•  Yunan Deniz Tanrısı Peneusun kızı Dafniye, Apollon aşık olmuştur. Dafniye umutsuzca aşık olmasının nedeni, aşk tanrısı Erosun oklarından birine hedef olmasıdır.

    Apollon aslında çok iyi bir okçudur ve kendiyle övünmeyi çok sever. Birgün kendisi gibi iyi bir okçu olan Afroditin oğlu genç Eros ile karşılaşır ve onun okçuluk kabiliyeti ile . ilgili alaycı sözler söyler. Buna karşılık, Eros öç almak ister ve iki ok hazırlar. Biri altın suyuna batırılmıştır ve saplandığı kişiye tutku ve sonsuz aşk verecektir. Diğer ok ise saplandığı kişiyi aşk ve tutkudan tamamen uzaklaştıracaktır. Altın ok Apollonun kalbine saplanır ve Dafniye umutsuzca aşık olur. Fakat ne yazık ki diğer ok Dafninin kalbine saplanmıştır. Dafni, Apollondan sürekli kaçar ve aşkını reddeder.

    Bir gün Dafni yine kaçarken Apollona yakalanır ve babası Yunan Deniz Tanrısı Peneusdan yardım ister. Peneus, Dafniyi Defne ağacına dönüştürür ve Dafni sonsuza dek Defne ağacı olarak kalır.

    Apollon ise, Defne ağacından aldığı yapraklarla kendine bir taç yapar ve bu tacı başından hiç çıkartmaz. Tüm Apollon heykellerinin başında gördüğümüz Defne yapraklarından yapılmış tacın sebebi budur.

    Tags: , ,

  • Günün birinde bir çiçekle su karşılaşır ve arkadaş olurlar.

    İlk önceleri güzel bir arkadaşlık olarak devam eder
    birliktelikleri, tabii zaman lâzımdır birbirlerini tanımak için.

    Gel zaman, git zaman çiçek o kadar mutlu olur ki, mutluluktan
    içi içine sığmaz artık ve anlar ki, suya aşık olmuştur.

    İlk kez aşık olan çiçek, etrafa kokular saçar,
    “Sırf senin hatırın için ey su” diye…

    Öyle zaman gelir ki, artık su da içinde çiçeğe karşı
    birşeyler hissetmeye başlamıştır. Zanneder ki,
    çiçeğe aşıktır ama su da ilk defa aşık oluyordur.

    Günler . ve aylar birbirini kovalalar ve çiçek acaba
    “Su beni seviyor mu?” diye düşünmeye başlar.

    Çünkü su, pek ilgilenmez çiçekle… Halbuki çiçek,
    alışkın değildir böyle bir sevgiye ve dayanamaz.

    Çiçek, suya “Seni seviyorum der. Su, “Ben de seni
    seviyorum” der. Aradan zaman geçer ve çiçek
    yine “Seni seviyorum” der. Su, yine “Ben de” der.
    Çiçek, sabırlıdır. Bekler, bekler, bekler…

    Artık öyle bir duruma gelir ki, çiçek koku saçamaz
    etrafa ve son kez suya “Seni seviyorum.” der.

    Su da ona “Söyledim ya ben de seni seviyorum.” der
    ve gün gelir çiçek yataklara düşer. Hastalanmıştır çiçek
    artık. Rengi solmuş, çehresi sararmıştır çiçeğin.
    Yataklardadır artık çiçek. Su da başında bekler
    çiçeğin, yardımcı olmak için sevdiğine…

    Bellidir ki artık çiçek ölecektir ve son kez zorlukla
    başını döndürerek çiçek, suya der ki; “Seni ben,
    gerçekten seviyorum.” Çok hüzünlenir su bu durum
    karşısında ve son çare olarak bir doktor çağırır
    nedir sorun diye…Doktor gelir ve muayene eder
    çiçeği. Sonra şöyle der doktor: “Hastanın durumu
    ümitsiz artık elimizden birşey gelmez.”

