• İtiraflar 31.08.2009 No Comments

    Konfüçyus demiş ki: “Eğitimli insanların dokuz düşüncesi vardır.  

     

    1-Baktıklarında, berrak görmeyi düşünürler. 

    2-Dinlediklerinde, iyi duymayı düşünürler.

    3-Görünüşleri bakımından, sıcak olmayı düşünürler. 

    4-Davranışlarında, saygılı olmayı düşünürler. 

    5-Konuşmalarında, doğru olmayı düşünürler. 

    6-Işlerinde, ciddi olmayı düşünürler.

    7-Kuşkuya düştüklerinde, soruları nasıl soracaklarını düşünürler… 

    8-Öfkelendiklerinde, sorunları düşünürler. 

    9-Kazancı gördüklerinde, adaleti düşünürler.”

    Tags: , ,

  • İtiraflar 31.08.2009 No Comments

    Hayat yolunda birçok manzarayla karşılaşırız.
    Kimimiz karşılaştıklarının değerini bilir, kimimiz ise birçoğunu görmeden geçip gider yanı başından.
    Bu yolun diğer yollardan farkı aynı yoldan, aynı şartlar altında bir daha geçememizdir.
    Gözümüz hedefe o kadar kilitlenir ki karşımıza çıkan diğer fırsatları görmeyiz bile.
    Ve birgün kendimizi hedeflediğimiz noktadan çok farklı bir yerde bulabiliriz.
    Elimizde kalan ise sadece değerlendirilmemiş bir çok fırsat ve koskocaman bir “keşke” olabilir.
    Bahçedeki en güzel gülün peşinde koşarken birgün kendimizi cılız ve yaprakları solmuş bir gülle bulabiliriz.
    Zamanın birinde bir kasabada yaşayan dünyalar güzeli bir kız varmış.
    Bu kız öyle güzelmiş ki çok uzak şehirlerden ve ülkelerden çok zengin, çok yakışıklı, asil pek çok delikanlı onu görmeye gelirmiş.
    Kendisiyle evlenmek nice prensi nice şövalyeyi reddeden güzel kız kimseleri beğenmezmiş.
    Bu arada aynı kasabada yaşayan ve bu kıza aşık olan genç bir delikanlı da bu kızı istemiş.
    Ama kız onu da reddetmiş.
    Aradan uzun yıllar geçmiş.
    Bizim delikanlı kasabadan ayrılmış.
    Kendine başka bir hayat kurmuş ve evlenmiş, çoluk çocuğa karışmış.
    Bir gün yolu bir zamanlar yaşadığı güzel, küçük kasabaya düşmüş.
    Orada tanıdık birine rastladığında aklına bir zamanlar orada yaşayan dünyalar güzeli kız gelmiş ve ona ne olduğunu sormuş.
    Yaşlı adam önünde gül bahçesi olan bir evi göstererek kızın evlendiğini söylemiş.
    Bizimki bir zamanlar herkesi reddetmiş olan kızın kocasını pek merak etmiş.
    Birgün gizlenip kocasını evden çıkarken görmüş.
    Kızın kocası şişman, kel ve çirkin mi çirkin bir adammış.
    Üstelik zengin bile değilmiş.
    Çok merak eden adam, kocası gittikten sonra evin kapısını çalmış.
    Kız kapıyı açınca kendini tanımış ve neden böyle bir adamla evlenmiş olduğunu sormuş.
    Kız da ona arkasındaki gül bahçesinden en güzel gülü koparıp getirirse cevabı vereceğini, bu arada tek şartının bahçede ilerlerken geriye dönmemesi olduğunu söylemiş.
    Adam da bunun üzerine yüzlerce güzel gülün olduğu bahçede ilerlemeye başlamış.
    Birden çok güzel sarı bir gül görmüş.
    Tam ona doğru eğilirken biraz ilerde kocaman pembe bir gül gözüne çarpmış.
    Tam ona uzanırken daha ilerde muhteşem güzellikte kırmızı bir gül goncası görmüş.
    Derken bir de bakmış ki bahçenin gülünü getirmesini beklerken kız bir de ne görsün yaprakları solmuş cılız bir gül.sonuna gelmiş ve mecburen oradaki bir gülü koparıp kıza götürmüş.
    Bahçenin en güzel Bunun üzerine adama dönen kız söyle demiş: “Bak gördün mü? Her zaman daha iyisini bulmak isterken ömür geçer ve sen en kötüsüne razı olmak zorunda kalırsın.
    Bu yüzden gençlik gitmeden elindekiyle yetinebilmeyi öğrenmek gerekir.”

