• Öyküler 07.03.2009

    Eylül
    sonlarıydı, berrak bir gece; kuvvetli ayın altında heybetli bir genç
    adım adım ilerliyordu. Yuvarlak ayın ışığı sarmış toprağın rengini. Sol
    ayağı sekiyordu. Sanki adımları atmaya mecburdu. Gözlerinde uykuya
    hasret bir hal vardı. Belli ki direniyordu. Uzaklarda bir ışık gördü.
    adımlarını biraz daha hızlandırdı, sanki ayağındaki acıyı unutmuştu.
    Meşe ağacları sarmış köyü; kırmızı damlar olağanca rengiyle çarpıyordu.
    Yol boyunca uzanan fundalar vardı.
    Fundaların arasında tok bir
    çakal ince ve bembeyaz dişleriyle devrini tamamlamakta olan aya bakarak
    uluyordu. Birden köyün köpekleri çakala ayak uydurur gibi hırlaşmaya
    başlamışlardı. Her evin avlusunda inceli kalınlı köpek sesleri vardı.
    Genç
    adam köye yaklaştı. Yüzünde durgun bir tavır vardı bembeyaz yüzü
    gecenin karanlığında beliriyordu. Dere yolundan köye girmişti,
    gözlerinde bir canlılık yoktu; yorgundu besbelli. Köyün diğer ucuna
    doğru ilerlemeye başladı. Köyün çıkışında bir eve uzunca baktı. Mum
    ışığı yanıyordu, perde hafif aralıydı, alnında ter bulgur bulgur
    bulgurdu. Ay bütünüyle kaybolmuştu köyün üzerine zifir bir karanlık
    düşmüş; köy halkı, gündüz, tarladaki yorgunluğa yenik düşmüş erkenden
    uyumuşlardı. Çakalın uluması kesilmiş; köyün köpekleri hala
    havlıyorlardı. Belki de köye giren bu yabanciyaydi havlamaları..
    Köy
    40-45 haneden oluşuyor, iki tepenin ortasında doğaya bir başka güzellik
    katıyordu. genç adam uzun süre izlediği eve adım adım yaklaşmaya
    başladı. Kapıya kadar gelmişti. Kapıyı çalıp çalmamak arasında tereddüt
    içerisindeydi; başını yere eğdi; derin bir nefes aldı ve meşeden
    yapılmış tahta kapıya vurdu.. Kapıyı yuvarlak pembe suratlı, yaşlı bir
    adam açtı. Yaşlı adam gençi gördüğünde şaşırdı. Uykudan uyanmıştı, genç
    adamın kim olduğunu ve ne istediğini sordu. Adam isminin Deniz
    olduğunu, alageyik avlamak icin yakın ovalara geldiğini, kayalardan
    yuvarlandığını sol bacağında kırık olabileceğini anlatmaya başlamıştı.
    Aslında
    bu genç adam devlet tarafından aranan bir devrimciydi, yalan söylemek
    mecburiyetindeydi. Açtı yaralıydı ve yorgundu. Yaşlı adam inandı ve
    içeri davet etti. Bir pencere kenarına oturtu ve hemen yarasına bakmaya
    başladı. Bir yandan nereli oldugunu soruyordu Deniz’e. Deniz, Malatyalı
    olduğunu , babasıyla birlikte bir nalburiye dükkanı çalıştırdığını
    söylemişti. Yalan söylüyordu ve söylediği her yalanda yüzünde utanç
    duygusu beliriyordu.
    Deniz, yaşlı adama; ismini sordu ve sorunun
    cevabını almandan “galiba buralısınız” dedi. Yaşlı adam kafasını
    kaldırdı. Deniz’in, diz kapağının iki parmak altında kırık oldugunu
    söyledi ve sözlerine devam etti. adının Malik olduğunu, aslında buralı
    olmadıgını,Bosna Hersek göçmeni olduğunu, savaşta karısını ve oğlunu
    kaybettikten sonra kızıyla birlikte Türkiye’ye yerleştiğini anlattı.
    Deniz; üzgün olduğunu ifade etmişti yaşlı Malik’e, ardından ayağındaki
    kırık yeri biraz ovaladı. Yaşlı adam bir süre misafiri olabilceğini
    söyledi. Deniz, bu duruma sevinmişti adam onu misafir olarak
    kabullenmiş ve yardımını esirgememiyecekti.
    Birden odanın kapısı
    aralandı, odaya uzun boylu, lüle saçlı, yeşil gözlü bir kız girdi.