    Su, merak eder, sevgilisinin ölümüne sebep olan hastalık
    nedir diye ve sorar doktora. Doktor, şöyle bir
    bakar suya ve der ki: “Çiçeğin bir hastalığı yok dostum…
    Bu çiçek sadece susuz kalmış, ölümü onun için” der.

    Ve anlamıştır artık su, sevgiliye sadece
    “Seni seviyorum” demek yetmemektedir…

    Tags: , ,

  •  Paris aslında Truva kralı Priamos’un oğluymuş. Ancak Truva kraliçesi bir gece rüyasında ateş doğurduğunu ve bu ateşin tüm Truva kentini yakıp yıktığını görmüş. Bunun üzerine bu rüya sonrasında kraliçenin doğurduğu bebek, İda Dağı (Kazdağı)’na bırakılmış. Burada bir süre kendisini bulan bir ayı tarafından emzirilmiş. Çoban olarak büyüyen Paris, Afrodit’i en güzel kadın olarak seçmiş. Bunun üzerine Afrodit de Paris’i , bir başka güzel Helena’ya yöneltmiş. Ancak Paris Helena’yı tanımamaktayken ve şimdiye dek hiç görmemiş iken onu aramaya başlamış. Bu günkü Çanakkale’den yola çıkarak, Yunanistan’da bulunan Spartalıların sitesine doğru gitmiş. Helena o sitenin kralı Menelaos ile evliymiş. Paris Spartalıların sarayında Helena . ile ilk karşılaşmasında onun güzelliği karşısında adeta büyülenmiş. Nereden geldiğini, Afrodit’in kendisine teşekkür kabilinden kendisine Helena’dan bahsedip, Afrodit’in onların kalplerini birleştirdiğini söylediğini anlatmış. Bu durumda kendisinin de bu amaçla buraya gelerek, isterse onu da götürebileceğini söylemiş. Helena da aşk tanrıçasının dediği ve istediğini yapacağını söylemiş. İki aşık Yunanistan’dan kaçıp Anadolu topraklarına girmişler. Sparta şehrinin kralı Menelaos ve onun kardeşi Agamemnon da bunun öcünü almak için Truvalılara savaş açmış. Çok büyük bir donanma ve Agamemnon’un komutasında ilerleyen Spartalılar Truva’ya çıkarma harekatına başlamış. Savaşın ilk yılında Spartalılar Anadolu şehirlerini yakıp yıkarak talan etmişler. Tapınaklarda rahibe olanlar bile köle haline getirilmiş. Anadolu’nun ve Truvalıların koruyucusu tanrısı Apollon imiş. Kendisine ait tapınaklardaki rahibelere yapılan bu çirkin davranışa çok öfkelenerek, Spartalılar üzerinde tüm hiddetini göstermiş. Bu savaş aslında Anadolu’nun Yunanistan ile olan ilk savaşıydı. Bu savaşa Anadolu’daki pek çok halk savaşçı yollamıştı.

    Tüm Lidya kentleri ( Ege bölgemizdeki antik şehirlerden başlayarak, Akdeniz bölgemizin antik şehirlerini de kapsayan bir alandaki kentlerden) gelenler yanında Karadeniz bölgemizde Samsun civarlarında yaşayan kadınların hakim olduğu bir kavim olan Amazonlara dek tüm Anadolu halkları bu hücuma karşı tek yürek olarak savaşmaktaymış. Onların da savaşta gösterdikleri üstün başarılara rağmen karşılarındaki kuvvetleri durduramamaları diğer Anadolu kavimlerini de hayal kırıklığına düşürmüştü. Bu arada hiç beklenmeyen bir dost eli Anadolu kuvvetlerinin yardımına yetişti. Habeş krallığı. Habeş kralı Memnon ve askerleri Truvalıların yanında savaşmışlar. Ancak Spartalıların kahramanlarından Akhilleus Habeş kralını öldürünce , Habeş ordusu dağılmış. Daha sonra da bu Spartalı büyük asker de topuğundan aldığı bir darbe ile kan kaybından ölmüş. Bu ölümü Paris’in ölümü izlemiş. Her iki tarafın orduları ve halkı çok acı çekmiş. Bu sırada Spartalılar hile ile Truvaya sahip olmaya karar vermişler. Dev bir tahta at yapıp, içine askerler koyup, onları orada bırakmak ve sanki geri çekiliyor izlenimi vererek gemilere geri dönmek. Plan aynen işlemiş. Bu atın tanrılardan gönderilen bir hediye olduğu söylenmiş. . Her ne kadar Truvalı din adamı Laaaaaokoon buna inanılmaması gerektiğini söylemişse de gerekli desteği bulamamış. Gecenin ilerleyen saatlerinde Truvalılar zaferi kutlarken, Spartalı askerler tahta attan inerek Truvalıları kılıçtan geçirmişler. Truva şehri yakılmış ve küllerle kaplanmış. Bu arada tapınaklarda Truvalı kadınlara yapılan tecavüzler Spartalıların koruyucu tanrısı olan Athena’yı bile çok kızdırmış ve dönüş yolunda müthiş bir fırtına bazı gemileri batırmış. Tüm bu savaşların sonunda Güzel Helena tekrar eski kocası Menelaos’un yanına getirilmiş.