    Tags: ,

  • İtiraflar 31.08.2009 No Comments

    Arjantin’li ünlü golf oyuncusu Robert de Vincenzo, yine bir turnuvayı kazanmış, ödülünü alıp kameralara poz vermiş ve kulüp binasına gidip oradan ayrılmak üzere hazırlanmıştı.
    Bir sure sonra binadan çıkıp otoparktaki arabasına yürürken yanına bir kadın yaklaştı.
    Kadın başarısını kutladıktan sonra ona çocuğunun çok hasta ve ölmek üzere olduğunu anlattı.
    Zavallı kadının hastane masraflarını ödemesi olanaksızdı.
    Kadının anlattığı öykü De Vincenzo’yu çok etkilemişti, hemen cebinden bir kalem çıkarttı ve turnuvadan kazandığı paranın bir miktarını yazdı çek defterine.
    Çeki kadının eline sıkıştırırken de ona, “Umarım, bebeğinin iyi günleri için harcarsın” dedi.
    Ertesi hafta kulüpte öğle yemeği yerken, Profesyonel Golf Derneği’nin bir görevlisi, Vincenzo’nun yanına geldi: “Otoparkta görevli çocuklar bana geçen hafta turnuvayı kazandıktan sonra yanına bir kadının geldiğini ve senin onunla konuştuğunu söylediler bana” dedi.
    De Vincenzo, evet anlamında başını salladı.
    “Evet” dedi görevli.
    “Sana bir haberim var.
    O kadın bir sahtekardır.
    Üstelik hasta bir çocuğu da yok.
    Seni fena halde kandırmış, arkadaşım.” De Vincenzo, “Yani ortada ölümü bekleyen bir bebek yok mu?” dedi.
    “Hayır, yok ” dedi görevli.
    “İşte bu, bu hafta duyduğum en iyi haber.” diye karşılık verdi De Vincenzo…
    AYNI PENCEREDEN DIŞARI BAKAN İKİ ADAMDAN BİRİ, SOKAKTAKİ ÇAMURU, DİĞERİ İSE GÖKTEKİ YILDIZLARI GÖRÜR.
    Frederick Langbridge

    Tags: , ,

  • İtiraflar 31.08.2009 No Comments

    Bir gülümseme insana hiçbir şeye mal olmaz.

    Fakat çok şey kazandırır.

    Vereni fakirleştirmeden alanı zengin eder.

    Gülümseme sadece bir an sürer, fakat anısı bazen sonsuza dek yaşar.

    Hiç kimse onsuz yaşayabilecek kadar zengin veya güçlü değildir.

    Gülümseme evde mutluluk, işte başarı yaratır.

    Dostluğun ve içtenliğin parolasıdır.

    O, yorguna dinlenme, üzgüne neşe verir.

    Böyle olmakla birlikte, satın alınmaz, rica ve minnetle elde edilmez, ödünç alınmaz veya çalınmaz, zorla sahip olunmaz.

    Çünkü kendiliğinden verilmedikçe kimsenin işine yaramaz.

    Bazı kimseler size gülümseyemeyecek kadar yorgundurlar, onlara siz gülümseyiniz.