    Babasına Boşnakça birşeyler sordu. Genç kız genç adama üzgün bir
    ifadeyle baktı, kafasını salladı ve odadan çıktı. Kazandan kaynar su
    alıp geldi. Mutfak Deniz’in oturduğu odayla hemen hemen içiçeydi; sonra
    yiycek bişiler hazırladı. Deniz’in oturduğu sedire hazırladıklarını
    koydu; yaşlı Malik kızına dönerek “Setenay sen uyuyabilirsin bundan
    sonrasını ben hallederim.” Kız babasına “tamam papilo” diyerek odasına
    gitti. O gece Malik ile Deniz uzun uzun sohbet etti.
    Setenay o
    gece doğru düzgün uyuyamamıştı. Babasıyla Deniz’in ne konuştuklarını
    dinlemişti. Çünkü o genç adam kimdi, nereden çıkıp, neden kapılarını
    çaldıgını anlamaya çalışmıştı. Düşüncelerle sorularla gece bitmişti.
    Deniz
    her gece rüyasında ölen dava yoldaşlarını görüyor, kan ter içerisinde
    uyanıyordu. Her an jandarmaların izini bulacağını, ya da köylülerden
    birisinden “bu aranan devrimcilerden birisi” cümlesini işitmekten
    tedirgindi.
    Deniz, akşamları yaşlı Malik’le köy kahvehanesine
    gider köylülerle sohbet etmeye başlamıştı. Köylü Deniz’i sevmişti. Bazı
    akşamlar Deniz’le sohbet etmek için, Malik’in evine ziyaretler
    yapılırdı. Köy halkı aslında çok gerici bir zihniyete sahipti. Bazı
    akşamlar kahvede siyasi tartışmalar yapılıyor, Deniz halkın
    bütünlüğünü, köylünün hakkını savunucu konuşmalar yapıyordu. Deniz’in
    konuşmalarını bölmemek adına çaylar bile karıştırılmadan içiliyordu.
    Gerçekten köylü Deniz’i sevmişti.
    Artık kış yaklaşıyordu. Kasım
    ortalarıydı. Bir gece Deniz yatağına, gittiğinde bir kağıt gördü.
    Mektup gibiydi. Deniz merakla okumaya başladı. Tebessümle okuyordu.
    Deniz’in okuduğu kelimeleri yazan Setenay’dı. Deniz’i sevdiğini anlatan
    sözler vardı o kağıtta. Deniz zaten sezinlemişti. Bazen yaşlı Malik
    uyukladığında Deniz’le uzun uzun bakışır ve gözleri konuşurdu.
    Deniz’in
    yüreğinde devrim ateşi vardı ve bir ateş daha yanmaya başlamıştı. Deniz
    de seviyordu yeşil gözlü Setenay’ı. Bir gece Deniz mektup yazıyor,
    diğer gece setenay deniz’in sözlerine ve yüreğinde biriken kelimeleri
    döküyordu beyaz sayfalara. Malik uyudugu vakit Deniz dışarı cıkardı,
    Setenay da uyuyamaz Deniz’le dışarda uzun uzun konuşurdu. Deniz bazen
    şiirler okurdu, aralarındaki sevda köprüsü git gite birbirlerine
    bağlamıştı. Korku vardı yüreklerinde; ya köprüleri koparsa…
    Artık Deniz’in gitme zamanı da yaklaşmıştı, Filistin’e kaçacaktı. Orada mücadelesine devam edecekti.
    Muhtar
    Deniz’den pek hoşlanmamıştı. Hep burnunun ucuyla bakıyordu. Deniz de
    bunun farkındaydı. Çayocağında muhtarın gözleri bir gazeteye çarpti.
    Denizin resmi vardı. Deniz aranıyordu. Deniz’in idam hükmüyle
    yargılanan bir devrimci olduğunu öğrenmişti. Affalamıştı. Emin
    olabilmek icin gazeteyi aldı, köy kahvehanesinde, köylüye gösterecekti.

    Deniz’in çok sevdiği 17 yaşındaki Umut, köyün lisede okuyan tek
    çocuğuydu. Umut da Denizi sevmişti. Merak ettiklerini Deniz’e sorar
    Deniz de yardımcı olurdu. Aslında o da biliyordu Deniz’in bir devrimci
    olduğunu.