    Sevgili dostlar bazen küçük bir olay tahmin edilemeyecek çok daha büyük olaylara yol açabilir. Bir şehri yok edebilecek çığ bir ses ya da bir taşın yuvarlanması ile başlayabilir. O yüzden . aklın duyguların önüne geçmesi gereklidir. Akıllı kimselerden, deneyimli kişilerden faydalanılmalıdır. Freud’a göre insanda doğuşta var olan saldırganlık ve cinsel dürtüler hayatımızı yönlendirmektedir. Cinsel dürtü daha üretken, yapıcı ve yaşamaya yönelikken; saldırganlık dürtüleri karşıdakine zarar vermeye , yıkmaya yöneliktir. Eğer saldırganlık dürtülerinize hakim olamazsanız öfkeniz önce çevrenizdekileri , sonra da sizi . yakar. Cinsellik dürtüsü ise hayatınızın ilerleyen dönemlerinde başka alanlarda üreticiliğe ( sanatta, sporda, yaşam tarzı ve günlük ilişkilerde) daha uygar, canlı ve sevecen bir kişilik yapısına kavuşmamızı sağlar. Dürtü kontrolünün bozulması kişisel kuraldışı savaşlara sebep olur. Bu durum travma sonrası stres bozukluğu, bazı kişilik bozuklukları ( antisosyal, sınırda kişilik, paranoid kişilik bozuklukları gibi), dissosiyatif kimlik bozukluğu, iki uçlu bozuklukta mani dönemlerinde ve bazı psikozlarda ( şizofreni, sanrısal bozukluk gibi) görülebilir. Tedavi ilaç tedavisi ve psikoterapi ile yapılabilir. Hepinize agresif dürtülerinizi yenebildiğiniz savaşsız, libidinal dürtülerinizin sanata ve üretkenliğe döndüğü barış dolu bir dünya dilerim

    Tags: , ,

  • Bir gün bir şehirde bir adam yaşarmış kendi halinde bir evde ayleysiyle yaşarmış.cocuk ken insanlardan yemiş olduğu darbelerden dolayı adam sürekli kendi Dünyasında kitaplarıyla yaşarmış.Onu diğer insanlardan ayıran özelikde sürekli kitap okuyup kendine cok farklı bir Dünya yaratmasıydı.en sevdiği ve yapa bildi tek şey buydu.