    Gülümsemeyenlerin güleryüz görmeye gereksinimleri herkesten çoktur.

    Tags: ,

  •         Babasının işi nedeniyle çocuğun orta öğretimi kesintilere uğramıştı. Orta ikideyken, büyüdüğü zaman ne olmak ve yapmak istediği konusunda bir kompozisyon yazmasını istedi hocası.. Çocuk bütün gece oturup günün birinde at çiftliğine sahip olmayı hedeflediğini anlatan 7 sayfalık bir kompozisyon yazdı. Hayalini en ince ayrıntılarıyla anlattı. Hatta hayalindeki 200 dönümlük çiftliğin krokisini de çizdi. Binaların, ahırların ve koşu yollarının yerlerini gösterdi. Krokiye, 200 dönümlük arazinin üzerine oturacak 1000 metrekarelik evin ayrıntılı planını da ekledi. Ertesi gün hocasına sunduğu 7 sayfalık ödev, tam kalbinin sesiydi..

    İki gün sonra ödevi geri aldı. Kağıdın üzerinde kırmızı kalemle yazılmış kocaman bir 0 ve

    -“Dersten sonra beni gör” uyarısı vardı.

    -“Neden “0” aldım?” diye merakla sordu hocasına, çocuk..

    -“Bu senin yaşında bir çocuk için gerçekçi olmayan bir hayal” dedi hocası..

    -“Paran yok. Gezginci bir aileden geliyorsun. Kaynağınız yok. At çiftliği kurmak büyük para gerektirir. Önce araziyi satın alman lazım. Damızlık hayvanlar da alman gerekiyor. Bunu başarman imkansız. Eğer ödevini gerçekçi hedefler belirledikten sonra yeniden yazarsan, o zaman notunu yeniden gözden geçiririm.”

    Çocuk evine döndü ve uzun uzun düşündü. Babasına danıştı.

    -“Oğlum” dedi babası; “Bu konuda kararını kendin vermelisin. Bu senin hayatın için oldukça önemli bir seçim!.”

    Çocuk bir hafta kadar düşündükten sonra ödevini hiçbir değişiklik yapmadan geri götürdü hocasına..

    -“Siz verdiğiniz notu değiştirmeyin. ..Ben de hayallerimi..”.  