    Hava kararmıştı bir kaç güne kalmaz yola çıkacağını
    söyledi yaşlı Malik’e. Köylünün ve Malik’in şüphelenmemesi için, arada
    iyi olduguna dair ailesine, mektup yazıyordu. Aslında Deniz’in ailesi
    Sinop’ta kalıyordu, iki tepenin ortasındaki o kücük köyde. Deniz köy
    halkını cok sevmişti, güzel bir anı bırakacak ve doğrularını anlattığı
    için gönlü ferah yolla koyulacaktı. Setenay Deniz’ine o kadar alışmıştı
    ki; bir o kadar da sevmişti. Bir keresinde Deniz’e yün çorap örmüştü,
    babasından gizli, yine Denizin yatağına bırakmıştı. Deniz o çorapları
    giymedi. Göğsüsün üzerindeydi, kıyamıyordu onları giymeye. Deniz
    Malik’e herşeyi anlatmak istemişti ama yapamamıştı. Deniz kötü birisi
    değildi halkı için; kürt ve türk kardeşliğini savunan bir devrimciydi.
    Saat
    22:30 civarı muhtar köye geldi. Evine bile uğramadan direkt kahvehaneye
    gitti. “Eyyy!!! bu Malik’in evinde kalan kimdir biliyor musunuz” dedi.
    Köylü şaşkın şaşkın baktı. “Bir anarşisti besliyoruz köyümüzde.
    Bereketimiz kalmayacak, devlet arkasındaymış; bakın hele bakın bu
    resimdeki o değil mi?” diyerek köylüye avazı çıktığınca bağırdı. “Ben
    şimdi jandarmayı arayacağım o Deniz buradadır diyeceğim. Siz cabuk
    gidin evi kuşatın” diyerek köylüyü galeyana getirdi.
    Umut da o
    sırada kahvehanedeydi duyduklarına o kadar şaşırmamıstı. Aslında
    Deniz’i sevmiş ve o halkı için savaşıyordu bunu biliyordu. Umut
    köylüden önce giderek Denize haber etmesi gerekti. Eve koşan Umut kapı
    açılır açılmaz odaya girdi.
    Deniz pencerenin kenarında hazırlanmış
    ertesi sabah gidecekti. Dışarıda hafif kar sepeliyordu. Umut olan
    biteni anlattı. Malik bunları duyunca şaşırmıştı. Deniz başını yere
    eğdi; “ben kötü olan hic birşey yapmadım Malik amca; ben halkın
    özgürlüğü icin mücadelemi yürütüyorum” Setenay Umut’un dediklerini
    işitince duvara yaslandı ve gözlerini yere dikerek düşünü yordu. Çünkü
    sevdigi idam hükmüyle yargılanan bir devrimciydi. Malik Deniz’e “çabuk
    hazırlan” dedi “ben köylüyü oyalayacağım köy meydanına gelmeden
    yanlarında olmalıyım” dedi. Muhtar jandarmaya haber vermiş, siren
    sesleri kasabada yankılanmaya başlamıştı.
    Deniz yaşlı Malik’e
    yaklaştı sarıldı. Bütün yaptıkları icin teşekür etti. Malik Deniz’i
    oğlu gibi görmüştü, gözleri doldu. Cebinden 17.500 lira para çıkarttı.
    “bunu al sana lazım olacaktır” dedi ve Malik hızla köy meydanına doğru
    gitti. Köylü ne bulduysa almış eline köy meydanına doğru
    ilerlemekteydi. Umut da Deniz’le vedalaşmış yaşlı Malik’in arkasından
    gitmişti.
    Deniz Setenay’a yaklaştı, “biliyorum bana kızgınsın, ama
    ben suçlu değilim”; Deniz adım adım kapıya yaklaştı. Setenay suskundu,
    birden paltosuyla bir kac eşya aldı “ben de seninle geliyorum Deniz”.
    Setenay kararlıydı. Ne kadar Deniz hayır dese de Deniz’i takip
    edecekti. Deniz elini uzattı ve dere yolundan kaçmaya başladılar.
    Malik
    köylüyü görünce “nereye gidiyorsunuz ahali” diyerek seslendi. Sanki
    olan olaylardan bilgisi yoktu. Köylülerden birisi; “senin evinde kalan
    azılı kominstmiş muhtar söyledi ve gazetelerde resmi var” diyerek
    Malik’i çiğnercesine, yollarına devam ettiler. Malik köylüye “o iki
    saat evvel gitti”. Köylü inanmamişti ve Malik’in evine doğru
    ilerlediler. Malik de onlarla birlikte gitti.
    Deniz gitmişti
    Setenay da yanında. Malik kızını odalarda ararken, göz bebeğinden
    sakındıgı kızı ortalarda yoktu. O da çılgına döndü. Bir anda Deniz’in
    kaçırdıgını düşündü.; Deniz’e cephe almış, kudurmuştu. Kar gitgide
    etkisini artırmış, tipi vuruyordu toprağın tenine.