    Yaşadığı şehirde bütün insanlar maskelerle dolaşırlardı.bu adam bu insanların maskelerinde korktu için sürekli insanlardan kacıyordu.cünkü o maskelerin altındaki telihkeleri sezemediği için artık korkularını azaltmak için sürekli kitaplar okuyordu.Bir nebze korkularından kısada olsa kaca biliyordu. Artık Hayatı kitaplar olmuştu. Yaşıtları gezerken eğlenirken o kendi Dünyasında sihirli kitaplarıyla yaşayıp   Duruyordu ne zaman kitaplarını bırakıp insanların Dünyasına . girdiyse darbeler yiyip duruyordu. O Şehirin en meşur ustaları maske yapan ustalarıydı. Öyle maskeler yapıyorlardiki i,nsanların yüz yapısından Hiçbir farkı yoktu maskelerin . Bundan dolayı genc adam maske ve yüzleri secemiyordu. Secemediği içinde sürekli darbeler yiyip duruyordu. Bu darbeler onu kitapların içine Hapsediyordu.genç adam senelerce kitapların arasında kaybolup gitmişdi. Arada seneler gecdikden sonra genc adam artık orta yaşa gelmişdi artık bir nebzede olsa kitaplardan aldığı Bilgi onu olgun bir Bilge adam yapmışdı.Artık bilgeliğiyle insanların Maskelerinin altındaki telikeleri seze biliyordu. Ve darbelerden kendi koruya biliyordu.Artık bilgeliğine güveniyordu artık Hayata atılmak için hazır dı yada o öyle biliyordu.kitapların verdiği öz güvenle ve . temel bilgilerle artık Hasırım diyordu.   Bilge adam yüreyinde oluşan bir sevgi pınarı oluşmuşdu öyle bir sevgi pınarı oluşmuştuki artık sevgisiyle Bütün kötülükleri yene bilçene inanmışdı.temel felsefesi Sevgiydi bir gün bütün kötülüğü yenecekdi. Bilge adam buna inanmışdı artık oda İnsanlar gibi şehre inip Bilgeliğinine ve yüreyindeki sevgi pınarına güvenip insanların içine karışmaya Başlamıştı.   Ve günler aylar bir birini kovalarken bilge adamın hiçbir Dostu yokdu olmamışdı. Bir gün bilge adam O şehirde hiç görmediği Dünyalar güzeli bir kızla tanışmıştı. Bilge adam kızı görünce ve konuşunca sanki büyülenmişdi sürekli bunun bu Dünyaya ayit olmadaığını söylüyüp duruyordu ve kızda bilge adamdan Hoşlanmaya bşlamışdı o kadar mutlu olmuşduki mutlulukdan ucmuşdu sanki bilge adam artık Aşık olmuşdu Hiç yaşamadığı tatmadı Duygular hakim olmuşdu yüreyi sanki vucunda ölen bütün hüçreleri tekrar aşk sayesinde canlanıyordu bilge adamın. Aşk okadar mutlu etmişdiki Bilge adamı bian insanlardan yediği darbelerin acısını unutmuşdu bu bir mucizeydi bilge adam için. Onu artık Hayata bağlayan bir amacı vardı yaşaması için bir sebeb vardı. Günler gecdikce bilge adamın Hayatın içinde insanlardan aldığı bıcak gibi darbeler Aşk ilacıyla vucudu ileşiyordu. Vucudundaki kesikler kaybolmaya başlamışdı bu bir mucizeydi sanki bilge adam için . Bilge adam kızdan o kadar büyülenmişdiki farkına varmadan Bilgeliğini kaybetmeye başlamıştı bunun farkına varamamışdı bilge adam. Hayatında hiçbir kızı bu denli sevmemişdi bilge adam o kızla cok mutluydu bilge adam.günler aylar geciyordu artık bilge adam bu büyüleyici ve Dünyanın en güzel kızla evlenmeye karar vermişdi sanki senelerce aradığı şey buydu bunu kacıramasıdı bilge adam mutluluk buydu ona göre Onu böyle heycanlandıran mutlu eden   Hiç bişey olmamışdı hayatında. . Kendine söylip duruyordu bilge adam evet evet bu Dünyalar güzeli prenzezle evlenmem lazım ve onu Dünyanın en mutlu insanı yapabilirim diyordu kendi kendine.Allahın bana gönderdiği bir Hediyeydi bir melekdi