    Tags: ,

  •   Bir tüccar Mutluluğun Gizi'ni öğrenmesi için oğlunu insanların en 
    bilgesinin yanına yollamış. Delikanlı bir çölde 40 gün yürüdükten sonra, 
    sonunda bir tepenin üzerinde bulunan guzel bir şatoya varmış. Söz konusu 
    bilge burada yaşıyormuş. Bir ermişle karşılaşmayı bekleyen bizim kahraman, 
    girdiği salonda hummalı bir manzara ile karsilaşmış: Tüccarlar girip 
    çıkıyor, insanlar bir köşede sohbet ediyor, bir orkestra tatlı ezgiler 
    çalıyormuş; dünyanın dört bir yanından gelen lezzetli yiyeceklerle dolu bir 
    masa da varmış. Bilge sırayla bu insanlarla konuşuyormuş ve bizim delikanlı 
    kendi sırasının gelmesi için 2 saat beklemek zorunda kalmış. Delikanlinin 
    ziyaret nedenini açıklamasını dikkatle dinlemiş bilge, ama Mutlulugun 
    Gizi'ni açıklayacak zamanı olmadığını söylemiş ona. Gidip sarayda 
    dolaşmasını, kendisini 2 saat sonra görmeye gelmesini salık vermiş.
    -"Ama sizden bir ricada bulunacağım," diye eklemiş bilge, delikanlının eline 
    bir kaşık verip sonra bu kasığa iki damla sıvı yağ koymuş.
    -"Sarayı dolaşırken bu kaşığı elinizde tutacak ve yağı dökmeyeceksiniz".
    Delikanli sarayın merdivenlerini inip- çıkmaya başlamış, gözünü kaşıktan 
    ayırmıyormuş. 2 saat sonra bilgenin huzuruna çıkmış.
    -"Güzel, demiş bilge, peki yemek salonumdaki Acem halılarini gördünüz mü? 
    Bahçıvan Başı'nın yaratmak için on yil çalıştığı bahçeyi gördünüz mü? 
    Kütüphanemdeki güzel parşomenleri farkettiniz mi?"
    Utanan delikanli hiçbir şey göremediğini itiraf etmek zorunda kalmış. Çünkü 
    bilgenin kendisine verdiği iki damla yağı dökmemeye çabalamış, başka bir 
    şeye dikkat edememiş.
    -"Öyleyse git, evrenimin harikalarını tanı, oturduğu evi tanımadan bir 
    insana güvenemezsin."
    İçi rahatlayan delikanlı kaşığı alıp sarayı gezmeye çıkmış. Bu kez, 
    duvarlara asılmış, tavanları süsleyen sanat yapıtlarına dikkat ediyormuş. 
    Bahçeleri, çevredeki dağları, çiçeklerin güzelliğini, bulundukları yerlere 
    yakışan sanat yapıtlarının zarafetini görmüş. Bilgenin yanına dönünce, 
    gördüklerini bütün ayrıntıları ile anlatmış.
    -"Peki sana emanet ettiğim iki damla yağ nerede?" diye sormuş bilge.
    Kaşığa bakan delikanlı, iki damla yağın dökülmüş olduğunu görmüş.
    -"Sana verebileceğim tek bir öğüt var: Mutluluğun Gizi dünyanın bütün 
    harikalarını görmektir, ama kaşıktaki iki damla yağı unutmadan."

    Tags: ,

  • Öğrenmesi gerekli, biliyorum; tüm insanların dürüst ve adil olmadığını.
    Fakat şunu da öğret ona; her alçağa karşılık bir kahraman, her bencil
    politikacıya karşılık kendini adamış bir lider vardır. Her düşmana karşılık
    bir dost olduğunu öğret ona. Zaman alçak biliyorum. Fakat eğer
    öğretebilirsen ona, kazanılan bir doların bulunan beşinden daha değerli
    olduğunu öğret.
     
    Kaybetmeyi öğrenmesini öğret ona ve hem de kazanmaktan neşe duymayı.
    Kıskançlıktan uzaklara yönelt onu. Eğer yapabilirsen, sesiz kahkahaların
    gizemini öğret ona. Bırak erken öğrensin zorbaların görünüşte galip
    olduklarını. Eğer yapabilirsen, ona kitapların mucizelerini öğret. Fakat ona
    sesiz zamanlarda tanır. Gökyüzündeki kuşların, güneşin yüzü önündeki
    arıların ve yemyeşil yamaçtaki çiçeklerin ebedi gizemini düşünebileceği.
    Okulda hata yapmanın hile yapmaktan çok daha onurlu olduğunu öğret ona. Kendi
    fikirlerini inanmasını öğret, herkes ona yanlış olduğunu söylediğinde dahi.
    Nazik insanlara nazik, sert olanlara karşı da sert olmasını öğret ona.
    Herkes birbirine takılmış bir yönde giderken, kitleleri izlemeyecek gücü
    vermeye çalış oğluma. Tüm insanları dinlemesini öğret ona. Fakat tüm
    dinlediklerini gerçeğin eleğinden geçirmesini ve sadece iyi olanları
    almasını da öğret. Eğer yapabilirsen, üzüldüğünde bile nasıl gülümseyeceğini
    öğret ona. Gözyaşlarında hiçbir utanç olmadığını öğret.
     
