Senin Hikayen
7 Ağu
babam üç senedir hastane de yatıyordu. elimden geldiğince onu sık sık ziyaret edip mutlu etmeye çalışıyordum. Çünki babam benim canımdan bir parçaydı. aşırı severdim kendisini. son zamanlarında artık yerinden kımıldıyamaz oldu. yatalak olmuştu. hastane de özel bir odada hemşireler başında. Özel doktorlarıyla yine mutsuzdu babacığım. Çünki evlatlarına çok düşkündü. beni gördüğünde çocuk gibi sevinirdi. ben de ona belli etmezdim. ayrıldıktan sonra saatlerce sokaklarda ağlıyarak yürürdüm.
—Üç aylıkken almıştım papağanımı. İsmini kontes koymuştum. elimde besliyerek büyütmüştüm. sanki ailenin bir ferdiydi. bizlerle masa da yemek yer. Üzerimizden hiç inmezdi. beni kimseyle paylaşamazdı. bana çocuklar sevgi gösterseler gider onları acıtmadan ısırırdı. hep benimleydi. çocuk olsa benimle yatacaktı neredeyse. ev de özgürce uçar. biz geçiyoruz farketmezdi onun için. bizler başımızı eğmek zorunda kalırdık. mutfak ta yemek yaparken gelir omuzuma konar.
—-kontes, yemeğin içine düşeceksin. vallahi tavuk niyetine seni yeriz derdim.
o da anlamış gibi cıyak cıyak bağırırdı.
islıkla şarkılar söyler. İsimlerimizle bizlere bağırırdı. yazlığa gittiğimizde onu veterinere bırakırdık. döndüğümüzde bir hafta yüzüme bile bakmaz elime aldığımda beni ısırırdı. sonra barışırdık tabii. kontes onüç yaşındaydı. sultan papağanları 6-7 sene yaşarlarmış. veterineri çok iyi baktığımızı söylerdi.
anlatmak istediğim. 20 eyül 2005 de sabahın beşinde acı bir şekilde telefon geldi. baba mı kaybetmiştim. büyük üzüntüydü benim için. o gün babam defnedildi. akşam üzgün bir şekilde eve geldik. gece saat onbir di. kontes bir çığlık attı. koşarak kafesinin yanına gittim. kafesin içinde düşmüş bana bakıyordu. elime aldım. su içirdim bana bakarak gözlerini kapadı.
Çocuklar yattığı için kontesin öldüğünü anlamadılar. ben de balkona götürdüm. Çocuklara sabah söylerim diye düşündüm. İşin ilginç tarafı. babam kontesi çok severdi. nezaman bana gelse ona da birşey getirirdi. ve babamla aynı gün de hakkın huzuruna vardılar. benim üzüntüm bir değil iki olmuştu. canımdan çok sevdiğim babam ve evlat gibi büyyüğüm kontesimi aynı gün kaybetmiştim. acıları hala içimde taze. ve ikisini de çok seviyorum.
babacığım
bu ilk ve sensiz geçen, babalar günü babacığım.
Özlemin her gün daha büyüdü içimde, bitmeyen acınla.
sevgini yaşatıyorum ama, sen yoksun şimdi hayatımda.
her gün gelirdin arardın halimi sorardın bana.
nerdesin babacığım, gelsene yine yanıma.
ellerini öpeceğim, bırakmıyacağım seni birdaha.
sana sarılacağım öpeceğim gül yüzünü defalarca.
sevgi dolu yüreğine sarılacağım binlerce kere.
gözyaşlarım aktı sel oldu babacığım, hasretinle.
herşey bizler için, biliyorum tüm yaşantımızda.
ama yokluğunu kabul edemiyorum hayatımda.
acın hala taze, içimden gitmiyor hasretin de.
hergün sana özlemim daha çoğalıyor yaşantımda.
gözbebeğindim, biriciğindim senin, söylediğinde..
hep dualarını aldım yaşadığın müddetçe hayatında.
Şimdi dua etme sırası, ben de babacığım.
bundan sonra, her babalar gününde.
İçim daha da yanacak, özleminle.
sevgin taşacak yüreğimden, coşkuyla.
gözyaşlarım akacak, seni düşündüğümde.
sesini, baba kokusunu özledim sensizliğimde.
namazlarınla, bir bütündün yaşantında.
kur\’anı da ne güzel okurdun billur sesinle.
bana da sen öğretmiştin büyük emeğinle.
hep vericiydin herkese yardımcıydın.
babacığım sen, bir taneydin parmakla gösterilirdin.
seni anlatmakla satırlara sığdıramam ki babacığım.
kabrin de rahat uyu, güzel dualarımla.
