlarımızda bile birlikte yapacak bir şeyler bulurduk. ozan liseye başladığı zamanda annemin tayini çıktı ve biz tekrar güneye mersin’e dönmek zorunda kaldık. artık iyice büyümüştük. İkimizin de kendi arkadaşları vardı. ama evde olduğumuz her anı eğlenerek değerlendirirdik. halam ve kızı bizde kaldığı zamanlarda sabahlara kadar balkonda oturur espriler yapar yer içer gülerdik.okul açıldığında balkon sefalarımız bitmişti. ozan hem okuyor hemde bir otelde staj görüyordu. staja ilk başladığı gün eve geç kaldı. saat gece yarısını göstermesine rağmen gelmemişti.babam yoktu. biz annem ile çok meraklanmıştık. telefonda etmemişti. bir akrabamız ile birlikte ona bakmaya staj gördüğü yere gittik. oraya gidene kadar kafamdan binlerce kötü düşünce geçmişti. ama onu orada sağlıklı bir şekilde görmek bana dünyaları vermişti. okul bittikten sonra babamız vefat etmişti artık yalnızdık o çalışmaya devam ediyordu. bende çalışmak istiyordum ve onun sayesinde pek çok yere başvuru yaptım. o çalıştığı için kısa sürede bir çevre edinmişti. sonunda işe girdim. bir süre çalıştıktan sonra çok sıkılmıştım artık mersin de olmak beni mutlu etmez olmuştu. onun gitme uyarılarına aldırmadan, ozan’ı bırakıp şimdi bile duyduğum bir pişmanlıkla İstanbul’a anneannemin yanına gelmiştim. her şeyin o zaman değişebileceğini bilseydim bu kararı asla vermezdim. o bizim ilk ama son olmayan en uzun ayrılığımız olmuştu. o mersin’de ben İstanbul’da yaşıyordum. her zaman içimde onun boşluğunu taşıyordum. onu sık sık arar gelmesi için ikna etmeye çalışırdım .ama gelmedi çünkü aşık olmuştu. her ikimizde hayat mücadelesi içerisine yaşayıp giderken o evlendi. eşi ile birlikte yanımıza geldi. artık üçümüz çok eğlenir olmuştuk. eşi de bize uyum sağlamıştı.bazen ona birlikte yaptıklarımızı defalarca anlatır kızcağızın yeter uyarılarına kadar susmazdık. sabahlara kadar eğlenip gülerdik. ara sıra ters düştüğümüz anlar , mutlu olduğumuz ve eğlendiğimiz zamanların gölgesinde kalırdı. kendi evlerine taşındıklarında benimde onlarla kalmamı istemişlerdi. Üçümüz birlikte çok mutluyduk evleri kutu gibiydi.bu mutluluğumuza bir de küçük minik bir bebekte ortak olmuştu. artık hala olmuştum. zamanın nasıl hızla akıp gittiğini hiç fark edememiştik.o bilgisayar eğitmenliği ile başladığı işte, başarılı olmuş yazılım ve donanım konusunda ilerlemişti.bilgisi, becerisi, sonsuz saygı ve sevgisi ile şirketlerin vazgeçilmez eğitmeni olmuştu. girdiği herhangi bir ortamda hayranlık ve ilgi kaçınılmazdı.Çalıştığı şirkette bana da bir iş ayarlamıştı.böylelikle iş hayatında da ayrılmamıştık. kısa bir süre sonra ben de evlenip kendi yuvamı kurduğumda, her zaman korktuğum, ya eşim kardeşimden hoşlanmazsa fikrinde yanıldığımı anladım. Çünkü onlar da iyi anlaşmışlardı.birbirimize yakın oturuyorduk. kimi zaman birlikte film seyreder kimi zaman sabahlara kadar monopoly oynardık. hayatı hep oyun ve eğlence ile geçiren bize hayat da bir oyun oynamakta gecikmedi.evimize ve hayatımıza ilk geldiği günden bu yana ayrılmayan biz yakın bir zamanda ayrılabileceğimizi hiç düşünmemiştik.kader kapısı birden çalınmıştı. gelen yazın habercisi olan, her daim insanın içini ısıtmaya başlayacak olan günlerin başlangıcı kara haziran’dı .İşte bir haziran’dı hastalandı. bebeğim daha dayısını fark edebilecek kadar büyümemişti bile, yeni doğum yapmıştım sanki herkes her şey üstüme geliyordu, daha fazla bu strese dayanamadım ve bir iki hafta uzaklaşmak istedim. sanırım hayatım boyunca verdiğim en kötü ve en acı karardı.yola çıktığımız akşam bir trafik kazası geçirip hastanede yattım. benim yattığım süre içerisinde kanser denen o melun, o acımasız ,o lanet hastalık kardeşimi pençesine aldı.hasta hanede yatarken beni ziyarete gelmişti. konuşamıyordum ama onu gördüğüme çok sevinmiştim. ben onun iyi olduğunu zannederken o güçlükle ayakta duruyormuş. onu son görmem oldu. ben uzun süre yattım oda bu süre içerisinde çok ağırlaşmış. ve bir sabah hemde doğum günü sabahında 08/10/2003’te hayata gözlerini yummuş.canım kardeşim en iyi oyun arkadaşım bir veda bile edemeden gitmiş. bunu duyduğumdaki içime çöreklenen acı hiç geçmedi. sanırım bu ömrümün son anına kadar geçmeyecek. sanki bir yarım eridi bitti tükendi. dünya çok iyi bir insanı bende en iyi oyun arkadaşımı kaybettim. nerdesin be oyun arkadaşım nerdesin

Reklamlar

    Sohbet Odaları

  • Chat
  • Sohbet
  • Muhabbet

Son Yorumlar

Dostlar


Etiketler


Meta