    Herkesin sadece kendi iyiliği için çalıştığına inananlara dudak bükmesini
    öğret ona ve aşırı ilgiye dikkat etmesini. Ona kuvvetini ve beynini en
    yüksek fiyatı verene satmasını, fakat hiçbir zaman kalbi ve ruhuna fiyat
    etiketi koymamasını öğret. Uluyan bir insan kalabalığına kulaklarını
    tıkamasını öğret ona. Ve eğer kendinin haklı olduğuna inanıyorsa dimdik
    dikilip savaşmasını öğret. Ona nazik davran, fakat onu kucaklama. Çünkü
    ancak ateş çeliği saflaştırır. Bırak sabırsız olacak kadar cesarete sahip
    olsun. Bırak cesur olacak sabrı olsun. Ona her zaman kendisine karşı derin
    bir inanç taşımasını öğret. Böylece insanlığa karşı da derin bir inanç
    taşıyacaktır. Bu büyük bir taleptir, ne kadarını yapabilirsen bir bak
    bakalım. O, ne kadar iyi, küçük bir insan. Oğlum.
     
    Abraham LİNCOLN

    Tags: , ,

  •   Bir lise öğretmeni bir gün derste öğrencilerine bir teklifte bulunur:
    -"Bir hayat deneyimine katilmak ister misiniz?"
    Öğrenciler çok sevdikleri hocalarının bu teklifini tereddütsüz kabul 
    ederler.
    -"O zaman, bundan sonra ne dersem yapacağınıza da söz verin"
    Öğrenciler bunu da yaparlar.
    -"Şimdi yarın ki, ödevinize hazır olun. Yarın hepiniz birer plastik torba ve 
    beşer kilo patates getireceksiniz!"
    Öğrenciler, bu işten pek birşey anlamamışlardır. Ama ertesi sabah hepsinin 
    sıralarını üzerinde patatesler ve torbalar hazırdır. Kendisine meraklı 
    gözlerle bakan öğrencilerine şöyle der öğretmen:
    -"Şimdi, bugüne dek affetmeyi reddettiğiniz her kişi için bir patates alın, 
    o kişinin adını o patatesin üzerine yazıp torbanın içine koyun."
    Bazı öğrenciler torbalarına üçer-beşer tane patates koyarken, bazılarının 
    torbası neredeyse ağzına kadar dolmuştur.
    Öğretmen, kendisine "Peki şimdi ne olacak?" der gibi bakan öğrencilerine 
    ikinci açıklamasını yapar:
    -"Bir hafta boyunca nereye giderseniz gidin, bu torbaları yanınızda 
    taşıyacaksınız. Yattığınız yatakta, bindiğiniz otobüste, okuldayken 
    sıranızın üstünde? hep yanınıszda olacaklar."
    Aradan bir hafta geçmiştir. Hocaları sınıfa girer girmez, denileni yapmış 
    olan öğrenciler şikayete başlarlar:
    -"Hocam, bu kadar ağır torbayı her yere taşımak çok zor."
    -"Hocam, patatesler kokmaya başladı. Vallahi, insanlar tuhaf bakıyorlar bana 
    artık."
    -"Hem sıkıldık, hem yorulduk?"
    Öğretmen gülümseyerek öğrencilerine şu dersi verir:
    -"Görüyorsunuz ki, affetmeyerek asıl kendimizi cezalandırıyoruz. Kendimizi 
    ruhumuzda ağır yükler taşımaya mahkum ediyoruz. Affetmeyi karşımızdaki 
    kişiye bir ihsan olarak düşünüyoruz, halbuki affetmek en başta kendimize 

    yaptığımız bir iyiliktir

    Tags: , , , ,

  • İtiraflar 27.08.2009 No Comments
    İNSANLAR DA ÜLKELERE BENZİYOR;
     
    SINIRLARI VAR, YÜZÖLÇÜMLERİ...
     
    YASALARI VAR, BAYRAKLARI, İLKELERİ...
     
    KİMİ DAĞLIK BİR ARAZİDİR;
     
    KİMİ KIRAÇ,
     
    KİMİ BEREKETLİ...
     