    Aradan 5 saat
    geçmişti. Jandarmalar köye girmişlerdi, saat gece 03:45’ti. Muhtar o
    saatte konaklama evinde karşıladı “pis anarşist kaçtı galiba dere
    yolundan” diyerek ajanlık yaptı jandarmaya. Özel birimler harekete
    geçmiş İncirli Köyü’ne doğru ilerlemekteydi.
    Deniz ile Setenay
    köydem 20 km kadar uzaklaşmış, Köşmür dağlarına doğru ilerliyorlardı.
    dışarısı soğuk dışarıda kar vardı. Karın beyazlığı Bingöl dağlarını
    sarmış, beyaza bürümüştü. Donmak üzerelerdi soğuk iliklerine kadar
    işlemişti. Jandarma kardaki ayak izlerini kaybetmeden peşlerine
    düşmüşlerdi..
    Deniz Setenay’a başaracaklarını söylüyor, onu
    uyutmamak icin düşlerini anlatıyordu, zaman geçiyor yaşlı Malik
    jandarmaların arkasından ilerliyordu. Gözlerinin akından sakındıgı
    kızının yokluğu gitgide onu patlamaya hazır mayına çevirmişti. Adım
    atacak dermanları kalmamıştı. Deniz alışkındı aslında yürümeye ama
    yanında diğer yarısı sevdası vardı adımlarını ona göre atıyordu. Köşmür
    dağlarında bir mağaraya girmek zorunda kaldırlar. Kar hafif hafif
    sepeliyordu ateş yakmak için hiç birşey yoktu. Setenay’ın yanına
    aldığı, birkaç eşya vardı. onu ateşe verdiler biraz olsun ısındılar.
    Deniz
    bunu pekçok yoldaşıyla yaşamıştı. Uyumamaları gerekti; Setenay’ı
    kollarının arasına alıyor, ona türlü türlü şiirler okuyordu.. Saat
    06:30 sessizlik bürünmüş beyaz cografyaya jandarmalar adım adım
    ilerliyorlardı. Askerlerde takat kalmamıştı. Sanki savaşa gidiyorlardı,
    karşılarında eşitlikten yana düzen isteyen bir genç.. henüz 24
    yaşında.. gökyüzü maviliğe, teslim olmuştu. Şafak sökmüş, sabah olmuş,
    kar durmuştu, ayak izlerini takip ettikçe sanki Deniz’e
    yaklaşıyorlardı. Kar tam durmuştu ayak izleri belirgindi. Yüzbaşı
    askerlere bağırıyor biraz daha hızlı olmaları icin arkalarından
    ilerliyordu.
    Deniz’in sığınmak için girdiği mağaraya
    yaklaşmışlardı. Komutan durmalarını emretti askerlerine; içerde
    birilerinin olduğunu sezinledi ve Denizlerin o mağarada olduğunu
    söylüyordu. Komutan bir kac kez “teslim ol Deniz” diye bağırdı. Sesi
    Şeytan Dağları’na kadar gidip geri geliyordu. El bombası atmak için
    askerlere geri çekilin emri verdi. Yaşlı Malik kızının da yanında
    olduğunu onun bir sucu olmadıgını söyledi. Zaten yol boyunca kaç kez
    söylemişti bunları komutana.
    Yavaş yavaş yaklaştılar mağaraya
    doğru. İçerden ses gelmiyordu kıpırtı yoktu, askerlerden birisi içeri
    ilk adımı attı. Gözleri direkt bir noktaya takıldı, Deniz ordaydı
    kollarının arasında Setanay vardı. Birbirlerine sarılmışlardı. Askerin
    ardından komutan girdi mağaraya ve sonrasında bir kac asker daha.
    Deniz
    diyerek bağırdı yüzbaşı ama ses yoktu yanlarına yaklaşti. Deniz’i
    yokladı ses yoktu. Deniz ve Setenay derin bir uykuya dalmışlardı.
    Dayanamamışlardı ve donarak ölmüşlerdi; birbirlerini o kadar sıkı
    sarmışlardıki sanki ölüme birlikte gülerek gitmişlerdi. Yüzlerinde
    hafif tebesüm. O anki sesizligi bozan tek bir şey vardı o da askerlerin
    hıçkırıkları……”

    Posted by admin @ 06:17

  • Bir cevap yazın

    E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Rss Feed Tweeter button Facebook button Technorati button Reddit button Myspace button Linkedin button Webonews button Delicious button Digg button Flickr button Stumbleupon button Newsvine button Youtube button
Edebiyat Edebiyat