bu.bir birilerini göremedikleri zamanlar Haberci güvercinlerle birbirleriyle Haberleşiyorlardı. Bilge adam aylarca güvercinleriyle Haber yoluyordu prensesine ve bir gün ikiside karar verdi evlenmeye ve prenses bunu ilk annesine anlatı. Ve annesi bilge adamı görmek istedi ve annesinin Hayali yakışıklı bir Prensdi bir gün buluştular üçü. Annesi bilge adamı görür görmez şok oldu   Bilge adamin iç Dünyası cok güzeldi ama insanların bakış acısına göre pek yakışıklı biri değildi cünkü insanlar sevgiyle bakmıyorlardı birbirilerine. Ve annesi sanki yıkuılmışdı karşısındaki bilge adamı kızına yakışdıramamışdı. Bilge adam bunu fark etmişedi Bilgeliğiyle ve olay karşısında şok olmuşdu Bütün umutları yıkılmışdı bilge adamın sanki. Ama melek kalpli prenses   Bilge adamı teseli ediyordu. Her zorluğa rağmen biz evlencez diyordu bilge adama bu sözler bilge adamın kalbini tekrar düzeltmeye yetmişdi. Prensez bilge adamın yanında cok mutluydu. Ama mutlulukların altında sürekli korkular besliyordu prensez cünkü biliyordu bilge adamı aylesi Beyenmeyeceni sürekli bunu Düşünüp duruyordu prensez. Ama bilge adam sevgiziyle bütün kötülükleri sorlukları yenecene inanıyordu. Sevgizi için Bütün kötülüklerle savaşacakdı ve savaşın sonda prensezleevlenecekti aylar gecdi Her günün tadını cıkarıyorlardı bizim aşıklar. Bir gün prensez güvercinlewriyle bilge adama   Haber yoladı bige adam güvercinin bacandaki kağıdı cıkarıp okumaya başladı ve okurken prensez bilge adamdan ayrılmaya karar vermişdi ve bu sözlwer bilge adamı yere sermişti kalp atışları Hızlandı bilge adamın kalbi göğzünde fırlayacak gibiydi aman Allahım diyordu neden ben neden ben diyordu bilge adam.bu Diğere insanlardan darbelere benzemiyordu. Sanki kalbine zerli bir Hancer saplanmaıştı . ve belirli bir şokdan sonra kendine geldi bilge adam panikliği bitikdern sonra kendine geldi   bilge adam   hemen güvercinleriyle presnseze haberler yolamaya başladı ve her seferinde Bilge adama sevginin bitini söylüyordu prensez. Bilge adam şok olmuştu bu haber karşısında artık bu dünyada onsuz   yaşayamicana karar vermişti . bu acıya yüreyinin dayana micanı Düşünüyordu bilge adam prenzeze haber yolayarak sensiz yaşayamam diyordu beni anca bu acılarımdan kurtaracak ilac ölümdür diyordu prenseze. Ölmek için bir yer Düşünüyordu prenzesin evinin tam yanında olsun diyordu ölümüm. Ve güvercinlerle prenseze ölecenin haberlerini yolarken haberleri annesi okuyordu . be haberleri ve annesi bilge adama kızına büyüceler tarafında   Büyü yapıldını söylüyordu. Büyüden dolayı sevgisinin sana karşı bittiğini söyledini söylüyordu. Bilge adam bunları duyunca biraz rahatlamışdı tekrar   nefes alıyordu.bu habere bilge adam evet diyordu ben sevgimle Bu büyüyü bozarım diyordu. Cünkü kitaplardan aldığı buydu   sevgi bütün kötülükleri yener Bilge adam kalbinin içindeki sevgi pınarından aşkına sevgi ilacını yoluyordu evet evet   bu büyünün ilacı olması lazım diyordu bilge adam sevgi pınarından iç mesi lazımdı prensezin bilge adama göre.bilge adam o kadar inanmışdıki prensezin ileşcene artık Hiçbir şphesi yokdu sevginin Yok edemiceği kötülük yokdu ona göre en büyük ilc sevgiydi bilge adama göre.ama yanılmışdı bilge adam prensez düzelmemişdi büyü bozulmamışdı . . Bilge adam gecelrin karanlığında   Düşünüyordu Aklına eski