    KİMİ DARDIR, KİMİ ENGİN GÖZ ALABİLDİĞİNE.
     
    KİMİNİN SINIRLARINDAN PASAPORT DENETİMİYLE GİRİLEBİLİR...
     
    ELİNİ KOLUNU SALLAYARAK GEÇEBİLİRSİN KİMİNDEN İÇERİ...
     
    SONUÇTA NE KÜÇÜMSE İNSANLARI DERİM,
     
    NE DE ÖNEMSE GEREĞİNDEN ÇOK...
     
    AMA ANLAMAYA ÇALIŞ;
     
    NEDİR SINIRLARININ VARABİLECEĞİ SON NOKTA,
     
    NEDİR VE NE KADAR GENİŞLEYEBİLİR YÜZÖLÇÜMLERİ

    Tags: , , ,

  •   Pek çoğumuz bir tartışma, yanlış anlama veya yetiştirme biçimindeki 
    farklılıklardan kaynaklanan küçük kırgınlıklara dört elle sarılırız. 
    Kırıldığımız kişi dost veya akraba olsun, inatla onun bize el uzatmasını 
    bekler, onu bağışlamak ve eski ilişkiyi tekrar başlatmak için bunun tek yol 
    olduğuna inanırız.
     
    Sağlığı pek de iyi olmayan bir hanım dostum bana oğluyla üç yıldan beri 
    konuşmadığını söyledi. "Neden?" diye sordum.
    Gelini ile ilgili bir konuda ters düştüklerini ve önce oğlu aramadıkça, 
    onunla bir daha hiç konuşmayacağını söyledi. Ona kendisinin el uzatmasını 
    önerince, önce itiraz etti ve "Bunu yapamam, çünkü onun özür dilemesi 
    gerekir," dedi. Kadın biricik oğluna elini uzatmadan neredeyse, ölmeye bile 
    hazırdı. Biraz da tatlı dil döküp onu ikna ettikten sonra telefon açmayı 
    kabul etti. Sonuçta oğlu, annesi aradığı için büyük bir minnet duydu ve 
    kendiliğinden özür diledi. Hep olduğu gibi taraflardan biri bir fırsat bulup 
    dostluk elini uzatırsa, bundan herkes kazançlı çıkar.
     
    Ne zaman öfkemize saplanıp kalsak, "ufak şeyleri" kafamızda kurup, gerçekten 
    "büyük mesele" haline getiririz. Sanki haklı oluşumuz mutluluğumuzdan daha 
    da önemliymiş gibi görünür. Oysa, hiç öyle değildir. Eğer daha huzurlu bir 
    insan olmak istiyorsanız şunu anlamamız gerekir ki haklı olmak hemen hiç bir 
    zaman kendinizi mutlu etmekten daha önemli değildir. Mutluluğun yolu, 
    yargıları bir yana atıp, sevgi elini uzatmaktır. Bırakın, başkaları haklı 
    oluversin. Bu sizin haksız olduğunuz anlamına gelmez. Her şey yoluna 
    girecektir. Siz işin ucunu bırakmanın huzurunu ve haklı olmayı başkalarına 
    bırakmanın keyfini yaşayacaksınız.
     
    Elinizi uzatıp, haklılığı başkalarina bıraktığınız zaman onlar da size karşı 
    daha çok sevecen olurlar. Çoğu zaman onlar size el uzatırlar. Ama eğer bu 
    gerçekleşmezse, hiç dert etmeyin. Daha çok sevgi olan bir dünya yaratmak 
    için size düşeni yapmanın huzurunu yaşayın.
     
    Dr. Richard Carlson

    Tags: , ,

Rss Feed Tweeter button Facebook button Technorati button Reddit button Myspace button Linkedin button Webonews button Delicious button Digg button Flickr button Stumbleupon button Newsvine button Youtube button
Edebiyat Edebiyat