babalar günün kutlu olsun canım babacığım
7 Ağu
haziran ayının sonları.yani yaza merhaba dediğimiz kışın ürperten soğuğundan kendimizi sıcaklığın huzur veren kollarına bıraktığımız o güzel,güzel olduğu kadar da anlamlı ayla vedalaşıp yaz mevsiminin etkisini en fazla hissettirdiği “ben geldim artık! İşte buradayım” dediği,şarkılara konu olmuş temmuz ayına girmek üzereyiz.zaten ben aylardan en çok haziran ve temmuz\’u seviyorum.haziran,bizi kışın soğuğundan kurtardığı,hem ilk baharı hem de yazı içinde bulundurduğu için büyük bir anlam ve değere sahiptir gözümde.temmuzu ise sebepsiz seviyorum işte.biraz da doğduğum ay olmasının bunda etkisi var desem çok mu egoistlik yapmış olurum?bir temmuz ayında bela olmuşum dünyanın başına.sahillerin en neşeli olduğu,yazın büyüleyiciliğinin insanı en çok çarptığı bu güzelim ayda benim gibi bir felaketle karşılaşmış dünya…
saat sabah 4:30.uykum kaçtı birden bire.dün televizyon izlerken uyuya kaldığım kanepeden doğrulup pencereden dışarı bakınca şafak sökmek üzere olduğunu gördüm.ufuk çizgisinin üzerinde karanlıkta göze çarpan farklı bir renk oluşmuş.nasıl desem mavinin kırmızıya kavuşması gibi.Şehrin ışıkları henüz sönmemiş.her ne kadar yapay olsalar da bu karanlıkta birazcık avutuyorlar insanı.ve avutmakla da kalıyorlar.asla doğal ışığın verdiği gerçek mutluluğu veremiyorlar.geçiçi bir avuntu işte.Şu anda bir elektrik kesilse tüm şehir umutsuzca karanlığa gömülür.oysa gerçek ışığı,güneş\’in ve diğer yıldızların ışığını kesmeye allah\’tan başka kimin gücü yeter?kimsenin.İşte ışık dediğin öyle olmalı.kimsenin gücü yetmemeli kesmeye.herşeyin olması gerektiği gibi doğal olmalı ve huzur vermeli insana.geçici bir avuntu değil…
deniz sakin sayılır.ama dalgalar gizleseler de o bilindik hırçınlığını taşıyor yine de.orta şekerli bir karadeniz işte.mavi\’nin her tonu var denizin üstünde.kimi yerler daha açık kimisi daha koyu.bir hüzün kaplamış denizi.sanki bir şeylerin olmasını,bir şeye kavuşmayı bekliyor.birden denizin ne kadar büyük olduğuna dikkat ettim.17 senedir deniz kenarında yaşıyorum ama daha önce hiç bu gözle bakmamıştım denize.ne kadar da çok su var.kimbilir belki de sevdiğinden ayrı kalanların döktüğü göz yaşları buna sebep olmuştur.belki de o yüzden kıyıya vuran her dalga hüzün getiriyordur şehre.belki de o yüzden her dalga çarpışında sızlıyordur sevenlerin yürekleri.belki de dalgaların çıkardığı ses bu yüreklerin ağlayışları ve haykırışlarıdır.Ümitsizliğin,çaresizliğin ve en kötüsü ayrılığın sebep olduğu çığlıklardır.kimbilir…
saat 5\’e doğru ilerlerken ufuk çizgisinin üstüne parlak ince bir çizgi belirdi.karanlıkta göze çarpan o şafak rengi bir noktada yoğunlaştı.pembenin ve mavinin birbirine bu kadar yakıştığını daha önce görmemiştim.ufuk çizgisinin üstündeki parlak çizgi de kayboldu.deniz sanki otorgarda sevdiğini bekleyen bir insan gibi heyecanlandı.gökyüzü sanki bir şeylere hazırlanıyor.bir doğum günü partisinde ışıkların kapatılıp doğum günü olan kişinin beklenmesi gibi.tüm hazırlıklar yapıldı.herkes merakla birini bekliyor.ve işte beklenen kişi geliyor.o pembe noktanın üzerinden dünyamıza merhaba diyor güneş.nasıl da birden bire değişiveriyor gökyüzü.deniz bütün hüzünlerini bir tarafa fırlatıp büyük bir mutlulukla güneş\’i selamlıyor.günün ilk ışıklarının yüzüme vurmasıyla benim de içimde bir mutluluk bir huzur oluştu.az önce bahsettiğim,şehrin ışıkları gibi sahte olmayan gerçek bir mutluluk.Şu büyüleyiciliğe bakın.yaz güneş\’i tüm karanlığa meydan okurcasına ışıl ışıl parlıyor mas mavi denizin üstünde. Şehrin sahte ışıkları,güneş\’in karşısında çaresiz sönmek zorunda kaldılar.denizin mavisi daha bir güzel görünüyor şimdi.kuşların cıvıltısı daha güzel geliyor insanın kulağına.onlarda da bir sevinç var.herşeyde bir sevinç var.karanlığın üzerine güneş doğması buymuş demek.gecenin ürküten soğuk ve hüzünlü karanlığından rengarenk,ışıl ışıl,sıcacık,mutlu bir sabaha merhaba demekmiş.bir güneş yetiyormuş demek tüm karanlığı silmeye.hoşgeldin güneş.İyiki varsın