bilgelrin bir sözü gelmişdi Gerceyi sorunları gecenin karanlığında arin diye bilge adam gündüzleride o ülkenin önden gelen hekimlerine ve büyücülerine gidiyordu büyüyü bozmak için ve hernekadar arasada bir türlü bulamamışdı caresini . Büyü prensezin üzerinde ettkisini iyi ce göztermeye başlamıştı artık prensez halinde memnun olduğunu bilge adamın kendisini rahat bırakmasını istiyordu. Bilge adamdan iyice soğumuştu prensez artık prensez o kadar büyünün etkisinde kaldıki büyünün bozulması için   Hiçbir caba sarf etmiyordu. Bilge adamın bütün söylediği o güzel sevgi sözleri artık hiçbir işe yaramıyordu. Artık bilge adam bütün umutlarını kaybetmeye başladı ve anladıki Büyü bozulsa bile artık prensezine kavuşammicanı anlamıştı. Ve prenseze son sözlerini yazıp güvercinle yolicaktı ve son sözlerini şöyle yazıyordu bir gün büyü   bozulursa bana karşı sevgin kalmış za bana geri Döne bilirsin diye yazıyordu istediğin zaman geri gele bilirsin diyordu. Presnsez Bilge admın Hayatında tamen cıkarken bilge adam artık Hiçbir insana Ömrünün sonuna kadar güvenemeyeceni öğrendi. Kalbinden prensez tarafında saplanan zehirli hanceri cıkarmıştı artık ve zehir etkisi giderek azaltıyordu ve artık bilge adam Düzelmeye başlamıştı. Ve gün gecdikce dahada düzeliyordu. Prenseze karşı His etiği sevgi artık yerini nefrete bırakmıştı.Bilge adam bir türlü kabulenemdiği şey prensezin sevginin kötülüklerden üstün olduğunu zamanla sevgiyle büyü bile bozulcanı inanamamsıydı. Sevginin güçüne inanmadığı için artık prensezden tamen soğumuşdu bile adam.Bilge adam bir gün büyü bozulup Prensez geri dönse bile Hiçbir şey eskisi   gibi olamayacanı öğrenmişti sanki kalbindeki prensez karşı his etiği o sevgi tamen bitmişdi.ve bilge adam bir kar alması lazımdı insanların içinde kalıp insanlardan darbeler yiyecene o şehiri terk etmeye karar verdi. Kendini bir kuleye hapsedip kitaplarıyla ömrün sonuna kadar yaşicaktı. Ve o kulede ölcekdi bilge adam be bilge adama bütün bilgelini otaya koyarak Denizin tam ortasında koca bir kule yaptı ve bu kuleye ömrünün sonuna kadar yetecek bütün ihtiyaclarını kitaplarını yerleştirdi. Denizin ortasındaki kuleye girdi ve bir gün büyü bozulup prensez Döne bilir korkusuyna kalenin katılarını iç tarafdan kitlemeye başladı ve kapıların önüne tamen taşlarla iç tarafdan örmeye başladı artık kapılar kiltliydi ve örülüydü hiç kimse giremcekdi artık bütün kötülüklerden uzaktı hiçbir kötülük bilge adamın canını yakmayacaktı ve kulenin penceresini acıp son bir defa insanlara var gücüyle bağırmaya başladı artyık kalbim ileşti bu kalpte yaratanın sevgisinden başka sevgi yok ey prensez diyerek bağırdı artık seni sevmiyorum artık büyün bozulsada sen asla bu denizin orasındaki kaleye giremesin bu güc sende yok diyerek kenin anahtarlarını denizin tam ortasına var gücüyle fırlatı ve anahtar denizin derinliklerinde kaboldu be Bilge adam pencereyi Dış dünyaya kapatarak ömrünün son nefesine kadar Allaha ibadet etmeye karar verdi ve pencereyi kapatmadan son sözü bir gün SEVGİNİN GÜCÜNE İNANACAKSINIZ OLDU

    Tags: , , , ,

Rss Feed Tweeter button Facebook button Technorati button Reddit button Myspace button Linkedin button Webonews button Delicious button Digg button Flickr button Stumbleupon button Newsvine button Youtube button
Edebiyat Edebiyat